Phillip Turetzky – Zaman (2020)

Zaman felsefesinin Avrupa düşüncesi içindeki gelişimi nasıl oldu?

Estetik, zaman felsefesi, felsefe tarihi, postyapısalcılık ve fenomenoloji alanlarında çalışan Phillip Turetzky’nin bu kitabı, Antik Yunan düşüncesinden çağdaş Batı felsefesine uzanarak zaman felsefesinin dört dörtlük bir tarihini sunuyor.

Kitabını kronolojik bir tarzda tasarlayan Turetzky, ilk olarak antik ve modern düşüncede zaman felsefesinin geçirdiği dönüşümü izliyor.

Yazar bu bağlamda, Aristoteles’ten Nietzsche’ye uzanan geniş tarihsel aralıkta hareket ediyor.

Turetzky devamında da, üç büyük felsefe geleneğinin zamana bakışını çok yönlü bir bakışla tartışmaya açıyor.

Bunlardan ilki, McTaggart ve Mellor gibi filozofların temsil ettiği gelenek, ikincisi Husserl ve Heidegger tarafından geliştirilen fenomenoloji ve son olarak da Bergson ve Deleuze’ün katkıda bulunduğu özgün gelenek.

Çalışma, zaman felsefesinin Batı’daki serencamını ortaya koymakla kalmıyor, bunun yanı sıra, zaman felsefesindeki ana problemleri ve alana getirilmiş alternatif çözümleri de aydınlatıyor.

  • Künye: Phillip Turetzky – Zaman, çeviren: Mustafa Çağlar Atmaca, Otonom Yayıncılık, felsefe, 368 sayfa, 2020

Jacques Derrida – Edebiyat Edimleri (2010)

‘Edebiyat Edimleri’, önde gelen felsefecilerden Jacques Derrida’nın edebi metinlere odaklanan yazılarından oluşuyor.

Kitabında Rousseau, Mallarmé, Shakespeare, Joyce, Blanchot ve Kafka gibi edebi figürleri tartışan Derrida, yalnız Batı edebiyatı konusunda değil, genel olarak edebiyat sorununa dair son derece özgün ve aydınlatıcı cevaplar sunuyor.

Buradaki yazılar, edebiyatı merkeze almalarının yanı sıra, okurunu, felsefe, siyaset ve etik konularını da kapsayan zevkli bir yolculuğa da davet ediyor.

Kitapta ayrıca, edebiyat, yapıbozum, politika, feminizm ve tarih sorunları üzerine Derrida’yla yapılmış bir söyleşi de yer alıyor.

  • Künye: Jacques Derrida – Edebiyat Edimleri, çeviren: Mukadder Erkan ve Ali Utku, Otonom Yayıncılık, eleştiri, 544 sayfa

Rosi Braidotti – Kadın-Oluş (2019)

Postyapısalcı felsefeyi feminist teoriyle ilişkilendirdiği özgün çalışmalarıyla da bildiğimiz Rosi Braidotti, şimdi de feminizmi fark felsefesi çerçevesinde tartışıyor.

Braidotti kitabına, ’68 hareketinin kuramsal dünyasında kadın olmanın hallerini irdeleyerek başlıyor.

Düşünür, kitaba adını veren ikinci bölümde ise, kadınlığa dair kuramsal çerçeveyi genişletiyor.

Yazar burada, cinsel fark kuramı, bedenleşme ve içkinlik konularını yeniden yorumluyor.

Bu bağlamda Deleuze ve Irigaray’ın fikirlerini karşılaştırıp yorumlayan Braidotti, kayıp, başarısızlık, melankoli ve ontolojik eksiklik gibi kavramların politik ve kuramsal düzlemdeki egemenliğine karşı oluş, fark, tamlık, neşe, yaratıcılık gibi daha olumlu kavramları öne çıkarıyor.

Braidotti kitabının üçüncü bölümünde ise, farkların kapitalizm tarafından nasıl kuşatıldığını ve etkisizleştirildiğini tartışıyor.

Kapitalizmin, çoğulcu farkları tüketimcilik adına piyasalaştırıp “ötekilerin” yani farklılıkların varoluş, kültür ve söylemlerinin metalaştırılmasını teşvik ettiğini belirten Braidotti, buna karşı nasıl bir mücadele hattı ortaya koyabileceğimizi de tartışıyor.

  • Künye: Rosi Braidotti – Kadın-Oluş: Cinsel Farkı Yeniden Düşünmek, çeviren: Ece Durmuş ve Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, feminizm, 192 sayfa, 2019

Gilles Deleuze – Nietzsche (2010)

Gilles Deleuze elimizdeki kitabında, Friedrich Nietzsche’nin yaşamını ve felsefesini anlatıyor.

Kitapta ayrıca, Nietzsche’nin temel kişiliklerinin sözlükçesi ile Deleuze tarafından yapılmış metinlerinden bir seçki de yer alıyor.

Deleuze filozofu anlatırken, ilk olarak, Nietzsche’nin ‘Zerdüşt Böyle Söyledi’ isimli eserinde yer alan “Nasıl ruh deveye, deve aslana ve nihayetinde aslan çocuğa dönüşür.” şeklindeki üç dönüşüm anlatısına başvuruyor.

Deleuze, Nietzsche için bu üç dönüşümün, diğer şeylerin yanı sıra, onun eserinin evrelerini, yaşamının ve sağlığının aşamalarını ifade ettiğini söylüyor ve bundan hareketle, Nietzsche’nin hayatı ve felsefesine iniyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – Nietzsche, çeviren: İlke Karadağ, Otonom Yayınevi, felsefe, 143 sayfa

Hannah Stark – Deleuze’den Sonra Feminist Teori (2019)

Güncel feminist teorinin karşı karşıya kaldığı sorunlar nelerdir ve bunların aşılması için ne gibi çözümler ortaya konabilir?

Hannah Stark tam da bu sorunun yanıtını arıyor ve bunu yaparken de, 20. yüzyılın önde gelen düşünürlerinden Gilles Deleuze ile feminizmi diyaloga sokarak daha kapsayıcı ve daha radikal bir feminizmin imkânları üzerine derinlemesine düşünüyor.

Sadece Deleuze’ü değil, aynı zamanda Simone de Beauvoir, Rosi Braidotti, Judith Butler, Elizabeth Grosz ve Luce Irigaray gibi önde gelen düşünürlerle Deleuze arasında köprüler kurmasıyla da dikkat çeken çalışma, toplumsal cinsiyet, beden, arzu ve politika gibi güncel konu ve kavramları yeniden yorumluyor.

Stark’ın çalışması, feminist teorinin Deleuze’ün fikirlerine getirdiği eleştirileri de ihmal etmeden, Deleuzecü düşüncenin feminist teoriye ne gibi katkılar sunacağını irdelemesiyle dikkat çekici.

Kitabın bir diğer önemli katkısı ise, Anglo-Amerikan ve Fransız feminizminin yanı sıra, Avustralya’da ve Avrupa’nın diğer bölgelerinde ortaya çıkmış feminist düşüncenin feminist teori içindeki yerini bütünlüklü bir şekilde saptaması.

  • Künye: Hannah Stark – Deleuze’den Sonra Feminist Teori, çeviren: Yonca Cingöz, Otonom Yayıncılık, feminizm, 184 sayfa, 2019

Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar (2019)

Silvia Federici’nin bu harika çalışması, cadı avlarının tarihi ve mantığı hakkında muazzam bir kaynak.

Cadılaştırılmış kadınlara yapılan işkencenin izlerinin kapitalist gelişmenin yol açtığı yerinden edilmelerle ve mülksüzleştirmelere kadar sürdüğünü ortaya koyan Federici, kadına yönelik şiddetin özellikle cadı avlarında ne denli akıl almaz biçimler aldığını gösteriyor.

Kitap bununla da yetinmeyerek, kadına yönelik şiddetin bugün aldığı yeni biçimleri de gösteriyor ve bu şiddete karşı ne gibi direniş yolları ortaya koyabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının tatmin edilmesi ve daha da önemlisi verimli bir iş gücünün üretimi gibi faydacı hedefler ile kadının arzusunun bastırılması bir araya getirilir. Cadı avı sayesinde yıkıcı potansiyellerinden arındırılan kadın cinselliği, ancak üreme ve evlilik bağlamına yerleştirilerek iyileştirilebilirdi.”

“Kapitalizmin yükselişiyle, bireyin içgüdüsel arzularını disipline edip iş gücüne yönlendirme kapasitesini ödüllendiren yeni bir toplumsal ethos gelişmiştir.”

“‘Cadı’ gençliğinde ‘uçkuru gevşek’, ‘iffetsiz’ davranışlarda bulunmuş ‘kötü şöhretli’ kadındı. Genellikle evlilik dışı ilişkilerden çocukları olurdu. O dönemde yasalar, kilise ve ailenin yeniden düzenlenmesi aracılığıyla Avrupa’daki kadın nüfusuna dayatılan kadınlık modeliyle çelişen tavırlar sergiliyordu.”

  • Künye: Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, tarih, 120 sayfa, 2019

Franco “Bifo” Berardi – Kahramanlık Patolojisi (2018)

Burada daha önce ‘Gelecekten Sonra’ ve ‘Ruh İşbaşında’ adlı önemli kitaplarına yer verdiğimiz Franco “Bifo” Berardi, geçmişten bugüne kahramanlık olgusunu ve kahramanlık patolojisini tartıştığı bir diğer değerli kitabıyla karşımızda.

Antik ve modern çağlardaki kahramanlıkla finans kapitalizm zamanlarındaki kahramanlığın birbirinden büyük farklarla ayrıldığını belirten Berardi’ye göre, ikinci tür kahramanlık bugün patolojiye dönüşmüştür ve asıl yüzleşmemiz gereken olgu da budur.

Berardi’ye göre eski çağa özgü kahramanlığın cesaret, irade, müdahale ve “kötülüklerin” üstesinden gelme niteliklerine sahipken günümüzdeki kahramanlık suça meyillidir, ölümü gösteriye dönüştürür ve yaşama kasteden bir yıkıcılığa sahiptir.

Peki bu dönüşüme neden olan dinamikler nelerdir?

Berardi bunun nedenlerini, kapitalizmin nihilist yönleriyle açıklamaya koyuluyor ve kapitalizmin gösteri ve gerçeklik arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak kahramanlığı bir patolojiye dönüştürdüğünü söylüyor.

Kapitalizmin yersizyurtsuzlaştırdığı, gelecek inancını kaybetmiş birey, yaşamı olumsuzlar.

Böylesi bir ortamda, kahramanlık da bir gösteriden ibaret hale gelir ve yalnızca bir gösteriye dönüşen intihar ve katliamlar da, özünde ölümün ve yıkıcılığın hakikatini gizler.

İşte çağımızdaki kahramanlık tam da bu yüzden patolojiktir.

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi – Kahramanlık Patolojisi: Toplu Katliam ve İntihar, çeviren: Nalan Kurunç, Otonom Yayıncılık, siyaset, 208 sayfa, 2018