John Berger ve Yves Berger – Top Sende (2020)

“Kokoschka için ışık bir veda dokunuşuydu. Londra’da Thames’in tepeden resmini yaparken bulunduğu çatıda ona bir süre eşlik ettim. 1959 yılıydı. Bakışı oradan ayrılmak üzere olan göçmen bir kuşu andırıyordu.”

Bu kitap, John Berger ile ressam, şair, yazar ve toprak işçisi oğlu Yves Berger arasında yapılan sanat konulu yazışmaları bir araya getiriyor.

Baba-oğul bu yazışmalarında, Max Beckmann’dan Albrecht Dürer’e, Georges Rouault’dan Antoine Watteau’ya, Chaïm Soutine’den Francisco Goya’ya ve Van Gogh’tan Rogier Van Der Weyden’e pek sanatçının eserlerine dair ilgi çekici saptamalarda bulunuyor.

Sanat, sanat tarihi ve resim sanatına ilgi duyanların severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: John Berger ve Yves Berger – Top Sende: Sanat Üzerine Yazışmalar,  çeviren: Oğuz Tecimen, Metis Yayınları, sanat, 104 sayfa, 2020

Svetlana Boym – Tırnak İçinde Ölüm (2010)

Svetlana Boym ‘Tırnak İçinde Ölüm’de, Roland Barthes ve Michel Foucault’nun öne sürdüğü ve yankı uyandıran “yazarın ölümü” tezini irdeliyor.

Yazar, bu tezi sorgularken, çokça dillendirilen yazarın ölümünün, aslında Barthes’ın kullandığı anlamıyla, çağdaş bir efsaneden ibaret olduğunu savunuyor.

Rus Biçimciliği, Amerikan Yeni Eleştirisi ve Fransız Post-yapısalcılığına uzanan geniş bir alana odaklanan Boym, şiir-politika ve şiir-toplumsal cinsiyet ilişkisini de irdeliyor.

Yazar ayrıca, şair veya yazarın “metinde” öldüğü yönündeki yaygın efsanenin, yirminci yüzyılın ikinci yarısında edebiyat eleştirisinde neden bu denli rağbet gördüğünü de araştırıyor.

  • Künye: Svetlana Boym – Tırnak İçinde Ölüm: Modern Şairle İlgili Kültürel Mitler, çeviren: Emine Ayhan, Metis Yayınları, eleştiri, 325 sayfa

Robert Bernasconi – Irk Kavramını Kim İcat Etti? (2020)

Irk sorusu felsefe tarihinde kendine nasıl yer buldu?

Robert Bernasconi’nin yeni baskısıyla raflardaki yerini alan bu kitabı, uzun bir süre görmezden gelindi, bunun asıl sebebi ise,  Kant, Hegel, Herder gibi filozofların felsefelerindeki ırkçı fikirleri veya örneğin John Locke gibi bir düşünürün köle ticaretine müdahil olduğunu ve felsefesinde bunu hiçbir şekilde sorun olarak görmediğini gözler önüne seriyor.

Kitapta, Hegel’in ırkçı fikirlere sahip olması, kendisinin Afrika’yla ilgili görüşleri bağlamında ele alınıyor.

Bernasconi, Hegel’in Afrika’yı nasıl gördüğünü, kullandığı seyahatnamelerde anlatılan tecrübeleri nasıl Afrikalıların aleyhine çarpıtıp abartarak, onları dünya kültürünün tarihsel gelişimine hiçbir olumlu katkıda bulunmamış halklar konumunda bıraktığını anlatıyor.

Bernasconi, kitaba adını veren makalesinde ise, uzun yıllar ırkçılığı beslemiş, ırkın bilimsel bir gerçeklik olduğu savının ortaya çıkma sürecini irdeliyor ve bu süreci bizzat Kant’ın başlattığını savunuyor.

Felsefenin “Batı uygarlığı”nın temel çelişkilerini sergilediği bir alan olduğunu söyleyen Bernasconi’nin çalışması, tarihin önde gelen Batılı düşünürlerinde ırk fikrinin izlerini takip ederek ırkçılık ve köleciliği sömürgecilik pratikleriyle ilişkilendiren ve böylece felsefenin masumiyetini de sorgulayan çığır açıcı bir çalışma.

  • Künye: Robert Bernasconi – Irk Kavramını Kim İcat Etti?: Felsefi Düşüncede Irk ve Irkçılık, çeviren: Zeynep Direk, İsmail Esiner, Tendü Meriç ve Nazlı Ökten, Metis Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Taha Parla – Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye`de Korporatizm (2020)

Taha Parla, 20. yüzyıl egemen Türk siyasal düşüncesinin ve hatta Türk kamu felsefesinin korporatist olduğunu belirtiyor.

Yazara göre ideolojik ve kültürel yapılar gibi, örneğin 1982 anayasası da esas olarak korporatisttir ve genelde solidarist-dayanışmacı; zaman zaman, yer yer de faşizan ve faşist tonları ve dozlarıyla korporatisttir; bu nedenle de Türkiye’de politik-ideolojik “merkez” ortada değil, hep sağda olagelmiştir.

Parla, Türk işi korporatist siyasetin hem liberalizmin bireyciliğini, hem de sosyal sınıfların varlığını, sınıf çatışmasını, emek-sermaye çelişkisini reddettiğini, bunu da sıkı korporatif yapılarla sağlandığını belirtiyor.

Parla’ya göre, Türkiye’deki egemen koporatist düşüncenin ilk ve hâlâ en yetkin sistematik düşünürü ise Ziya Gökalp’tir.

İşte bu yetkin çalışma, Gökalp’in yaşadığı tarihsel ve toplumsal ortam, yaşamı ve siyasi kariyeri ve düşünsel gelişimini merkeze alarak Türkiye’de Kemalizm ve korporatizmin gelişimini kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor.

Kitap, esas olarak Ziya Gökalp’in düşünce sistemi üzerine, ama bu düşüncenin ardalanında duran İttihatçılar’a, Jön Türkler’e, 1. ve 2. Meşrutiyet’lere, hatta

Tanzimat’a ve bu düşüncenin uzantıları çeşitlemeleri olan Kemalizm ile

Cumhuriyet döneminin çeşitli akımlarına kadar uzanıyor.

Netice olarak kitabı, Türkiye’deki egemen korporatist dünya görüşü ve siyasal ideolojinin ortaya çıkışını Ziya Gökalp’in düşünsel ve siyasal macerası bağlamında ele alan çok önemli bir çalışma olarak tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Taha Parla – Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye`de Korporatizm, Metis Yayınları, siyaset, 2020

Kolektif – Türkiye’de Feminist Yöntem (2020)

Kadın odaklı bir araştırma yöntemi olan ve 1980’li yıllardan itibaren ortaya çıkan feminist yöntem, bilimde erkek egemen anlayışı ve bununla ilişkili olarak modern yöntemlerdeki egemen ön kabulleri eleştirmesiyle öne çıkar.

Fakat daha da önemlisi feminist yöntem, araştırma sürecinde çok yönlü bakışı ve analizi temel almasıyla, aslında olması gereken yöntemi işaret eder.

Bu derlemede bir araya getirilen metinler ise, feminist yöntemi hem kuramsal düzeyde hem de Türkiye’deki uygulamaları bağlamında tartışıyor.

Kitap iki kısımdan oluşuyor.

İlkinde, 1980’lerden itibaren geliştirilen feminist yöntem tartışmaları sırasında oluşturulmuş temel kavramları açan İngilizce metinlerin çevirileri yer alıyor.

Kitabın ikinci kısmındaysa, feminist yöntem sorunsalını kuram ve yöntemin iç içe geçtiği bir yaklaşımla ele alan yazılar yer alıyor.

Bu kısmın araştırmacılar ve özellikle de sosyal bilimciler için asıl önemi, farklı deneyimler ve farklı çalışma nesnelerinin farklı sorunlar yarattığını ve araştırmacıların da bu sorunların üstesinden gelebilmek için birbirinden farklı ve yaratıcı çözümler ürettiğini gözler önüne sermesi.

Çalışmanın feminist yöntem sorunsalına en önemli katkısı ise, bizzat araştırmacının konumu ile ilgili tartışmalara yeni bakış açısı getirmesi.

Zira yazarlar, çeşitli biçimlerde yalnızca araştırmacının nötr kalması gerektiği mitini yıkmakla kalmıyor, nötr kalınmadığında ortaya ne gibi sorunlar çıkacağını da ayrıntılı bir şekilde gösteriyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler de şöyle: Atilla Barutçu, Ayla Deniz, Emine Erdoğan, Ezgi Burgan, Gülay Toksöz, Leyla Bektaş-Ata, Mehtap Öztürk, Nehir Gündoğdu, Nükhet Sirman, Sandra Harding, Sara Carpenter, Shahrzad Mojab, Sibel Yardımcı ve Uma Narayan.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Feminist Yöntem, hazırlayan: Emine Erdoğan ve Nehir Gündoğdu, Metis Yayınları, feminizm, 344 sayfa, 2020

Umut Tümay Arslan – Mazi Kabrinin Hortlakları (2010)

Umut Tümay Arslan ‘Mazi Kabrinin Hortlakları’nda, Yeşilçam sinemasını bir büyük hikâye olarak okumaya girişerek, toplumsal iktidarla duygular arasındaki sıkı ilişkiyi irdeliyor.

Bu büyük hikâyede öne çıkan ‘Sevmek Zamanı’, ‘Vesikalı Yarim’, ‘Gelin’ ve ‘Umut’ gibi filmlere odaklanan Arslan, bunların “Sinema ulusal gözyaşını, ulusal kahkahayı, ulusal histeriyi nasıl üretiyor?” sorusunu ne şekilde yanıtladığını araştırıyor.

Kitapta, Zeki Müren filmlerindeki “bakış” ve “ses”in, izleyicide neden tamlık, bütünlük duyguları uyandırdığı; melodram filmlere yönelik ikircikli ruh halinin temel nedenleri; Türkiye’nin, ulusal melankolinin dinamikleri aracılığıyla geçmişiyle kurduğu ilişki ve 1960’ların ortalarından itibaren artan toplumsal hareketlilik ve değişim talebinin, nasıl karşıt sinema anlayışları doğurduğu gibi birbirinden ilginç konular ele alınıyor.

  • Künye: Umut Tümay Arslan – Mazi Kabrinin Hortlakları: Türklük, Melankoli ve Sinema, Metis Yayınları, inceleme, 363 sayfa

Süreyya Berfe – Seferis ile Üvez (2010)

‘Seferis ile Üvez’, Süreyya Berfe’nin enfes şiirlerinden oluşuyor.

Kitabın ilk bölümü olan ‘Seferis’e İskele Işıkları’nda Berfe, şair Yorgo Seferis’e sesleniyor.

İkinci bölüm olan ‘Üvez’de ise, tabiatı konu edinen “haiku” tarzında şiirler yer alıyor.

Berfe, kitabının ilk şiirinde şöyle diyor:

“Birden patladı hava

anlayamadık kaçıştık

evlerimizden kaçar gibi

içeri girdik

 

Rüzgâra kapılmış bir kuş

nereli olduğunu bilemedik

 

Denizden biraz uzakta

kurumuş bataklıklar arasında

otlar inekler Kıbrıs Akasyaları

dönüyor üveyik kerkenez martı

 

Toz ve taş Limantepe

Aynı toz ve taş toprak Klazomenai

 

Aynı rüzgârın aklından

düşlerinden geçiyor

kapılmış kaybolmuş bir kuş”

  • Künye: Süreyya Berfe – Seferis ile Üvez, Metis Yayınları, şiir, 198 sayfa