Alain Badiou – Deleuze: Varlığın Uğultusu (2019)

Yirminci yüzyılın önde gelen düşünürlerinden Gilles Deleuze, sinema, edebiyat, resim ve felsefe gibi alanlarda çığır açıcı çalışmalar yaptı.

Çağımızın bir başka büyük düşünürü olan Alain Badiou’da, bu muazzam eserinde, Deleuze’ün mirası üzerine derinlemesine bir sorgulamaya girişiyor.

Badiou’nun temel Deleuzian kavramları çok ustaca yorumlamasıyla büyük önem arz eden çalışma, ayrıca Badiou ve Deleuze arasında uzun yıllara yayılan yazışmalara dayanmasıyla da çok değerli.

Ki bu yazışmalar, iki filozofun çalışma alanlarını, çalışmalarını yaparken karşı karşıya kaldıkları problemleri, kendi aralarındaki fikir alışverişlerini ve Badiou ile Deleuze arasındaki siyasi ve felsefi ayrılıkları ortaya koymalarıyla dikkat çekici.

Kitap, her şeyden önce, zamanımızın en önemli düşünürlerinden biri olan Deleuze’ün sıkı bir yeniden yorumu niyetine okunmalı.

  • Künye: Alain Badiou – Deleuze: Varlığın Uğultusu, çeviren: Murat Erşen, MonoKL Kitap, felsefe, 176 sayfa, 2019
Reklamlar

Giorgio Agamben – İçeriksiz Adam (2019)

İtalya’nın önde gelen düşünürlerinden Giorgio Agamben ‘İçeriksiz Adam’da, modern çağda sanatın durumu üzerine düşünüyor.

Hegel’in, sanatın ruhsal işlevini tükettiği ve ruhun kendi gelişiminde sanatın yerinin eskisi denli güçlü olmadığı tezini dikkate alan Agamben, buna karşılık sanatın yok olmaktan ziyade belirsiz bir şekilde de olsa varlığını nasıl sürdürdüğünü tartışıyor.

Modern estetiğin doğuşu, sanatçı izleyici, form ve madde gibi konular etrafında tartışmasını yürüten Agamben, estetik teori tarihinin Kant’tan Heidegger’e kadar yaratıcı bir yorumunu sunuyor ve dahası, modern müzenin doğuşu ve sanat ile terör arasındaki ilişki gibi konularda özgün bakış açıları geliştiriyor.

Modern çağda sanatın kaçınılmaz kaderi olarak “Kitsch”i yorumlayan ve Dürer’in Melancolia’sının özgün bir yorumunu da sunan çalışma, sanat, sanat tarihi, estetik, estetik tarihi ve popüler kültürle ilgilenenlerin kaçırmak istemeyeceği türden.

  • Künye: Giorgio Agamben – İçeriksiz Adam, çeviren: Kemal Atakay, MonoKL Yayınları, estetik, 144 sayfa, 2019

Jacques Rancière – Aisthesis (2019)

Neyin sanat, neyin sanat olmadığına kim karar verir?

Başka bir deyişle sanatsal algı ve yorum rejimi, tarih içinde nasıl dönüşüm geçirdi?

İşte Jacques Rancière’in bu önemli çalışması, her şeyden önce dört dörtlük bir sanatsal modernite tarihi olmasıyla dikkat çekiyor.

Rancière burada, estetiğin kurucu temellerini on dört epizot üzerinden açıklıyor ve böylece estetik rejiminin tarih boyunca nasıl radikal kırılmalardan geçtiğini gözler önüne seriyor.

Kimi zaman bir tiyatro temsili, kimi zaman bir sözlü sunum, bir sergi, bir müze veya atölye gezisi, bir kitap veya kimi zaman bir filmin piyasaya sürülüşü üzerinden ilerleyen Rancière, kitabında,

  • Sanatın algılanması, hissedilmesi ve yorumlanmasına ilişkin bir rejimin nasıl geliştiğini,
  • Gündelik hayatın en bayağı sanatsal figürlerinden konser salonu varyetelerine estetik algının nasıl dönüşümler geçirdiğini,
  • Sanatın, tekdüze hayat karşısında kendini nasıl olup da sürekli yeniden tanımlayıp geliştiğini,
  • Belli bir sanatsal tezahürün sanat paradigmalarında nasıl değişimlere neden olduğunu,
  • Kırık bir heykelin nasıl mükemmel bir sanat yapıtı haline geldiğini,
  • Bitli çocukların görüntüsünün nasıl olup da İdeal’in temsiline dönüştüğünü,
  • Takla atan palyaçoların nasıl şiirsel uzayda bir kaçışa işaret ettiğini,
  • Bir mobilyanın nasıl bir tapınağa, bir merdivenin bir karaktere, yamalı bir tulumun prenslere layık bir giysiye, bir tülün kıvrımlarının bir kozmolojiye nasıl dönüşebildiğini ve bütün bu olguların sanat/estetik denen alandaki yerini kapsamlı bir bakışla tartışıyor.

Rancière bütün bu konuları, genel olarak “sanatın estetik rejimi” başlığı altında ele alıyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Aisthesis: Sanatın Estetik Rejiminden Sahneler, çeviren: Ayşe Deniz Temiz, MonoKL Yayınları, felsefe, 336 sayfa, 2019

Georges Canguihem – Normal ve Patolojik (2019)

Georges Canguilhem, ilk kez 1966 yılında yayımlanan bu kitabıyla, 19. yüzyılda bir bilim olarak ortaya çıkıp hızla gelişen biyolojiyi ortaya çıkaran koşulların derinlikli bir analizini yapıyor.

Canguilhem’in bunu yaparken, biyolojinin yükselişiyle paralel biçimde ortaya çıkan sağlık ve hastalığın tanımlandığı yeni algıyı analiz ediyor ve buradan yola çıkarak normal ve patolojik kategorilerinin objektif, bilimsel kavramlar olmadığını gözler önüne seriyor.

Canguilhem’e göre yaşam mekanik ya da kimyasal süreçlerde değil canlının ortamı ile kurduğu karşılıklı yaratıcı ilişkide aranmalıdır.

Başka bir deyişle, yaşam, yaşayandan hareketle anlaşılmalıdır.

Kitap, Modern biyoloji ve tıbbın epistemolojik temellerinin politik, ekonomik ve teknolojik yapıyla nasıl iç içe geçtiğini göstermesiyle de dikkat çekiyor.

Canguilhem’in, özellikle de yeni bilgi alanlarının ortaya çıkışı konusunda burada ortaya koyduğu yaklaşımın, Michel Foucault ve Louis Althusser’in düşüncesi üzerinde etkili olacaktı.

Kitaptan bir alıntı:

Hastaların olduğu bir dünyada hasta olmamak zamanla bir rahatsızlık doğurur….Böylece normal insanda normal kalmakla ilgili bir endişe doğar, sağlığın sınanması için yani onun kanıtı olarak duyulan hastalık ihtiyacı; bilinçdışı bir hastalık arayışı, hastalığı kışkırtma doğar. Normal insanın hastalığı, kendisine duyduğu biyolojik güvende bir yarığın belirmesidir.

  • Künye: Georges Canguihem – Normal ve Patolojik, çeviren: Perge Akgün, MonoKL Yayınları, psikanaliz, 264 sayfa, 2019

Ahmet Soysal – Heidegger’de Zaman Üzerine (2018)

Ahmet Soysal bu kitaptaki denemelerinde, Martin Heidegger felsefesinde zaman sorunsalına odaklanıyor.

Kitap, Heidegger’in ilk ve son zamanlarında zaman kavramının nasıl ele aldığı konusunda önemli perspektifler sunuyor.

Soysal burada,

  • Zamanın özsel bir belirlenimini tanımlayan ekstatikon kavramını,
  • Heidegger’in tanımladığı şekliyle zamanın “ekstaz”larının ne anlama geldiğini,
  • Heidegger’de zamanın uzay’la eş-kökenselliği durumunu,
  • Ve Heidegger’in sıklıkla kullandığı Zeit-Raum (uzay-ve-zaman) deyişinin ne anlama geldiğini tartışıyor.

Kitapta bu iki denemenin yanı sıra, Volkan Çelebi ile kapsamlı bir söyleşi, Bergson ve Husserl’de zaman sorunsalı üzerine bir sunum ve bir Heidegger terimleri sözlüğü de yer alıyor.

  • Künye: Ahmet Soysal – Heidegger’de Zaman Üzerine, MonoKL Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2018

Mark Z. Danielewski – Yapraklar Evi (2018)

Özgün öyküsünün yanı sıra, renkli/renksiz sayfalar, üstü çizilmiş yazılar ve tuhaf sayfa düzeniyle bildik kitap formatından tümüyle ayrılan ve ilk yayınlandığı 2000 yılından bu yana ilgiyle okunan Ted Danielewski’nin ‘House of Leaves’i, nihayet uzun uğraşların ardından ‘Yapraklar Evi’ adıyla Türkçede.

Bu roman, her şeyden önce kitabın fiziksel sınırlarını esneten ve kitap formunu bir sanat formu olarak dönüştüren enteresan bir çalışma olmasıyla öne çıkıyor diyebiliriz.

Mark Danielewski’nin hikâyesini anlatma biçimi de çok ilginç.

Zira kimi zaman hikâyenin yazı formatının değiştiğini, kimi zaman yazarın araya dipnotlarla müdahale ettiğini ve kimi zaman da sayfa tasarımının tümüyle değiştiğini görüyoruz.

Ayrıca kimi yerlerde fotoğraflar ve başka sürprizlerle de karşılaşabiliyoruz.

‘Yapraklar Evi’nin bu yönüyle çok şaşırtıcı ve eğlenceli bir biçim aldığını söylemeliyiz.

Gelelim hikâyeye.

Roman, dövmeci Johnny Truant’ın başından geçenler üzerine inşa edilmiş.

Truant, bir arkadaşının önerisiyle, hayatını yeni kaybetmiş Zampanò adındaki gizemli adama ait daireye taşınır.

Truant burada, Zampanò’nun bir belgesel üzerine kaleme aldığı “akademik” bir çalışmasını bulur.

İşin tuhafı, Zampanò’nun sözünü ettiği belgesel hiçbir yerde bulunmamaktadır.

Truant’ın tuhaf hikâyesi de tam bu aşamada başlar.

Truant, bu gizemli belgeselin peşine düşer ve klişe tabirle, olaylar gelişir.

  • Künye: Mark Z. Danielewski – Yapraklar Evi, çeviren: Gökhan Sarı, MonoKL Yayınları, 800 sayfa, 2018

Ahmet Soysal – Üç Temellendirme: Aristoteles, Descartes, Kant (2017)

Ahmet Soysal’ın ilgi çekici çalışması ‘Üç Temellendirme’, Batı felsefesinin üç kurucu ismi olan Aristoteles, Descartes ve Kant’ın rolünü kapsamlı bir bakışla açıklığa kavuşturuyor.

Kitap, bu üç önemli ismin etkilerini çok yönlü bir bakışla ele alırken, aynı zamanda hem Batı felsefesi tarihi konusunda toparlayıcı bir görüş ortaya koyuyor hem de Batılı insanın felsefi olarak düşünme olgusunun tarihsel dönüm noktalarını saptıyor.

Aristoteles, Descartes ve Kant’ın kendi sistemlerini kurmalarının yanı sıra, Batı felsefesinin gelişiminde hangi önemli aşamayı, Soysal’ın deyimiyle “an”ı temsil ettiklerini merak eden tüm okurlara önerilir.

  • Künye: Ahmet Soysal – Üç Temellendirme: Aristoteles, Descartes, Kant, MonoKL Yayınları, felsefe, 124 sayfa, 2017