Denizer Şanlı – Düşman Ceza Hukuku (2019)

Denizer Şanlı’nın bu kapsamlı çalışması, düşmana uygulanan hukuk geleneğini, başka bir deyişle düşman ceza hukukunu bilimsel bir yaklaşımla irdeliyor.

Şanlı çalışmasında,

  • Düşman ceza hukuku kavramının düşünsel ve tarihsel kaynaklarını,
  • Düşman ceza hukukunun güncel zeminini,
  • Düşman ceza hukukunun kurumsal temelleri ve kapsamını,
  • Ve hukuk devletinde düşman ceza hukukunun ne anlama geldiğini kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Şanlı bunu yaparken de, düşman ceza hukukunun uygulandığı pek çok tarihsel örnekten de yararlanıyor.

  • Künye: Denizer Şanlı – Düşman Ceza Hukuku, Nota Bene Yayınları, hukuk, 224 sayfa, 2019
Reklamlar

Erdinç Obuz – Yüreğim Sol’madan (2019)

1970’lerde, Türkiye’nin doğu bölgelerinde güçlü bir devrimci mücadele vardı.

Ne yazık ki, bu sürecin yeteri kadar irdelendiği söylenemez.

Erdinç Obuz da bu önemli çalışmasında, bizzat kendisinin de içinde bulunduğu 1975-1985 arası Malatya, Erzincan, Elazığ ve Dersim bölgesindeki devrimci mücadeleyi ele alıyor.

Devrimci hareketin o zaman merkezinde bulunan isimlerin tanıklığı üzerine kurulu çalışma, bölgede o dönem olup bitenleri enine boyuna masaya yatırıyor ve böylece Türkiye’nin yakın tarihi hakkında çok önemli ayrıntılar veriyor.

Obuz’un çalışması, hareketin genel seyrini ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda, Türkiye devrimci hareketine yönelik değerlendirmeler, eleştiriler ve öneriler de sunuyor.

Kitapta görüşülen isimlerden bazıları şöyle:

Mehmet Tekin, Mehmet Biter, Nazım Doğan, Sedat Kesim, Mahmut Memduh Uyan, Yaşathak Arslan, İbrahim Ulutaş, Ziya Uncu, Ali Alfatlı, Ali İhsan Pektaş, Ali Demiralp, Muharrem Düzova, Yasin Ketenoğlu, Mehmet Ali Yılmaz, Melih Pekdemir, Haşim Aydıncak, Cemil Bal, Hüseyin Çuhadar.

  • Künye: Erdinç Obuz – Yüreğim Sol’madan: Malatya, Dersim, Elazığ, Erzincan’da Devrimci Mücadele, Nota Bene Yayınları, siyaset, 408 sayfa, 2019

Çağrı Kaderoğlu Bulut – Sınıfın Sınırlarında (2019)

Son zamanların en çok kan kaybeden mesleklerinden biri, açık ara önde gazeteciliktir.

Peki, ne oldu da, 20. yüzyılın en itibarlı mesleklerinden biri olan gazetecilik, 21. yüzyılın ilk yıllarından başlayarak hem toplumsal, hem siyasi hem de sektörel anlamda bu denli geriledi?

Toplumsal sınıflar, emek süreçleri, yöntembilim, toplumsal hareketler ve iletişimin ekonomi politiği gibi alanlarda çalışmakta olan Çağrı Kaderoğlu Bulut’un bu oylumlu kitabı, işte tam da bu sorulara tatmin edici yanıtlar vermesiyle büyük bir boşluğu dolduruyor.

Bizzat gazeteciyi merkeze alarak medyadaki dönüşümü çok yönlü bir şekilde çözümleyen Bulut, neoliberal sürecin gazetecilik mesleğine etkilerini, gazetecinin bu süreçte değişen konumunu, toplumsal sınıf ilişkileri içinde gazetecinin ne gibi roller üstlendiğini, gazetecilikte emek ve proleterleşme sürecini, gazetecilerin örgütlen(eme)me deneyimlerini derinlemesine analiz ediyor.

Saha çalışmalarıyla da zenginleşen kitabın, gazeteciliğin tarihsel gelişimini zengin bir içerikle çözümlediğini de belirtelim.

  • Künye: Çağrı Kaderoğlu Bulut – Sınıfın Sınırlarında: Gazeteciler ve Proleterleşme, Nota Bene Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2019

Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası (2018)

Türkiye’de muhafazakârlığın neoliberalizmle ittifakı, en basitinden şehirlerin ranta ve betona teslim edilişine ve doğanın talanına bakıldığında korkunç sonuçlar yarattı.

Gencay Serter de bu önemli çalışmasında, muhafazakârlık ve neoliberalizm ilişkisini tam da mekân bağlamında irdelemesiyle önemli bir çalışmaya imza atmış.

Bilhassa neoliberalizmin otoriter rejimlerle bağ kurduğunda nasıl kusursuzca işlediğini ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, bu gerçekten yola çıkarak Türkiye’de merkezi veya yerel yönetimlerin mekâna müdahale etme örneklerindeki sert, kural koşul tanımaz tavrını çözümlüyor.

Öte yandan, muhafazakârlar modern kentin mekâna yansıyan simgesel öğelerine karşı fazlasıyla alerjik reaksiyon gösterdiğini ve yine bu anlayışın muhafazakâr bir kent kurmaya çalışırken ilk olarak bu simgelerle hesaplaştığını da biliyoruz.

İşte Serter de, muhafazakâr ideolojinin iç işleyişini çözerek buna neden olan dinamikler konusunda bizi aydınlatıyor.

  • Künye: Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası: Neoliberalizm ve Muhafazakârlık İlişkisinde Mekânın Yeri, Nota Bene Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2018

 

Georg Lukács – Toplumsal Varlığın Ontolojisi (2018)

Georg Lukács’ın ölümünden sonra yayınlanma olanağı bulmuş ‘Toplumsal Varlığın Ontolojisi’, aradan geçen yıllara rağmen Marksist literatürün en verimli tartışmaları hakkında halen muhteşem bir kaynak.

Ateş Uslu’nun, esere ve etkilerine dair sağlam bir çerçeve sunduğu sunuş yazısıyla açılan bu kitabında Lukács,

  • Hegel’in doğru ve yanlış ontolojileri,
  • Marx’ın temel ontolojik düşünceleri,
  • Emek,
  • Neo-pozitivist ontoloji,
  • Mekanik materyalist ontoloji,
  • Yeni-Kantçı ontoloji,
  • Neo-pozitivizm ve varoluşçuluk,
  • İdeal ve ideoloji,
  • Yabancılaşma,
  • Emek dışında yeniden üretim dinamikleri,
  • Ve bunun gibi, pek çok önemli konu ve kavramı tartışıyor.

Künye: Georg Lukács – Toplumsal Varlığın Ontolojisi: Hegel, Marx, Emek, çeviri editörü: Doğan Barış Kılınç, Nota Bene Yayınları, felsefe, 416 sayfa, 2018

Servet Gün – Piyasa Hukukunun İnşası: Zorunlu Arabuluculuk (2018)

Yakın zamanda iş mahkemesi kanununda yapılan değişiklikle, çalışan tazminatında tümüyle çalışanın aleyhine işleyen, onun haklarını büyük oranda tırpanlayan “zorunlu arabuluculuk”  düzenlemesi getirildi.

Servet Gün de bu çalışmasında, zorunlu arabuluculuk düzenlemesini, tam da olması gerektiği şekilde, devlet ve hukuk aracılığıyla ‘işleyen piyasalar’ yaratan müdahalelerin bir örneği olarak, başka bir deyişle dolayımlanmış bir sınıf müdahalesi örneği olarak inceliyor.

Kitabının ilk bölümünde neoliberalizmin piyasa yönelimli müdahalelerini irdeleyen Gün, neoliberal süreçte geleneksel iş hukuku anlayışının nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Kitabın ikinci bölümü, bugüne kadar kamusal hizmet statüsüne tabi olagelmiş yargının, bugün nasıl piyalaştırıldığıyla ilgili.

Gün, yargı faaliyetlerinin piyasa mantığına tabi kılınarak metalaştırıldığını, bunun bir sonraki aşaması olan iş mahkemeleri kanunuyla getirilen “zorunlu arabuluculuk” kurumunun, sınıfsal kazanımların kamu otoritesi önünde talep edilebilirliğini riske attığını ortaya koyuyor.

Başka bir deyişle yazar, “zorunlu arabuluculuk” kurumunun yalnızca kamusal hizmetin niteliğini değiştirmediğini, bunun yanı sıra büyük tarihsel mücadelelerin ürünü olan iş hukukuna içerilmiş sınıfsal kazanımları da berhava ettiğini söylüyor.

Özellikle yargının özelleştirilmesi ve iş yargısında yaşanan gelişmelerin sıkı bir sınıfsal analizini okumak isteyenler, bu kitabı kaçırmamalı.

  • Künye: Servet Gün – Piyasa Hukukunun İnşası: Zorunlu Arabuluculuk, Nota Bene Yayınları, siyaset, 96 sayfa, 2018

 

Alexander Kluge ve Oskar Negt – Kamusallık ve Tecrübe (2018)

Alexander Kluge ve Oskar Negt’in önemli çalışması ‘Kamusallık ve Tecrübe’, hem proleter kamusallığını kapsamlı bir şekilde irdeliyor hem de çürüyen burjuva kamusallığına karşıt bir kamusallığın imkânları üzerine düşünüyor.

Yazarların bunu yaparken, gelişmiş kapitalist toplumun iç çelişkilerini ayrıntılı bir şekilde analiz etmeleri, ayrıca, praksis-teori ikiliğini aşma imkânlarını sorgulamaları da, kitabı dikkat çekici kılan hususlardan.

Kluge ve Negt, devrimci teori ve pratiğin bıraktığı mirasın geç kapitalizmin yeni koşullarında ne ifade ettiği hakkında tartışıyor.

Ardından emek süreçleri, dil, medya tekeli, televizyon, gündelik yaşam, emperyalizmin yeni biçimleri, işçi sınıfının mücadele tarihi ve solun yenilgisi gibi konu ve kavramları yeniden yorumlayarak işçi sınıfının bizzat gündelik yaşamın içinde ne gibi üretim kamusallıkları yaratabileceğini irdeliyor.

  • Künye: Alexander Kluge ve Oskar Negt – Kamusallık ve Tecrübe: Burjuva ve Proleter Kamusallığın Analizine Doğru, çeviren: Müge Atala, Nota Bene Yayınları, siyaset, 464 sayfa, 2018