Sennur Sezer (haz.) – Benim Nasrettin Hocam (2008)

‘Benim Nasrettin Hocam’da, on iki yazar ile bir çizer, Nasreddin Hoca’yı ve dünyasını yeniden yorumlamaya girişiyor.

Ali Balkız, Adnan Özyalçıner, Ahmet Say, Burhan Günel, Feyza Hepçilingirler, Mustafa Balel, Mehmet Başaran, Muzaffer İzgü, Orhan Duru, Suzan Samancı, Tarık Dursun K. ve Tahsin Yücel, Nasreddin Hoca’yı yeniden yorumladı, karikatürist Sefer Selvi ise resimledi.

Kitapta yer alan metinlerin ilgi çekiciliği, her yazarın kendi bakış açısıyla Hoca’nın meşhur fıkralarını yeniden yorumlamaları.

Tabi metinler, Hoca’yı yeniden anmak ve onu farklı bir gözle okumak için de iyi bir fırsat.

  • Künye: Sennur Sezer (haz.) – Benim Nasrettin Hocam, Evrensel Yayınları, mizah, 112 sayfa
Reklamlar

Kolektif – Doğu Öyküleri (2008)

Genç öykücülerimizden İnan Çetin’in hazırladığı ‘Doğu Öyküleri’ seçkisi, Türkiye’nin doğusunu anlatan on dört yazardan seçilmiş birer öyküden oluşuyor.

Doğu için, “Binlerce yıllık erdemleri şimdi bilinmiyor, bunun yerine yoksulluğun, umarsızlığın, şiddetin kendini teşhir ettiği ikincil yüzdür,” diyen Çetin’in seçkisi, kimi burada doğup büyümüş kimisi de çeşitli nedenlerle bu bölgede bulunmuş yazarların öykülerini barındırmasıyla önemli.

Seçkiye öyküyle katılan isimler şöyle: Tahsin Yücel, Bekir Yıldız, Adnan Binyazar, Ahmet Say, Sevgi Soysal, Ferit Edgü, Osman Şahin, Mıgırdiç Margosyan, Rasim Özdenören, Necati Güngör, Nedim Gürsel, Hasan Özkılıç, Hasan Ali Toptaş ve Suzan Samancı.

  • Künye: Kolektif – Doğu Öyküleri, hazırlayan: İnan Çetin, Notos Kitap, öykü, 171 sayfa

Suzan Samancı – Reçine Kokuyordu Hêlîn (2011)

  • REÇİNE KOKUYORDU HÊLÎN, Suzan Samancı, Sel Yayıncılık, öykü, 125 sayfa

Suzan Samancı’nın, ilk kez 1993’te yayımlanan ‘Reçine Kokuyordu Hêlîn’i, on beş kısa öyküden oluşuyor. Buradaki öykülerde Kürt coğrafyası sesiyle, rengiyle ve kuşkusuz acısıyla karşımıza çıkıyor. Öyküleri ilgi çekici kılan bir diğer husus ise, yazarın bölgenin kokularına, ilginç ayrıntılar eşliğinde, kendine özgü bir açıdan bakmasıdır diyebiliriz. Samancı, acılara ağıt yakmadan, onları gerçekçi bir bakışla işliyor; militanca sözler ve sloganlar yerine, karakterlerini kanlı canlı bireyler olarak resmediyor. Buradaki öykülerin içinde yer alan ‘Halepçe’den Gelen Sevgili’ ise, Samancı’nın daha sonra yazacağı bir romana da adını verdi.