Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar (2019)

Silvia Federici’nin bu harika çalışması, cadı avlarının tarihi ve mantığı hakkında muazzam bir kaynak.

Cadılaştırılmış kadınlara yapılan işkencenin izlerinin kapitalist gelişmenin yol açtığı yerinden edilmelerle ve mülksüzleştirmelere kadar sürdüğünü ortaya koyan Federici, kadına yönelik şiddetin özellikle cadı avlarında ne denli akıl almaz biçimler aldığını gösteriyor.

Kitap bununla da yetinmeyerek, kadına yönelik şiddetin bugün aldığı yeni biçimleri de gösteriyor ve bu şiddete karşı ne gibi direniş yolları ortaya koyabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının tatmin edilmesi ve daha da önemlisi verimli bir iş gücünün üretimi gibi faydacı hedefler ile kadının arzusunun bastırılması bir araya getirilir. Cadı avı sayesinde yıkıcı potansiyellerinden arındırılan kadın cinselliği, ancak üreme ve evlilik bağlamına yerleştirilerek iyileştirilebilirdi.”

“Kapitalizmin yükselişiyle, bireyin içgüdüsel arzularını disipline edip iş gücüne yönlendirme kapasitesini ödüllendiren yeni bir toplumsal ethos gelişmiştir.”

“‘Cadı’ gençliğinde ‘uçkuru gevşek’, ‘iffetsiz’ davranışlarda bulunmuş ‘kötü şöhretli’ kadındı. Genellikle evlilik dışı ilişkilerden çocukları olurdu. O dönemde yasalar, kilise ve ailenin yeniden düzenlenmesi aracılığıyla Avrupa’daki kadın nüfusuna dayatılan kadınlık modeliyle çelişen tavırlar sergiliyordu.”

  • Künye: Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, tarih, 120 sayfa, 2019
Reklamlar

Franco “Bifo” Berardi – Kahramanlık Patolojisi (2018)

Burada daha önce ‘Gelecekten Sonra’ ve ‘Ruh İşbaşında’ adlı önemli kitaplarına yer verdiğimiz Franco “Bifo” Berardi, geçmişten bugüne kahramanlık olgusunu ve kahramanlık patolojisini tartıştığı bir diğer değerli kitabıyla karşımızda.

Antik ve modern çağlardaki kahramanlıkla finans kapitalizm zamanlarındaki kahramanlığın birbirinden büyük farklarla ayrıldığını belirten Berardi’ye göre, ikinci tür kahramanlık bugün patolojiye dönüşmüştür ve asıl yüzleşmemiz gereken olgu da budur.

Berardi’ye göre eski çağa özgü kahramanlığın cesaret, irade, müdahale ve “kötülüklerin” üstesinden gelme niteliklerine sahipken günümüzdeki kahramanlık suça meyillidir, ölümü gösteriye dönüştürür ve yaşama kasteden bir yıkıcılığa sahiptir.

Peki bu dönüşüme neden olan dinamikler nelerdir?

Berardi bunun nedenlerini, kapitalizmin nihilist yönleriyle açıklamaya koyuluyor ve kapitalizmin gösteri ve gerçeklik arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak kahramanlığı bir patolojiye dönüştürdüğünü söylüyor.

Kapitalizmin yersizyurtsuzlaştırdığı, gelecek inancını kaybetmiş birey, yaşamı olumsuzlar.

Böylesi bir ortamda, kahramanlık da bir gösteriden ibaret hale gelir ve yalnızca bir gösteriye dönüşen intihar ve katliamlar da, özünde ölümün ve yıkıcılığın hakikatini gizler.

İşte çağımızdaki kahramanlık tam da bu yüzden patolojiktir.

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi – Kahramanlık Patolojisi: Toplu Katliam ve İntihar, çeviren: Nalan Kurunç, Otonom Yayıncılık, siyaset, 208 sayfa, 2018

Nicholas Thoburn – Deleuze, Marx ve Politika (2009)

Nicholas Thoburn bu ilgi çekici kitabında, Gilles Deleuze’ün tamamlayamadığı ‘Marx’ın İhtişamı’ eserini inceleyerek, düşünürün Marx’la bağlanma alanlarını açığa çıkarmayı amaçlıyor.

Thoburn, bu eserden hareketle, Deleuze’ün minör politikasıyla Marx’ın kapitalist dinamikler eleştirisi arasındaki politik, kavramsal ve kültürel bağlamı inceliyor.

Thoburn’un çalışması, Deleuze’ün Marx’a ve Marxçı ilgilere bağlanmasının nasıl yararlı ve yenilikçi politik figürler geliştirebileceğini açığa çıkararak proletarya, değer ve denetim sorunundan iş eleştirisine kadar, bir dizi çevresel ve kavramı irdelemesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Nicholas Thoburn – Deleuze, Marx ve Politika, çeviren: Ali Utku ve Mukadder Erkan, Otonom Yayıncılık, siyaset, 286 sayfa

Mustafa Demirtaş – Özgürleşme Siyasetinde Fark ve Olay (2018)

“Bir olay tam olarak bir farklılığı kurar ve ikamet ettiğimiz dünyada birdenbire belirerek dünyanın egemen güçleri açısından olanaksız gibi görünen şeylerin yolunu döşer; mevcut duruma karşın bir yenilik olanağını açığa çıkarır… Olay ve fark, siyasi mücadelelerde yeniliğin yaratıcı gücüdür.”

Mustafa Demirtaş bu önemli kitabında, fark ve olay kavramını, siyasette iktidar yerine özgürleşmeyi olumlamanın kavramsal araçları olarak tanımlıyor.

Demirtaş buradan hareketle Michel Foucault, Antonio Negri & Michael Hardt, Alain Badiou, Jacques Rancière, Jacques Derrida ve Jean-Luc Nancy’nin düşüncelerini, fark ve olay kavramına getirdikleri katkılar bağlamında ele alıyor.

Bilhassa fark ve olay kavramlarının çağdaş felsefede kazandığı farklı boyutları ortaya koymasıyla önemli bir boşluğu dolduran çalışma, bunun yanı sıra, söz konusu düşünürlerin felsefi-politik kişilikleriyle özdeşleşmiş olan tarih, çokluk, devrim, eşitlik, adalet ve dünya gibi kavram ve meseleleri yorumluyor.

  • Künye: Mustafa Demirtaş – Özgürleşme Siyasetinde Fark ve Olay, Otonom Yayıncılık, siyaset, 136 sayfa, 2018

Ariel Suhamy ve Alia Daval – Spinoza ve Yaratıklar (2018)

Spinoza düşünüşünün en özgün yönlerinden biri, kanıtlamalarını ortaya koyarken gerçek ve düşsel hayvan ve melez imgelerinden sıklıkla yararlanmasıdır diyebiliriz.

‘Spinoza ve Yaratıklar’ ise, Spinoza’nın söz konusu imgelerini çizimle eşliğinde sunan harika bir resimli ansiklopedi.

Ansiklopedi, Spinoza’nın imgelerini ete kemiğe büründürmesiyle, filozofla ilgilenenlerin yanı sıra tüm okurların dikkatini çekecek mahiyette.

Burada örümcek, at, köpek, aslan ve fare gibi gerçek hayvanlar kadar, kanatlı at, sirenler ve hayaletler gibi düşsel yaratıklar da karşımıza çıkıyor.

  • Künye: Ariel Suhamy ve Alia Daval – Spinoza ve Yaratıklar, çeviren: Mustafa Çağlar Atmaca, Otonom Yayıncılık, felsefe, 152 sayfa, 2018

Simon Clarke – Marx’ın Kriz Teorisi (2009)

Dünyayı yeni ve sıkıntılı bir ekonomik krizin yeniden esir aldığı günümüzde Simon Clarke, ‘Marx’ın Kriz Teorisi’ başlıklı bu çalışmasıyla, düşünürün kriz teorisinin kökenine iniyor ve bu teorinin günümüzde nasıl bir işlev yüklenebileceğine odaklanıyor.

Clarke, kriz teorisinin Marksist gelenekte ne zaman merkezi bir rol oynamaya başladığını ve daha sonra yaşadığı çıkmazları anlatıyor; ilk kaynaklara, yani bizzat Marx’ın metinlerine inerek, O’nun kriz teorisini günümüzün sol hareketi için güncelliyor.

Marksist kriz teorilerinin çıkmazının öncelikle, Marx’ın teorisinin eleştirel boyutunu ihmal etmesi olduğunu savunan Clarke, süregelen tartışmaya katkıda bulunuyor.

  • Künye: Simon Clarke – Marx’ın Kriz Teorisi, çeviren: Cumhur Atay, Otonom Yayıncılık, ekonomi, 323 sayfa

Geert Lovink – Sosyal Medyanın Dipsiz Kuyusu (2018)

Sosyal medya, vaat ettiği şekliyle bizi özgürleştirebiliyor veya yeni bir demokratik ufuk yaratabiliyor mu?

Geert Lovink’in bu muazzam çalışması, güncel bir sosyal medya eleştirisi sunması ve özellikle de sosyal medya araçları üzerinden bize dayatılan yeni tahakküm biçimlerini gözler önüne sermesiyle önemli.

Lovink’in çalışmasının en önemli katkısı, sosyal medyanın, yakın zamanda yaşanmış toplumsal olayları daha görünür kılmasından yola çıkarak, onun kendiliğinden bize demokrasi, özgürlük getireceği inancına neden karşı çıkmamız gerektiğini güçlü argümanlarla açıklaması.

Yazar, sosyal medyayı reddetmenin buna neden çare olmayacağını, sosyal medyanın toplumsal çatışmalar ve güç ilişkilerindeki yerinin bilincinde olarak onu nasıl doğru bir şekilde kullanabileceğimizi irdeliyor.

Sosyal medyanın duyumsamayı en aza indirgeyip algıları nasıl manipüle ettiği ve böylece toplumsallığı nasıl baltaladığı konusunda sıkı bir tartışma arayanlar, bunun yanı sıra bu kuşatmaya nasıl direnebileceğimizin yolları üzerine düşünenler bu kitabı muhakkak edinmeli.

  • Künye: Geert Lovink – Sosyal Medyanın Dipsiz Kuyusu, çeviren: Deniz Esen, Otonom Yayıncılık, siyaset, 340 sayfa, 2018