Çağrı Kaderoğlu Bulut – Sınıfın Sınırlarında (2019)

Son zamanların en çok kan kaybeden mesleklerinden biri, açık ara önde gazeteciliktir.

Peki, ne oldu da, 20. yüzyılın en itibarlı mesleklerinden biri olan gazetecilik, 21. yüzyılın ilk yıllarından başlayarak hem toplumsal, hem siyasi hem de sektörel anlamda bu denli geriledi?

Toplumsal sınıflar, emek süreçleri, yöntembilim, toplumsal hareketler ve iletişimin ekonomi politiği gibi alanlarda çalışmakta olan Çağrı Kaderoğlu Bulut’un bu oylumlu kitabı, işte tam da bu sorulara tatmin edici yanıtlar vermesiyle büyük bir boşluğu dolduruyor.

Bizzat gazeteciyi merkeze alarak medyadaki dönüşümü çok yönlü bir şekilde çözümleyen Bulut, neoliberal sürecin gazetecilik mesleğine etkilerini, gazetecinin bu süreçte değişen konumunu, toplumsal sınıf ilişkileri içinde gazetecinin ne gibi roller üstlendiğini, gazetecilikte emek ve proleterleşme sürecini, gazetecilerin örgütlen(eme)me deneyimlerini derinlemesine analiz ediyor.

Saha çalışmalarıyla da zenginleşen kitabın, gazeteciliğin tarihsel gelişimini zengin bir içerikle çözümlediğini de belirtelim.

  • Künye: Çağrı Kaderoğlu Bulut – Sınıfın Sınırlarında: Gazeteciler ve Proleterleşme, Nota Bene Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2019
Reklamlar

Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası (2018)

Türkiye’de muhafazakârlığın neoliberalizmle ittifakı, en basitinden şehirlerin ranta ve betona teslim edilişine ve doğanın talanına bakıldığında korkunç sonuçlar yarattı.

Gencay Serter de bu önemli çalışmasında, muhafazakârlık ve neoliberalizm ilişkisini tam da mekân bağlamında irdelemesiyle önemli bir çalışmaya imza atmış.

Bilhassa neoliberalizmin otoriter rejimlerle bağ kurduğunda nasıl kusursuzca işlediğini ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, bu gerçekten yola çıkarak Türkiye’de merkezi veya yerel yönetimlerin mekâna müdahale etme örneklerindeki sert, kural koşul tanımaz tavrını çözümlüyor.

Öte yandan, muhafazakârlar modern kentin mekâna yansıyan simgesel öğelerine karşı fazlasıyla alerjik reaksiyon gösterdiğini ve yine bu anlayışın muhafazakâr bir kent kurmaya çalışırken ilk olarak bu simgelerle hesaplaştığını da biliyoruz.

İşte Serter de, muhafazakâr ideolojinin iç işleyişini çözerek buna neden olan dinamikler konusunda bizi aydınlatıyor.

  • Künye: Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası: Neoliberalizm ve Muhafazakârlık İlişkisinde Mekânın Yeri, Nota Bene Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2018

 

Georg Lukács – Toplumsal Varlığın Ontolojisi (2018)

Georg Lukács’ın ölümünden sonra yayınlanma olanağı bulmuş ‘Toplumsal Varlığın Ontolojisi’, aradan geçen yıllara rağmen Marksist literatürün en verimli tartışmaları hakkında halen muhteşem bir kaynak.

Ateş Uslu’nun, esere ve etkilerine dair sağlam bir çerçeve sunduğu sunuş yazısıyla açılan bu kitabında Lukács,

  • Hegel’in doğru ve yanlış ontolojileri,
  • Marx’ın temel ontolojik düşünceleri,
  • Emek,
  • Neo-pozitivist ontoloji,
  • Mekanik materyalist ontoloji,
  • Yeni-Kantçı ontoloji,
  • Neo-pozitivizm ve varoluşçuluk,
  • İdeal ve ideoloji,
  • Yabancılaşma,
  • Emek dışında yeniden üretim dinamikleri,
  • Ve bunun gibi, pek çok önemli konu ve kavramı tartışıyor.

Künye: Georg Lukács – Toplumsal Varlığın Ontolojisi: Hegel, Marx, Emek, çeviri editörü: Doğan Barış Kılınç, Nota Bene Yayınları, felsefe, 416 sayfa, 2018

Servet Gün – Piyasa Hukukunun İnşası: Zorunlu Arabuluculuk (2018)

Yakın zamanda iş mahkemesi kanununda yapılan değişiklikle, çalışan tazminatında tümüyle çalışanın aleyhine işleyen, onun haklarını büyük oranda tırpanlayan “zorunlu arabuluculuk”  düzenlemesi getirildi.

Servet Gün de bu çalışmasında, zorunlu arabuluculuk düzenlemesini, tam da olması gerektiği şekilde, devlet ve hukuk aracılığıyla ‘işleyen piyasalar’ yaratan müdahalelerin bir örneği olarak, başka bir deyişle dolayımlanmış bir sınıf müdahalesi örneği olarak inceliyor.

Kitabının ilk bölümünde neoliberalizmin piyasa yönelimli müdahalelerini irdeleyen Gün, neoliberal süreçte geleneksel iş hukuku anlayışının nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Kitabın ikinci bölümü, bugüne kadar kamusal hizmet statüsüne tabi olagelmiş yargının, bugün nasıl piyalaştırıldığıyla ilgili.

Gün, yargı faaliyetlerinin piyasa mantığına tabi kılınarak metalaştırıldığını, bunun bir sonraki aşaması olan iş mahkemeleri kanunuyla getirilen “zorunlu arabuluculuk” kurumunun, sınıfsal kazanımların kamu otoritesi önünde talep edilebilirliğini riske attığını ortaya koyuyor.

Başka bir deyişle yazar, “zorunlu arabuluculuk” kurumunun yalnızca kamusal hizmetin niteliğini değiştirmediğini, bunun yanı sıra büyük tarihsel mücadelelerin ürünü olan iş hukukuna içerilmiş sınıfsal kazanımları da berhava ettiğini söylüyor.

Özellikle yargının özelleştirilmesi ve iş yargısında yaşanan gelişmelerin sıkı bir sınıfsal analizini okumak isteyenler, bu kitabı kaçırmamalı.

  • Künye: Servet Gün – Piyasa Hukukunun İnşası: Zorunlu Arabuluculuk, Nota Bene Yayınları, siyaset, 96 sayfa, 2018

 

Alexander Kluge ve Oskar Negt – Kamusallık ve Tecrübe (2018)

Alexander Kluge ve Oskar Negt’in önemli çalışması ‘Kamusallık ve Tecrübe’, hem proleter kamusallığını kapsamlı bir şekilde irdeliyor hem de çürüyen burjuva kamusallığına karşıt bir kamusallığın imkânları üzerine düşünüyor.

Yazarların bunu yaparken, gelişmiş kapitalist toplumun iç çelişkilerini ayrıntılı bir şekilde analiz etmeleri, ayrıca, praksis-teori ikiliğini aşma imkânlarını sorgulamaları da, kitabı dikkat çekici kılan hususlardan.

Kluge ve Negt, devrimci teori ve pratiğin bıraktığı mirasın geç kapitalizmin yeni koşullarında ne ifade ettiği hakkında tartışıyor.

Ardından emek süreçleri, dil, medya tekeli, televizyon, gündelik yaşam, emperyalizmin yeni biçimleri, işçi sınıfının mücadele tarihi ve solun yenilgisi gibi konu ve kavramları yeniden yorumlayarak işçi sınıfının bizzat gündelik yaşamın içinde ne gibi üretim kamusallıkları yaratabileceğini irdeliyor.

  • Künye: Alexander Kluge ve Oskar Negt – Kamusallık ve Tecrübe: Burjuva ve Proleter Kamusallığın Analizine Doğru, çeviren: Müge Atala, Nota Bene Yayınları, siyaset, 464 sayfa, 2018

Özen B. Demir ve Adem Yıldırım – Beden, Tıp ve Felsefe (2018)

Bir tıp doktoru ile bir felsefe doktoru arasındaki yazışmalarla ortaya çıkmış; beden ve tıp temalarını felsefe, psikanaliz, antropoloji, edebiyat, feminizm ve bilime uzanan disiplinler arası bir bakışla tartışan ufuk açıcı bir kitap.

Özen Demir ve Adem Yıldırım burada, sağlık ve hastalık, gövde ve beden, canlılık ve yaşam, insan ve hayvan gibi pek çok konu ve kavram üzerine düşünüyor ve bunu yaparken de, Platon’dan Aristoteles’e, Foucault’dan Husserl’e, Derrida’dan Nietzsche’ye, Spinoza’dan Blanchot’ya, Beckett’tan Marx’a ve Freud’tan R. D. Laing’e pek çok ismin fikirlerini kat ediyor.

Bunlara ek olarak, psikiyatri, antropoloji, psikoterapi, psikanaliz, anti-morfoloji, anti-psikiyatri, bilim, edebiyat, feminizm, queer, biyoetik, biyoteknoloji, biyopolitika, mikro-sosyoloji, tıbbî epistemoloji ve tıp tarihi ile ilgilenenlerin de severek okuyacağı bir kitap.

  • Künye: Özen B. Demir ve Adem Yıldırım – Beden, Tıp ve Felsefe, Nota Bene Yayınları, felsefe, 261 sayfa, 2018

Ercüment Çelik – Güney Sosyolojisi ve Türkiye’de Sosyoloji (2018)

Ercüment Çelik’in bu kitabı, Türkiye’de Güney Sosyolojisi üzerine yazılan ilk kitap olmasıyla önemli.

Bilindiği gibi sosyal bilimlerde ve özellikle de sosyoloji alanındaki bilgi üretiminde, Kuzey’in uzun yıllardır süren egemenliği söz konusu.

Fakat son yıllarda, Küresel Güney’de sosyal bilimler alanındaki çalışmalar büyük bir ivme kazandı ve bunların sonucunda da “Güney’den öğrenme” şeklinde özetleyebileceğimiz, sosyoloji çevrelerinde artan bir ilgi uyanmaya başladı.

Çelik de, hem Güney sosyolojisi yaklaşımlarını ve bu yaklaşımlardaki temel tezleri açıklıyor hem de bu tezleri Türkiye’deki sosyoloji disiplinine uyguluyor.

Kitap buradan yola çıkarak, Güney sosyolojisi ile Türkiye sosyolojisi arasında nasıl bir ilişki kurulabileceği üzerine düşünüyor.

Kitabın bir diğer önemli katkısı da, Türkiye’de sosyoloji eğitiminde Kuzey’de üretilen kuramlara bağımlılığı ve Güney’de üretilen bilgi ve kuramlara hiç denecek kadar az yer verildiğini ampirik araştırma bulgularıyla gözler önüne sermesi.

  • Künye: Ercüment Çelik – Güney Sosyolojisi ve Türkiye’de Sosyoloji, Nota Bene Yayınları, sosyoloji, 192 sayfa, 2018