Paul Ricoeur – Sevgi ve Adalet (2019)

Sevgi hakkında konuşmak hem çok basit hem de çok zor.

Nihayetinde üzerinde çok kelam edilmiş, modern zamanlarda da içi boşaltılmış bir kavramdan bahsediyoruz.

Paul Ricoeur de sevgi hakkında düşünmek gibi meşakkatli bir işe girişiyor ve yalnızca sevgiyi değil, sevgi ile adalet arasındaki diyalektiği uzun uzadıya irdeleyen bir düşünceyi kılavuz edinerek alana özgün bir katkı sunuyor.

Ricoeur bunu yaparken ahlakçıların ya da ilahiyatçıların sevgiden söz eden metinlerinde sistematik biçimde yinelenen izlekleri bulup çıkarıyor.

Ricoeur’ün, felsefe ile teolojinin kesiştiği sahada yer alan kitabı, kutsal metinlerde adalet arayışının neden sevgi temasından ayrılmadığını, kişinin komşusuna dönük bireysel sevgisiyle toplumsal adalet arayışı arasındaki uçurumun anlamını tartışıyor.

Sevgi ile övgü arasındaki bağ, sevginin adalete ve adaletin sevgiye etkisi, Kutsal Kitaptaki inancın dilsel ve yazınsal dolayımı, Kutsal Kitabın “İmgelem Birliği” ve vicdan, Ricoer’ün burada tartıştığı diğer konular.

  • Künye: Paul Ricoeur – Sevgi ve Adalet, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Sel Yayıncılık, felsefe, 106 sayfa, 2019
Reklamlar

Pierre Bourdieu – Televizyon Üzerine (2019)

“Yabancı düşmanlığı ve milliyetçilik patlamalarındaki yeniliğin özü, belki de modern iletişim araçlarının, bugün, bu ilkel tutkuları sonuna kadar sömürme imkânlarını sağlamalarında yatmaktadır.”

Pierre Bourdieu’nün 1996’da Fransa’da yayımlandığında büyük bir gürültü koparan ‘Televizyon Üzerine’ adlı bu yapıtı, medyayı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir siyasal düzen için en büyük tehlike haline getiren mekanizmayı, bu mekanizmanın oluşumunu ve etkilerini gözler önüne seriyor.

Bourdieu, medyanın, liberal Batı demokrasisini, yeryüzünde gelmiş geçmiş en mutlak totalitarizm haline getiren bir katalizör olarak işlediğini gösteriyor ve bu anlamda biz Türkiyeli okurların da ülkemizde yaşananlarla pek çok benzerlik bulabileceği çarpıcı saptamalarda bulunuyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Televizyon Üzerine, çeviren: Alper Bakım, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 102 sayfa, 2019

Kolektif – Queer Temaşa (2016)

Verili beden ve cinsellik algılarına savaş açan, queer bir tahayyülün ve düşünüşün imkânlarını tartışan metinler.

AIDS krizi ve aktivizmi, homo-normativite, dil, iktidarın beden inşası ve algısı, BDSM cinselliği; cinselliğin ve bedenin en az diğer sorunlar kadar acil ve hayati olduğunu savunan bu kitabın konuları arasında.

  • Künye: Kolektif – Queer Temaşa, derleyen: Leman S. Darıcıoğlu, Sel Yayıncılık

Marcianne Blevis – Kıskançlık (2010)

“Kıskançlık aslında sevginin en gözde tuzağıdır.” diyen psikiyatr ve psikanalist Marcianne Blevis bu kitabında, kıskanma duygusunun oluşum evrelerini, nedenlerini ve sonuçlarını örneklerle inceliyor.

‘Sevginin En Çok Düştüğü Tuzak’ alt başlığını taşıyan çalışma, kıskanma duygusunu anlamak için harika rehber.

“Kimi kıskanıyoruz?”, “Neden kıskanıyoruz?”, “Kıskanmak benliğimizi koruyan bir kalkan mı, yoksa başkalarına yönelttiğimiz bir silah mı?” sorularının yanıtlarını arayan Blevis’nin çalışmasındaki her bölüm, kıskançlığın farklı yüzlerini ve kaynak noktalarını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Marcianne Blevis – Kıskançlık, çeviren: Işıl Aydın, Sel Yayıncılık, psikanaliz, 158 sayfa

Yasemin Temizarabacı Yıldırmaz – Ütopyanın Kadınları, Kadınların Ütopyası (2016)

Klasik ve modern ütopyalarda toplumsal cinsiyetin nasıl inşa edildiğini araştıran sağlam bir çalışma.

Özellikle feminist ütopyaların konuya yaklaşımlarındaki farklılıkları belirlemesiyle dikkat çeken çalışma, ütopyalarda kadınların kamusal ve özel alandaki konumlandırılışını irdeliyor.

Hem iyi bir feminist çalışma hem de iyi bir edebiyat incelemesi.

  • Künye: Yasemin Temizarabacı Yıldırmaz – Ütopyanın Kadınları, Kadınların Ütopyası, Sel Yayıncılık

Brian O’Doherty – Beyaz Küpün İçinde (2010)

İrlandalı sanatçı ve eleştirmen Brian O’Doherty’nin, ‘Galeri Mekânının İdeolojisi’ alt başlığını taşıyan ‘Beyaz Küpün İçinde’ isimli elimizdeki eseri, 1976’da Arforum dergisinde art arda üç yazı olarak yayımlanmıştı.

Çalışmasında, galeri mekânının sanat nesnesi ile izleyici özne üzerindeki etkisini ele alan O’Doherty, modernizm için önemli bir zaman dilimi olarak düşünülebilecek bu süreçte bağlamın nesneyi nasıl yuttuğunu, nasıl bizzat nesnenin kendisi haline geldiğini araştırıyor.

Bir ortaçağ kilisesini inşa etmek için uygulanan kurallar ne kadar özenliyse, galeri mekânının inşası için uygulanan kuralların da aynı özene sahip olduğunu söyleyen yazar, her ikisinde de içerinin dış dünyadan soyutlandığını belirtiyor.

O’Doherty, modern sanatın ardındaki mekanizmaları ortaya çıkarıyor; sanat izlemenin estetik temellerini ve sosyolojik, ekonomik bağlamını irdeliyor.

  • Künye: Brian O’Doherty – Beyaz Küpün İçinde, çeviren: Ahu Antmen, Sel Yayıncılık, eleştiri, 136 sayfa

Alain Badiou – Biliyorum, Çok kalabalıksınız (2019)

Bu kitabı oluşturan iki metin, Alain Badiou’nun çoğunlukla gençlerden oluşan bir kitleye hitap ettiği iki ayrı konferansa dayanıyor.

İlk metin “Öteki”, ikincisi ise “Siyaset” üzerine ve Badiou, bu iki konu arasında incelikli ve sıkı bağlar kuruyor.

Badiou’nun ‘Gerçek Yaşam’ adlı kitabının devamı olarak da okunabilecek bu eser, kendisinin deyimiyle “gençliği yoldan çıkarmak” amacını güdüyor.

Badiou burada, insanlığın tüm farklılıklarına rağmen müşterek özelliklere sahip olduğunun altını ısrarla çiziyor ve devamında da,

  • Irkçılık belasının müşterekliklerimizi nasıl aşındırdığını,
  • “Fark”ın kutsanıp “aynı”nın düşünce sahasının dışında bırakılmasına neden itiraz etmemiz gerektiğini,
  • Birini diğerine tercih etmektense ikisinin birlikte hareketine odaklanan bir düşünce kurmanın gerekliliğini ve özgürlüğe giden yolun neden bu diyalektik sayesinde inşa edilebileceğini,
  • Sermayenin ayakta kalmak için savaşa nasıl muhtaç olduğunu,
  • Ve olumsuz sloganlara sıkışmış muhalefetin eylem kapasitesini arttırmak için ne gibi taktikler geliştirilebileceğini tartışıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Umut edelim, eyleme geçelim. Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kişi –mevcut metnin belirttiği anlamda– doğru siyaseti yapmaya başlayabilir. Sonra da bunun etrafında, yaptığının etrafında konuşabilir.”

“Devlet, hangi biçimde olursa olsun, hiçbir durumda özgürleşme siyasetini temsil edemez ya da tanımlayamaz.”

“Siyaset her koşulda insanlarla birlikte yapılır. Kapitalizmin örgütlediği çeşitli toplumsal ayrımcılık biçimlerine boyun eğilmesi kabul edilemez.”

“Yakın geçmişin en önemli deneyimlerini hatırlamak ve bunların yenilgileri üzerinde düşünmek gerekir.”

  • Künye: Alain Badiou – Biliyorum, Çok kalabalıksınız, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, siyaset, 64 sayfa, 2019