Vesna Madžoski – Küratörlük (2019)

Bugün sanat sergisi yapan insanlara küratör diyoruz.

Oysa küratörler Roma İmparatorluğu devrinde, görünüş olarak şimdikinden farklı bir şekilde varlardı.

O dönemde küratörler, reşit olmayanlar, akıl hastaları ve savurganlar gibi, kendi işlerini idare edemeyecek durumdaki insanlara vekil tayin edilen devlet memurlarıydı.

İşleri onları dünyadan ve aslında daha çok kendilerinden korumaktı.

Vesna Madžoski ise bu özgün çalışmasında, küratörlüğün zamanımızda da özünde Roma İmparatorluğu devrinde olduğu gibi bir “koruma” ve “kapatma” işi olduğunu düşünüyor.

Yazar sanat tarihi, felsefe ve antropolojinin yardımıyla üç örnekten yola çıkıyor ve bunların “koruma” söylemiyle yola çıkıp da “gizleme” ve “kapatma” pratiklerinin nasıl ustaca devreye soktuklarını gözler önüne seriyor.

Söz konusu üç örnek şöyle:

  • Almanya’nın Kassel şehrinde beş yılda bir düzenlenen çağdaş sanat sergisi documenta,
  • Her edisyonu dünyanın başka bir yerinde gerçekleştirilen Avrupa çağdaş sanat bienali Manifesta,
  • Ve James Cameron’ın görkemli üç boyutlu filmi Avatar.

Yazar bu üç örneğin her birinin, şiddet, dışlama, sınırlama, bastırma, ayrımcılık, sansür ve ötekileştirme pratikleri yoluyla ötekiyi, farklı olanı dışladığını savunuyor.

Walter Benjamin, “Kültür alanında hiçbir belge yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi niteliğini taşımasın.”* demişti.

Madžoski’nin kitabı, Benjamin’in bu ünlü iddiasının güçlü bir sağlamasını yapması ve her kültür ürününün aynı zamanda bir barbarlık belgesi olduğunu bir kez daha gözler önüne sermesiyle çok önemli.

  • Künye: Vesna Madžoski – Küratörlük: Koruma ve Kapatmanın Diyalektiği, çeviren: Mine Haydaroğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 150 sayfa, 2019

* Walter Benjamin – Pasajlar, çeviri, Ahmet Cemal, Yapı Kredi, 2002, s. 294

Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi (2019)

Karşılaştırmalı siyasal ekonomi hakkında sağlam bir analitik çerçeve arayanlara bu kapsamlı çalışmayı öneriyoruz.

Ben Clift, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi, siyasal ekonomi alanındaki kilit kavramlardan ve kuramsal tartışmalardan yola çıkarak açıklıyor ve böylece karşılaştırmalı yaklaşımın zaman içinde geçirdiği dönüşümü ayrıntılarıyla kayda alıyor.

Karşılaştırmalı siyasal ekonominin klasik siyasal ekonomideki kökenlerini irdeleyerek kitabına başlayan Clift, ardından karşılaştırmalı siyasal ekonominin uluslararası siyasal ekonomi, disiplinsel politika, kurumsal analiz, çıkara dayalı analiz, düşünsel analiz, devlet, kapitalizm ve refahla ilişkisini ele alıyor.

Clift ayrıca, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi sistematik bir şekilde uluslararası siyasal ekonomi alanına bağlayarak birbirine yakın bu iki alan arasında daha sıkı bir etkileşimi savunuyor.

Zengin kuramsal değerlendirmeler ve gözlemler barındıran çalışma, siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler alanında araştırma yapanlar ile lisans ve lisans üstü öğrencileri için önemli bir kaynak.

  • Künye: Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi: Devletler, Piyasalar ve Küresel Kapitalizm, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 400 sayfa, 2019

Edward Ashford Lee – Dijital Ruh (2019)

Kimilerine göre teknoloji, insanın bu dünyadaki zorluklarla dolu yolculuğunun en büyük yardımcısıdır, kimilerine göreyse gelecekte insana üstün gelebilecek, hatta onu yok edebilecek büyük bir tehlikedir.

Bu kitabın yazarı Edward Ashford Lee ise, gelecekte bizi bekleyen teknoloji kaynaklı tehlikelerin aksine insan ve teknoloji arasındaki yaratıcı ortaklığın sunabileceği imkânlar üzerine düşünüyor.

Lee bunu yaparken, ilk olarak Platon’un idealler felsefesine kadar gidiyor.

Yazar, teknolojinin insanlar tarafından keşfedilen Platonik ideallerden oluştuğu düşüncesi ile yaratıcı bir süreç olduğu düşüncesini karşı karşıya getiriyor.

Ardından, insanlar ve makineler arasındaki rekabete odaklanarak aslında böyle bir rekabet olmadığını, makine ve insanın evrim sürecinden birlikte geçtiklerini savunuyor.

Lee bununla da yetinmeyerek insan ve makine (teknoloji) ilişkisinin, aslında birbirini tamamlayan bir yin ve yang dengesi olduğunu iddia ediyor.

  • Künye: Edward Ashford Lee – Dijital Ruh: İnsan ve Teknoloji Arasındaki Yaratıcı Ortaklık, çeviren: Avni Uysal, Koç Üniversitesi Yayınları, teknoloji, 392 sayfa, 2019

Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet (2019)

 

İkinci dalga feminizmin kurucu metinlerinden olan ‘İkinci Cinsiyet’, yeni ve yetkin bir çeviriyle raflardaki yerini aldı.

Simone de Beauvoir’in ilk kez 1949’da yayımlanan kitabı, yayımlandığı günden başlayarak özellikle feminizm ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışanlar için bir başyapıt oldu.

Beauvoir, “ikinci cins” ve “öteki cins” kavramlarının ne ifade ettiğini ve dünya tarihinin ilk zamanlarından başlayarak kadınların nasıl öteki konumuna düşürüldüklerini gözler önüne seriyor.

Beauvoir’e göre, insan kadın olarak doğmaz, sonradan kadın olur; zira insanın dişisinin ya da erkeğinin toplum içindeki görünüşünü ya da konumunu belirleyen herhangi bir biyolojik, ruhsal ya da kalıtımsal temel yoktur.

Beauvoir’a göre kadın, kendine has bir durum tarafından, tarih boyunca farklı koşullar altında yeniden üretilen Başkalık durumu tarafından belirlenmiştir: Kadın ile erkek arasında eşitsizlik vardır, kadın ikinci cinsiyettir ve hem bireysel hem de toplumsal bakımdan ezilmiştir.

Bu durumun temelinde yatan öncesiz sonrasız kadınlık efsanesi, ataerkilliğin başlıca unsurlarındandır. Ataerkillik sadece kadını değil, erkeği de bu çerçevede üretir ve belirler.

Kitabın Türkçe çevirisi için de birkaç noktaya değinmekte fayda var:

Kitabın çevirmeni Gülnur Acar Savran, hem feminist düşüncenin tarihini hem de varoluşçuluğun dilini çok iyi bilen isimlerden.

Kitabın önsözü de toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalarıyla bildiğimiz Zeynep Direk tarafından kaleme alınmış.

Sonuç olarak feminist düşünce okumalarında kullanılabilecek çok temel bir metnin Türkçeye böylesi yetkin bir çeviriyle yeniden kazandırılması harika bir haber.

  • Künye: Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet, çeviren: Gülnur Acar Savran, Koç Üniversitesi Yayınları, feminizm, 2019

Peter Fleming – Homo Economicus’un Ölümü (2019)

Süregelen toplumsal ve ekonomik kriz homo economicus’un çöküşüyle mi ilişkili?

Peter Fleming, yeni karanlık çağ olarak tanımladığı, tümüyle ekonomikleşmiş bu çağın yetkin bir fotoğrafını çekiyor ve homo economicus’un ekonomistler ve kapitalistler tarafından devlet, iş, hatta aile aracılığıyla toplumu yönetmek için nasıl kullanıldığını güncel örneklerle ortaya koyuyor.

Hâkim kapitalist toplumların yapısını “enkaz ekonomisi” olarak tanımlayan Fleming, neoklasik iktisatçıların rasyonel, rekabetçi ve tükenmeyen enerjisiyle ideal çalışanı temsil ettiğini söylediği homo economicus figürünün artık miadını doldurduğunu belirtiyor.

Yazar, gerçek hayatta bilişim teknolojisinin özgürleştirici etkilerini bir türlü hissedemeyen, yalnız kalmış homo economicus’un, borç yükü altında ezildiğini, güvensiz çalışma koşullarında ayakta kalmaya çalıştığını, birikim yapma hedefinden git gide uzaklaşıp artık tek derdinin çocuğunun okul masraflarını ve giderlerini karşılamak olduğunu söylüyor.

Yazar, daha iyi bir yaşam yaratmak için, hayatın tüm alanlarına sızan, dur durak bilmeyen yarışma ve biriktirme arzusuna son vermemiz gerektiğini gözler önüne seriyor.

Fleming kitabının son bölümündeyse, para saplantısı zehrinin toplumdaki tüm çatlaklara sızdığı, külliyen ekonomikleşmiş bir çağda direnme ve çatışma sorununu ele alıyor ve bu durumda neler yapabileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Peter Fleming – Homo Economicus’un Ölümü: İş, Borç ve Sonsuz Birikim Efsanesi, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 344 sayfa, 2019

Wade Graham – Rüya Şehirler (2019)

 

Şehir dediğimiz mekân, özellikle 19. yüzyıldan başlayarak kimi zaman ütopik çoğu zamansa sıra dışı tasarım fikirlerine beşiklik etti.

Dubai, Tokyo, Los Angeles ve Londra, bu tür sıra dışı örnekleri gördüğümüz şehirlerden bazıları.

Wade Graham da burada, kentlere yepyeni bir çehre kazandırmış yedi tasarım fikrinin peşine düşüyor ve bunu yaparken, o tasarımları doğuran vizyonerleri, fikirleri, kültürü ve ekonomiyi derinlemesine irdeliyor.

Söz konusu sıra dışı tasarımların uygulandığı şehirlerin planlarının ve tasarımlarının mimari akımlardan yola çıkarak sağlam bir analizini yapan Graham, bugünkü şehir formlarımızın nereden geldiğini ve bizim onlarla nasıl ilişki kurduğumuzu ele alıyor.

Kitapta, Bertram Goodhue’nun barok fantastik köylerinden Le Corbusier’nin Işıyan Şehir’ine, lüks yeşil banliyölerden şehir merkezindeki gökdelenlere, boş arazilerin ortasında yapayalnız dikilen yüksek bloklardan alışveriş merkezlerine, eko-sitelerden meydanlara ve otoyollara pek çok örnek yer alıyor.

‘Rüya Şehirler’, kentler ve kültür tarihi üzerine çok iyi bir inceleme.

  • Künye: Wade Graham – Rüya Şehirler: Dünyayı Şekillendiren Yedi Tasarım Fikri, çeviri: Ümit Hüsrev Yolsal, Koç Üniversitesi Yayınları, 296 sayfa, 2019

Robert Aronowitz – Risk Tıbbı (2019)

Çağdaş tıp, semptomları gidermek ve hastalıkları iyileştirmek yerine, daha çok risk azaltmaya mı odaklanıyor?

Robert Aronowitz’in bu kitapta, durumun tamı tamına böyle olduğunu savunuyor.

Kanser tarama programlarının her zaman bizim daha iyi yaşamamızı sağlamadığını, olur olmaz yapılan ameliyatların da sağlıklı dokuların alınmasına neden olduğunu belirten Aronowitz, son otuz kırk yıl içinde sağlık sektöründe, doktorların semptomları gidermek veya hastalıkları iyileştirmek yerine riski azaltmaya yönlendiren dönüşümlerin peşine düşüyor.

Aronowitz burada çok çarpıcı bir saptamada bulunuyor.

Yazara göre, bu dönüşümün önemli bir nedeni, ürünlerini nüfusun belli bir hastalıktan gerçekten mustarip ufak bir yüzdesi yerine, risk grubuna giren daha büyük bir yüzdesine pazarlamak isteyen ilaç şirketleri bulunuyor.

Kanser tarama programları ve çeşitli önleyici aşılar gibi örneklerden yola çıkan yazar, günümüzde pek çok müdahalenin asıl amacının, gerçek tedavi yerine korkuları ve belirsizliği azaltmak olduğunu savunuyor.

‘Risk Tıbbı’, modern tıbbın risk takıntısına dikkat çekiyor, bunun yanı sıra risk azaltıcı müdahalelerin daha sıkı denetlenmesi ve sağlık sektörünün, hastalıklardan mustarip insanların tedavisine ve ıstıraplarının dindirilmesine odaklanması çağrısında bulunarak çok önemli bir rol üstleniyor.

  • Künye: Robert Aronowitz – Risk Tıbbı: Korkuyu ve Belirsizliği Tedavi Etme Arayışımız, çeviren: Zeynep Alpar, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 336 sayfa, 2019