Ayşe Derin Öncel – Apartman (2010)

Ayşe Derin Öncel, alt başlığı ‘Galata’da Yeni Bir Konut Tipi’ olan ‘Apartman’da, Osmanlı’nın konut kültürünün gelişiminin önemli örnekleri olan Galata’daki apartmanları inceliyor.

Beyoğlu’nun kozmopolit nüfusunun 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artmasıyla ortaya çıkan konut ihtiyacını karşılamak amacıyla, Osmanlı ve yabancı usta ve mimarlar, yeni bir konut tipinin gelişmesini sağlayacaktı.

İşte Öncel’in elimizdeki çalışmasını nitelikli kılan hususlardan biri, ilk örnekleri Galata’da kısa sürede inşa edilen, ancak daha sonra İstanbul’un diğer mahallelerine de yayılan bir konut tipinin ilk örneklerini incelemesidir diyebiliriz.

Öncel, altı bölümden oluşan kitabında,

  • Tanzimat döneminde kent mekânlarında yaşanan dönüşümü,
  • Apartmanlardan önceki ahşap, taş, tuğla kârgir konutları ve apartmanların ortaya çıkışını hazırlayan koşulları,
  • Apartmanların mimari biçimlenmesini,
  • On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Pera’daki sosyal hayatı ve yaşam biçimlerini,
  • Apartman konutlarında kolektif yaşamı,
  • Apartman dairelerinin iç mekân düzeni ve plan tiplerini,
  • Ve daha çok pek ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Künye: Ayşe Derin Öncel – Apartman, Kitap Yayınevi, mimari, 421 sayfa

Ömer Gezer – Kale ve Nefer (2020)

Osmanlı askeri tarihi hakkında güncel ve eleştirel bir çalışma arayanlara, son zamanlardaki kaynak çeşitliliğinden de olabildiğince yararlanan bu çalışmayı öneriyoruz.

Hem Osmanlı hem de Habsburg arşivlerinde yoğun bir çalışma yürütün Ömer Gezer, Osmanlı’nın 1699 sonrasında Habsburg serhaddindeki askeri gücüne odaklanıyor.

Osmanlı, özellikle 1683’te Viyana’yı ele geçirmek için savaşırken büyük bir bozguna uğradı.

Bu öylesine ağır bir yenilgiydi ki, İmparatorluğun sınırlarını koruyan tüm kalelerin tamamının kaybedilmesinin yanı sıra, İstanbul’un düşmesi tehlikesini de beraberinde getirdi.

Osmanlılar, bu zafiyetin üstesinden gelebilmek ve yeni savunma hatları geliştirebilmek için, Karlofça Anlaşması’ndan sonra harekete geçti ve bu amaçla Kuzeyde Rusya ve Lehistan, güneyde Venedik, batıda ise Habsburg sınırında imparatorluğun askeri gücünü yeniden örgütledi.

İşte Gezer, bu örgütlenmenin, Bosna’dan Temeşvar’a kadar uzanan bir coğrafyada, ağırlık merkezini Belgrad Kalesi’nin oluşturduğu Habsburg ayağını derinlemesine bir bakışla ele alıyor.

Kitapta, bu amaçla modern tabyaların inşa edilişi, kalelerin tahkim edilişi ve çok sayıda askerin serhad garnizonlarına aktarılışı, bu askeri hedefin masraflarının nasıl karşılandığı ve Babıali’nin çabaları sonucunda Habsburg sınırındaki Osmanlı askeri gücünün neredeyse 40 bin askere çıkarılışını başından sonuna izliyor.

Fakat bunca çaba, 1716-1718 Savaşı’nda heba oldu, zira Babıali’nin inşa ettiği savunma hattı Habsburg ordusu karşısında ayakta kalamadı.

Ardından 1716’da Temeşvar, 1717’de Osmanlı Avrupası’nın en önemli kalesi Belgrad düştü.

İşte Gezer, İmparatorluğun 1699’dan itibaren seferber ettiği askeri ve mali kaynakların altındaki dinamikleri ve bütün bu çabalara rağmen bu savunma hatlarının niçin bu kadar kolayca çöktüğünü ayrıntılı bir şekilde irdeliyor.

Yenilginin asıl sebebinin Osmanlı askeri bürokrasisinin yetersizliği olduğunu belirten Gezer, kale mimarisinden serhad garnizonlarının yapısına kadar uzanan bir alanda hareket ederek Habsburg serhaddindeki Osmanlı askeri gücünü, sosyo-askeri ve ekonomik yönlerini de ihmal etmeden inceliyor.

  • Künye: Ömer Gezer – Kale ve Nefer: Habsburg Serhaddinde Osmanlı Askeri Gücü (1699-1715), Kitap Yayınevi, tarih, 389 sayfa, 2020

Kolektif – Sözde Masum Milliyetçilik (2010)

‘Sözde Masum Milliyetçilik’, milliyetçiliğin pek fark edilmeyen bir yanına ışık tutuyor.

Burada “sözde masum”la kastedilen, her yere sinmiş olan, günlük yaşamın bir parçasına dönüşen ve bazı akademisyenlerin “banal milliyetçilik” dedikleri terimle aynı anlama geliyor.

Türk ve Yunanlı yazarların metinlerini bir araya getiren ve eleştirel yaklaşımın egemen olduğu kitap, masum ve sıradan sayılan bazı uygulamaların milliyetçiliğin ne denli tehlikeli bir biçimi olduklarını gösteriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Herkül Milas, Tuğçe Saklıca Rigatos, Şerife Çam, Ilias Rubanis, Kerem Öktem, Ilias Kanelis, Tanıl Bora, Emre Gökalp, L. Doğan Tılıç, Hristina Batra, Manolis Vasilakis ve Arzu Öztürkmen.

  • Künye: Kolektif – Sözde Masum Milliyetçilik, editör: Herkül Milas, Kitap Yayınevi, siyaset, 293 sayfa

Mustafa Altıntaş – Osmanlı İstanbul’unda Ta’âm Bişirüb Satanlar (2020)

 

Osmanlı dönemi yemek kültürü üzerine yapılan çalışmalar, daha çok ev veya saray mutfağına odaklanır.

Fakat ev dışında yeme olgusu veya parayla yemek satan işletmeler hakkındaki bilgilerimiz oldukça sınırlıdır.

İşte mutfak kültürü ve yemek tarihi üzerinde araştırmalar yapan Mustafa Altıntaş’ın eldeki çalışması, tam da söz konusu boşluğu doldurmasıyla büyük önem arz ediyor.

On beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyılın sonuna kadar İstanbul aşçı ve tatlıcı esnafının kapsamlı bir hikâyesini sunan Altıntaş, esnafın sayısından İstanbul’daki dağılımlarına, ne pişirdiklerinden kaça sattıklarına kadar pek çok konuyu aydınlatıyor.

Çalışma bir yandan bu ve bunun gibi konulara odaklanırken, bir yandan da on beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla Osmanlı mutfağının nasıl bir değişim geçirdiğinin ve bunun nedenlerinin de izini sürüyor.

Kitabın adı ise, 1501 tarihli İstanbul İhtisab Kanunnamesinde’ki bir tanımdan geliyor.

Bu kanunnamede, Altıntaş’ın konu ettiği esnaftan “aşçılar ve başçılar ve büryancılar ve börekçiler fi’l-cümle ta’am bişirüb satanlar” şeklinde bahsedilir.

  • Künye: Mustafa Altıntaş – Osmanlı İstanbul’unda Ta’âm Bişirüb Satanlar: Aşçılar, Başçılar, Büryancılar, Börekçiler, Tatlıcılar (1500-1800), Kitap Yayınevi, tarih, 176 sayfa, 2020

Hans Jacob Breüning – Breüning Seyahatnamesi (2020)

Hans Jacob Breüning, tutkulu bir seyyahtı.

Kendisinin seyahat tutkusu dil öğrenmek için gittiği Fransa’da başlar.

Burada üç yıl kalacak olan Breüning, Fransa’yı adeta karış karış dolaşacaktı.

Bir kere seyahat etmeye başlayan Breüning için dünyayı gezip görme hevesinin devamı da hızla gelmiş ve bu heves onu, İtalya’ya, ardından Yunanistan’a ve oradan da İstanbul, Mısır, Arabistan, Filistin ve Suriye’ye kadar götürmüş.

İşte bu kitap da, Breüning’in Haziran 1579’da ulaşıp bir ay geçirdiği İstanbul’a dair izlenimlerinden oluşuyor.

Osmanlı payitahtındaki gündelik yaşamdan Türklerin geleneklerine ve İstanbul’un tarihi ve mimari önemine pek çok konu üzerine izlenimlerini paylaşan Breüning’in seyahatnamesi, bizim açımızdan altın değerinde bir kaynak.

  • Künye: Hans Jacob Breüning – Breüning Seyahatnamesi: Doğu Ülkelerine Yolculuk, İstanbul 1579, çeviren: Selma Türkis Noyan, Kitap Yayınevi, seyahatname, 200 sayfa, 2020

Natalia Adamantidu ve Yeoryios E. Papastratos – Mübadele Öncesinde Şile’de Yaşam (2010)

 

‘Mübadele Öncesinde Şile’de Yaşam’, Natalia Adamantidu ve Yeoryios E. Papastratos’un 1920 öncesi dönemi kapsayan anılarını bir araya getiriyor.

Anılarda, Mübadele öncesi Şile’de gündelik hayat, Şile yerlilerinin denizle ilişkisi, Müslüman ve Ortodoks Hıristiyan Şile halkının birbirleriyle nasıl ilişkiler kurdukları ve Şile ekonomisinin temelleri konularında çok önemli bilgiler yer alıyor.

Kitaptaki anılar, Şile’ye dair duygusal ve sevgi dolu üsluplarıyla da dikkat çekiyor.

Yunanistan’daki Küçük Asya Araştırmaları Merkezi arşivinde bulunan anılar, 1939’dan beri mübadillerle yapılan sözlü tarih çalışmalarının bir parçası.

  • Künye: Natalia Adamantidu ve Yeoryios E. Papastratos – Mübadele Öncesinde Şile’de Yaşam, çeviren: Elisabevet Haritonidis Kovi, Kitap Yayınevi, anı, 200 sayfa

Evgenia Mars – Abdülhamid İstanbul’unda Bir kadın Seyyah (2019)

Bulgar yazar Evgenia Mars, ya da gerçek adıyla Evgenia Bonçeva–Elmazova, 1907’nin Eylül ayı başlarında, diş hekimi eşi ve ünlü Bulgar şairi İvan Vazov ile birlikte İstanbul’u ziyaret etmişti.

Bu gezinin izlenimlerinden oluşan elimizdeki kitap da, dönemin İstanbul’u hakkında ilginç gözlemler barındırıyor.

Üçlü İstanbul’dayken Boğaziçi’nden Sultanahmet Meydanı’na, Büyükada’dan Taksim’e ve Kapalıçarşı’dan Ortaköy ve Galata’ya uzanan geziler yapmış, ayrıca şehirdeki Bulgarlara ait Şişli’deki Evlogi Georgiev Bulgar Hastanesi’ni, Bulgar Ruhban Mektebi’ni,  Ortaköy’deki Bulgar Ekzarhlığı’nı ve Fener’deki Demir Kilise gibi kurum ve kuruluşları ziyaret etmiş.

Kitabın bizi ayrıca ilgilendiren bölümleri arasında, geleneksel İstanbul’a dair değerlendirmeler.

Mars, Divanyolu’ndaki padişah türbelerini ziyaret etmiş, II. Abdülhamid’in Yıldız Hamidiye Camisi’ndeki Cuma selamlığı merasimini dikkatle izlemiş ve Galata Mevlevihanesi’nde semazenlerin gösterisini izlemiş.

Anlatının kimi yerlerinde yazarın Osmanlı’ya yönelik önyargılı tutumu öne çıksa da, bu seyahatnamenin 20. yüzyılın hemen başındaki Osmanlı payitahtı üzerine önemli saptamalar barındıran bir kaynak olduğunu söylemeliyiz.

Künye: Evgenia Mars – Abdülhamid İstanbul’unda Bir kadın Seyyah, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, tarih, 86 sayfa, 2019