Edmondo de Amicis – İstanbul (2009)

Edmondo de Amicis, en çok ‘Çocuk Kalbi’ isimli klasik eseriyle bilinir.

Fakat onu, Türkiyeli okurların gözünde önemli kılan hususların başında, kuşkusuz İstanbul’a yaptığı geziye dair izlenimlerini barındıran kitabıdır.

De Amicis’in, daha önce Türkçeye çevrilen ‘İstanbul’ eseri, yeni bir baskıyla okurun karşısında.

1877’de ‘Constantinople’ ismiyle yayımlanan eserinde De Amicis, yetkin tasvir yeteneğiyle, kendisini çok etkileyen bu şehri kapsamlı bir bakışla anlatıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti, görülmeye değer güzelliği, bereketli hayatı ve şaşırtıcı çelişkileriyle kadim şehir İstanbul, De Amicis’in benzersiz anlatımıyla okurun karşısına çıkıyor.

  • Künye: Edmondo de Amicis – İstanbul, çeviren: Sevinç Tezcan Yanar, Pegasus Yayınları, roman, 400 sayfa
Reklamlar

Frank Schätzing – Sürü (2015)

Daha önce görülmemiş bir solucan türünün deniz tabanını kaplaması ve balinaların sebepsiz yere saldırganlaşmaya başlaması, dünyayı bekleyen büyük bir felaketin habercisi olabilir mi?

Bu haberlerin izini süren bilim insanları, dünyayı kaosa sürükleyecek acı gerçeklere ulaşacaktır.

Frank Schätzing, ritmini sürekli koruyan bir polisiye gerilimle karşımızda.

  • Künye: Frank Schätzing – Sürü, çeviren: Anıl Bilge ve Damla Özlüer Meriç, Pegasus Yayınları

Steve Peters – Şempanze Paradoksu (2015)

Bir psikiyatristten, zihnin en iyi şekilde kullanılması konusunda kimi öneri ve ipuçları.

Hepimizin zihninde bir şempanze olduğunu savunan, daha mutlu ve sağlıklı bir yaşam sürmek için bu şempanzeyi nasıl evcilleştirebileceğimizi anlatan kitap, zihnin çalışma biçimini merak edenler için iyi bir kaynak.

  • Künye: Steve Peters – Şempanze Paradoksu, çeviren: Alp Sanlı, Pegasus Yayınları

Howard Goodall – Müziğin Öyküsü (2018)

Tarihteki ilk flütlerden modern çağ enstrümanlarına müziğin kırk bin yıllık tarihi hakkında bir başvuru kaynağı.

İngiliz besteci ve yayıncı Howard Goodall, akıcı bir üslupla ilerleyen kitabında, her müzik türünü ortaya çıktığı koşullarla birlikte inceliyor, böylece aydınlatıcı bir rehber çalışmaya imza atmış oluyor.

Opera, dans, klasik müzik, halk müziği, caz, pop gibi türlerin müzikte hangi değişime işaret ettiğini ve müzik kayıt, yayın teknolojilerinin ortaya çıkış sürecini kapsamlı bir şekilde açıklayan yazar, aynı zamanda karşımıza Pérotin gibi pek bilinmeyen besteciler kadar Wagner gibi devleri de çıkarıyor.

Kitap, müziğin öyküsünün aslında insanın buluş yapma, birbirleriyle etkileşime geçme, isyan etme ve eğlenme güdülerinin öyküsü olduğunu bize bir kez daha hatırlatmasıyla ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Samimi bir üslupla kaleme alınmış kitapta, her bölüm için müzik listelerine yer verildiğini de belirtelim.

Müziğe ilgi duyan her okurun kitaplığında bulunması gereken bir eser.

  • Künye: Howard Goodall – Müziğin Öyküsü, çeviren: Sevi Sarıışık Tokalaç ve Emrah Tokalaç, Pegasus Yayınları, müzik, 424 sayfa, 2018

Mary Beard – Kadın ve İktidar (2018)

Mary Beard’in ‘Kadın ve İktidar’ı, ilk olarak antik zamanlardan günümüze uzanarak kadın düşmanlığının sağlam bir dökümünü yapıyor.

Medusa’dan dili kesilen Philomela’ya, tarih boyunca güçlü kadınlara yapılan haksızlıkları ortaya çıkaran Beard, kadınların gündelik yaşamda liderlik rollerinden nasıl uzak tutulduğunu ve kadınların iktidarla ilişkisine dair verili kültürel kodlarla hesaplaşıyor.

Beard, bütün bunları yaparken de, çok ama çok önemli şu sorunun yanıtını arıyor:

Eğer kadınların, iktidar yapılarına dâhil oldukları düşünülmüyorsa, yeniden tanımlamamız gereken şey iktidar değil midir?

‘Kadın ve İktidar’, kadınlara seslerini yükseltmeye, harekete geçmeye ve en önemlisi de, kendi güçlerini yeniden tanımlamaya davet ediyor.

  • Künye: Mary Beard – Kadın ve İktidar: Bir Manifesto, çeviren: İrem Sağlamer, Pegasus Yayınları, feminizm, 128 sayfa, 2018

Owen Jones – Apaçiler (2018)

Gün geçtikçe gelirleri daha da düşen, yaşam koşulları daha da zorlaşan işçi sınıfı, bütün bu olumsuzluklar yetmiyormuş gibi neden dört bir koldan öcüleştiriliyor?

Bu durumun ardındaki asıl etkenler nelerdir?

Neden bu kesim apaçiler, beleşçiler, çulsuzlar, hippiler, çapulcular ve ayaktakımı şeklinde tanımlanıyor?

Owen Jones sağlam bir tartışma sunan ‘Apaçiler: İşçi Sınıfının Şeytanlaştırılması’nda, modern Britanya’da işçi sınıfının nasıl olup da korku duyulan ve alay konusu edilen bir kitle haline gelmeye başladığını inceliyor.

Jones’a göre hükümetler, iktisadi problemleri gündemden düşürmek ve gelir dağılımında artan eşitsizliğin sorumluluğunu üzerlerinden atmak için işçilerin şeytanlaştırılmasını kasten bir perde olarak kullanıyor.

Jones, işçilerin şeytanlaştırılmasının siyasi ve toplumsal nedenlerini ortaya koyuyor ve bunun yanı sıra, bu duruma nasıl karşı koyabileceğimizi irdeliyor.

‘Apaçiler’, özellikle Britanya’da üst sınıfların büyüyen işçi sınıfı nefretini açıkça ortaya koyması, siyasal tutuculuğu tekrar tartışmaya açması ve sınıf kavramını politik bir değişken olarak yeniden gündeme getirmesiyle cesur, hararetli ve hiddetli bir inceleme.

  • Künye: Owen Jones – Apaçiler: İşçi Sınıfının Şeytanlaştırılması, çeviren: Tolga Yalur, Pegasus Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2018

Irwin D. Yalom ve Ginny Elkin – Her Gün Biraz Daha Yakın (2018)

Bir psikoterapiyi hem terapistin hem de hastanın gözünden izlemek ilginç bir deneyim.

Her ikisinin de bu sürece dair tespit ve değerlendirmelerinin birbirinden farklı oluşu, bunun ilginç oluşundaki başlıca etken.

Irwin D. Yalom, 1970 yılının sonbaharında yardımcı terapistiyle birlikte yürüttükleri grup terapisine Ginny Elkin’in devam etmesinin artık faydalı olmayacağına karar verdi.

Yalom’un bu aşamada önerdiği fikir, bireysel terapidir.

Yalom da Elkin de, her hafta yaptıkları görüşmelere dair raporlarını kendileri yazacak, fakat bu raporlar da üzerinden altı ay geçmeden hiç kimse tarafından okunmayacaktır.

Bundan sonraki iki yıl boyunca doktor ve hastası, birlikte paylaştıkları saatleri kendi görüş açılarına göre kaydettiler ve terapi sırasında konuşulmayan, sonradan akla gelen fikirleri, yorumları, duyguları ve çağrışımları sık sık yazılarına eklediler.

İşte bu görüşmelerin neticesi olan elimizdeki kitap, hem bir psikoterapi sürecinin nasıl ilerlediğine adım adım tanık olmamızı hem de psikiyatr ve hastanın birbirleri hakkındaki düşüncelerine aynı anda şahit olmamızı sağlıyor.

Kitabın, bilhassa psikoterapi seansları hakkında bilgilenmek ve bu sürecin izlediği seyri kavramak isteyenlere fazlasıyla hitap ediyor diyebiliriz.

  • Künye: Irwin D. Yalom ve Ginny Elkin – Her Gün Biraz Daha Yakın, çeviren: Zeliha Babayiğit, Pegasus Yayınları, psikoterapi, 300 sayfa, 2018