Hans Jacob Breüning – Breüning Seyahatnamesi (2020)

Hans Jacob Breüning, tutkulu bir seyyahtı.

Kendisinin seyahat tutkusu dil öğrenmek için gittiği Fransa’da başlar.

Burada üç yıl kalacak olan Breüning, Fransa’yı adeta karış karış dolaşacaktı.

Bir kere seyahat etmeye başlayan Breüning için dünyayı gezip görme hevesinin devamı da hızla gelmiş ve bu heves onu, İtalya’ya, ardından Yunanistan’a ve oradan da İstanbul, Mısır, Arabistan, Filistin ve Suriye’ye kadar götürmüş.

İşte bu kitap da, Breüning’in Haziran 1579’da ulaşıp bir ay geçirdiği İstanbul’a dair izlenimlerinden oluşuyor.

Osmanlı payitahtındaki gündelik yaşamdan Türklerin geleneklerine ve İstanbul’un tarihi ve mimari önemine pek çok konu üzerine izlenimlerini paylaşan Breüning’in seyahatnamesi, bizim açımızdan altın değerinde bir kaynak.

  • Künye: Hans Jacob Breüning – Breüning Seyahatnamesi: Doğu Ülkelerine Yolculuk, İstanbul 1579, çeviren: Selma Türkis Noyan, Kitap Yayınevi, seyahatname, 200 sayfa, 2020

Natalia Adamantidu ve Yeoryios E. Papastratos – Mübadele Öncesinde Şile’de Yaşam (2010)

 

‘Mübadele Öncesinde Şile’de Yaşam’, Natalia Adamantidu ve Yeoryios E. Papastratos’un 1920 öncesi dönemi kapsayan anılarını bir araya getiriyor.

Anılarda, Mübadele öncesi Şile’de gündelik hayat, Şile yerlilerinin denizle ilişkisi, Müslüman ve Ortodoks Hıristiyan Şile halkının birbirleriyle nasıl ilişkiler kurdukları ve Şile ekonomisinin temelleri konularında çok önemli bilgiler yer alıyor.

Kitaptaki anılar, Şile’ye dair duygusal ve sevgi dolu üsluplarıyla da dikkat çekiyor.

Yunanistan’daki Küçük Asya Araştırmaları Merkezi arşivinde bulunan anılar, 1939’dan beri mübadillerle yapılan sözlü tarih çalışmalarının bir parçası.

  • Künye: Natalia Adamantidu ve Yeoryios E. Papastratos – Mübadele Öncesinde Şile’de Yaşam, çeviren: Elisabevet Haritonidis Kovi, Kitap Yayınevi, anı, 200 sayfa

Evgenia Mars – Abdülhamid İstanbul’unda Bir kadın Seyyah (2019)

Bulgar yazar Evgenia Mars, ya da gerçek adıyla Evgenia Bonçeva–Elmazova, 1907’nin Eylül ayı başlarında, diş hekimi eşi ve ünlü Bulgar şairi İvan Vazov ile birlikte İstanbul’u ziyaret etmişti.

Bu gezinin izlenimlerinden oluşan elimizdeki kitap da, dönemin İstanbul’u hakkında ilginç gözlemler barındırıyor.

Üçlü İstanbul’dayken Boğaziçi’nden Sultanahmet Meydanı’na, Büyükada’dan Taksim’e ve Kapalıçarşı’dan Ortaköy ve Galata’ya uzanan geziler yapmış, ayrıca şehirdeki Bulgarlara ait Şişli’deki Evlogi Georgiev Bulgar Hastanesi’ni, Bulgar Ruhban Mektebi’ni,  Ortaköy’deki Bulgar Ekzarhlığı’nı ve Fener’deki Demir Kilise gibi kurum ve kuruluşları ziyaret etmiş.

Kitabın bizi ayrıca ilgilendiren bölümleri arasında, geleneksel İstanbul’a dair değerlendirmeler.

Mars, Divanyolu’ndaki padişah türbelerini ziyaret etmiş, II. Abdülhamid’in Yıldız Hamidiye Camisi’ndeki Cuma selamlığı merasimini dikkatle izlemiş ve Galata Mevlevihanesi’nde semazenlerin gösterisini izlemiş.

Anlatının kimi yerlerinde yazarın Osmanlı’ya yönelik önyargılı tutumu öne çıksa da, bu seyahatnamenin 20. yüzyılın hemen başındaki Osmanlı payitahtı üzerine önemli saptamalar barındıran bir kaynak olduğunu söylemeliyiz.

Künye: Evgenia Mars – Abdülhamid İstanbul’unda Bir kadın Seyyah, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, tarih, 86 sayfa, 2019

Eyüp Öztürk – II. Abdülhamid Döneminde Bir Mehdilik İddiası (2019)

Halepli sıradan bir köylü, nasıl oldu da Osmanlı idaresinin ve II. Abdülhamid’in özel ilgisine mazhar oldu?

Eyüp Öztürk bu çalışmasında, 1884 yılında Halepli köylü Muhammed b. Süleyman’ın mehdilik iddiasıyla ortaya çıkmasını ve sonrasında hem kendisi hem de köylüleri için trajediyle sonuçlanan gelişmeleri anlatıyor.

Muhammed b. Süleyman, Halep’in Cemmâsiyye adlı köyünde yaşayan genç bir adamdır.

Muhammed ayrıca, köyde okuma yazma bilen tek kişidir.

Olaylar, Muhammed’in Hama’da muteber bir Nakşibendî/Hâlidî şeyhi olan Abdulfettah Efendi’ye mürid olarak intisap etmesiyle başlar.

Şeyh Abdülfettah bir süre sonra, Halepli Muhammed’in köylülerin arasında yavaş yavaş yerleşmeye başlayan etkisini daha da artıracak bir hamle yapar ve onu dervişlere vekil tayin eder.

Halepli Muhammed vekil kılındıktan sonra köyün manevi liderine dönüşmekte gecikmez ve her gün öğle ile ikindi vakitlerinde köy ahalisini toplayıp onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeye başlar.

Olaylar bununla da sınırlı kalmayıp Muhammed’in mehdilik iddia etmesine kadar varacak ve bu durum hem köy ahalisi hem de kendisi için büyük bir trajediye dönüşecektir.

  • Künye: Eyüp Öztürk – II. Abdülhamid Döneminde Bir Mehdilik İddiası: Halepli Bir Köylünün Sıra Dışı Hikâyesi, Kitap Yayınevi, 202 sayfa, 2019

Kolektif – Osmanlı Modernleşmesi (2019)

Tarihte modernleşmeye dirençli devletlere verilebilecek en iyi örneklerden biri Osmanlı’dır.

İmparatorluk, Fatih devrinin kapanmasından üç yüz yıl sonra bile hâlâ bir ortaçağ devlet sistemiyle yönetiliyordu.

Modernleşmenin kapımızı çalması için ta 18. yüzyılı beklememiz gerekecekti.

Zira 18. yüzyıla gelindiğinde özellikle askeri alanda olmak üzere Avrupa devletlerinin üstünlüğü açıkça kabul edilmeye başlanmış, Osmanlı padişahları da, 18. yüzyıldan itibaren de devletin hızla çöküşe sürüklendiğini ve mevcut durumu sürdürme lükslerinin olmadığını anlamıştı.

İşte III. Selim ve ardından II. Mahmud’un sistemli modernleşme çabaları bu kavrayışın birebir sonuçlarıydı.

Alanında uzman dokuz akademisyenin makalelerini barındıran bu özenli derleme ise, Osmanlı modernleşmesi konusunda farklı bakış açılarını bir araya getirmesiyle, konuyla ilgili okuru cezbedecek türden.

Kitapta irdelenen konular şöyle:

  • Osmanlı Devleti’nde 18. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilen yeniliklerin genel özellikleri ve Osmanlı Devleti’nde değişen Batı algısı,
  • On sekizinci yüzyılda Osmanlıların zihninde Avrupa algısının değişimi,
  • Lale devrinden Tanzimat’a kadar geçen sürede Osmanlı Devleti’nde yabancı uzman istihdamı,
  • Tanzimat döneminde Babıâli Tercüme Odası ve yenileşme çalışmalarındaki etkileri,
  • Tanzimat dönemi reformlarında mekân sorunu ve Osmanlı yöneticilerinin bu probleme çözüm bulma çabaları,
  • Kırım Savaşı sonrası imzalanan Paris Barış Anlaşması ve Islahat Fermanı arasındaki bağlantılar,
  • Uzun yıllar Trabzon ve Erzurum konsolosluğu yapmış James Brant’ın Osmanlı devlet ve toplum yapısı, özellikle de Osmanlılarda reform sorunu üzerindeki düşünceleri,
  • Osmanlı Devleti’nde Islahat Fermanı sonrası gayrimüslim istihdamı,
  • Osmanlı hükümetinde görev yapan Ermeni nazırlar,
  • Meşrutiyet döneminde Osmanlı iktisadi düşüncesindeki gelişmeler.

Çalışma, Osmanlı modernleşme sürecinin farklı aşamalarını kapsamlı bir bakışla izlemesiyle önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Uğur Kurtaran, Necmettin Alkan, Mehmet Alaaddin Yalçınkaya, Sezai Balcı, Şükriye Pınar Özyalvaç, Adil Calap, Ahmet Dönmez, Mahmut Akpınar ve Yaşar Semiz.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Modernleşmesi: Reform Çağında Çözüm Arayışları, editör: Ahmet Dönmez, Kitap Yayınevi, tarih, 408 sayfa, 2019

Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç (2010)

Elimizdeki kitap, 07-12 Mart 2007’de Goethe Enstitüsü ile Orient Enstitüsü İstanbul tarafından düzenlenen ‘Türkiye’ye Gelen Uluslararası Göçün Farklı Yönleri’ başlıklı sempozyuma sunulan bildirilerden bir seçki.

Kitapta yer alan makaleler, Türkiye’nin hem transit bir ülke hem de göç alan bir ülke olarak değişik yönlerini saptamaları ve konuya dair kapsamlı bilgiler sunmalarıyla ilgi çekecek nitelikte.

Üç bölümden oluşan kitapta ilk olarak, Türkiye’ye gelen göçün toplumsal ve siyasi koşulları ele alınıyor.

İkinci bölüm Türkiye’ye emek göçünü, yani Türkiye’de bulunan yabancı çalışanlar konusunu irdeliyor.

Kitabın son bölümü ise, Almanya’dan Türkiye’ye göç eden Almanlar, Ermenistanlı kadın göçmenler, Iraklı, Özbek, Uygur, Türkistan ve Afrikalı göçmenler gibi, Türkiye’deki yabancı topluluklara odaklanıyor.

  • Künye: Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç, çeviren: Mutlu Çomak-Özbatır, Kitap Yayınevi, sosyoloji, 330 sayfa

Şenay Özdemir Gümüş – Osmanlı Sularında Balık Avcılığı (2019)

Osmanlı’da balık avcılarına sayyad-ı mahi denirdi.

Sayyad-ı mahilerin yaygın biçimde kullandıkları av araç-gereçleri, özellikle kıyı sularındaki balıkların avlarında kullanılan dalyan ve ığrıp ağı ile daha açıklardaki kayıklardan bırakılan ağlar ve oltalardı.

Peki, genel olarak Osmanlı’da balık avcılığı nasıl yapılırdı?

Şenay Özdemir Gümüş, bu konuda arşivlik bir eserle karşımızda.

Gümüş burada,

  • Osmanlı’da İstanbul Boğazı, Tuna Nehri ve Azak gibi balıkçılık merkezlerini,
  • Hem buralarda hem de deniz, göl veya nehirlerde Osmanlı balık avcılarının nasıl çalıştığını,
  • Balık avcılarının kullandıkları araçlara göre dalyancı veya ığrıpcı olarak adlandırılmalarını,
  • Osmanlı’da av alanlarının nasıl belirlenip oluşturulduğunu,
  • Suların kıyı hattındaki av alanları olarak dalyan ve volilerin, Osmanlı Devleti’nde miri, mülk ve vakıf statüsüne tabii olmasının nedenlerini,
  • Av alanları statülerinin Osmanlı Devleti’nin ticari amaçlı balık avından tahsil ettiği verginin miktarı üzerinde ne gibi etkileri olduğunu,
  • Dalyan ve volilerin, balık avı vergisini içeren mali ünitelerin sınırlarının belirlenmesinde nasıl rol oynadığını,
  • Sattıkları ürüne göre farklılaşan taze balıkçı esnafı ile tuzlu balıkçı esnafının balık satışını,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Gümüş’ün çalışması, bir yönüyle de Osmanlı sularındaki balıkçılık faaliyetlerinin, av araç-gereçlerinin avlanma hakkı ve vergilendirme üzerindeki etkileri çerçevesinde inceliyor.

Kitap, dalyan ve volilere tanınan tasarruf hakkı kapsamında Osmanlı Devleti’nin sularında balık avlama hakkını nasıl düzenlediğini ve bu sularda yabancıların avlanma hakkı, suların sınır oluşturduğu bölgelerde balık avıyla ilgili uygulamalar, balık avından alınan verginin miktarı ve tahsilini de ele alıyor.

  • Künye: Şenay Özdemir Gümüş – Osmanlı Sularında Balık Avcılığı, Kitap Yayınevi, tarih, 151 sayfa, 2019