Stefo Benlisoy – İstanbul’un Irgatları (2018)

“Türkiye işçileri, Ermeniler, Yahudiler, Rumlar ve Türkler, elinizi verin, iş kollarınızdaki sendikalarda sosyalistçe birleşin; çünkü o görkemli çıkarlarınızı ancak böyle müdafaa edebileceksiniz.” – O Ergatis Gazetesi, 1910

İkinci Meşrutiyet döneminde örgütlenmiş, ağırlığını Rumların oluşturduğu Türkiye Sosyalist Merkezi, İstanbul’un ilk sosyalist kurumu sayılır.

Stefo Benlisoy’un elimizdeki nitelikli incelemesi, söz konusu örgütün kuruluşu ve çalışmalarını kapsamlı bir bakışla irdeliyor, ayrıca dönemin siyasi ve toplumsal bir fotoğrafını da çekerek önemli bir boşluğu dolduruyor.

Çalışmanın odağında ise, Türkiye Sosyalist Merkezi’nin Haziran 1910’da yayımlamaya başladığı on beş günlük O Ergatis (Irgat) adlı gazete yer alıyor.

Türkiye Sosyalist Merkezi’nin önemi, İstanbul’da dikkat çekici bir işçi mücadelesi yaratmasının yanı sıra, Osmanlı’nın başkentinde güçlü bir grev dalgasının ortaya çıkışında önemli rol üstlenmesi, ayrıca daha sonra Türkiye ve Yunanistan’da güç kazanacak bir işçi kuşağını yaratmayı başarmasıdır.

Benlisoy, bu özgün hareketi merkeze alarak İstanbul’daki ilk 1 Mayıs kutlamasını, Osmanlı meclisindeki sosyalizm tartışmalarını, Bomonti çocuk işçilerini, ilk sosyalist kadın örgütlenmesini ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Ezilenlerin geleneğinde önemli yer tutan bu hareketi ve ülkenin işçi mücadele tarihinin önemli bir aşamasını merak edenler bu çalışmayı sevecektir.

  • Künye: Stefo Benlisoy – İstanbul’un Irgatları: II. Meşrutiyet’te Sosyalist Bir İşçi Örgütü, İstos Yayın, tarih, 200 sayfa, 2018
Reklamlar

Yorgo Seferis-Mithistorima (2014)

İzmirli hemşerimiz Yorgo Seferis’ten, klasik tragedyalar tadında bir nehir şiir.

“Yalnızlığımız gibi, sevdamız gibi, / bedenlerimiz gibi durgun ve kof uğultular” diyen Seferis, Antik Yunan mitleri ile Çağdaş Yunan ve Avrupa tarihinin kesitlerini de kullanarak bütün bir kuşağın, ulusun ve hatta insanlığın deneyimlerini şiirine katık ediyor.

  • Künye: Yorgo Seferis – Mithistorima, çeviren: Ari Çokona, İstos Yayın

 

Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen! (2017)

Nikos Dimu’nun ‘Ne Mutsuz Yunanım Diyen!’i, Yunan toplumunun dünü ve bugününü, onun kusurlarını ve bu topluma duyduğu aşkı ifade eden zekice yazılmış aforizmalarından oluşuyor.

Yunan toplumunu çelişkiler sahibi, doğunun anlayışı ile Avrupa ihtirası arasında bölünmüş bir toplum olarak tanımlayan Dimu, bu toplumda gözlemlediği kusurları sözünü sakınmadan hicvediyor.

Söylemeye gerek yok, Dimu’nun kitabı, Yunan toplumunu konu ediniyor görünse de, aslında burada kendimizden de pek çok şey bulabiliriz.

Öteden beri Türkiye toplumunun Yunanlılarla bazı benzer özelliklere sahip olduğu söylenir. Bu kitap da, bir anlamda bizi aynaya bakmaya davet ediyor diyebiliriz.

Dimu’nun, ilk yayımlandığı 1975’ten bu yana çokça baskı yapmış, dünyanın farklı dillerine çevrilmiş kitabı, ilk kez Türkçede.

Kitaptan birkaç alıntı:

  • “Ne dersek diyelim, Avrupalı hissetmediğimiz bir gerçektir. ‘Dışında’ hissediyoruz kendimizi. Ama daha beteri, bunu bize söylediklerinde durumdan rahatsız oluyor ve kaygılanıyoruz.”
  • “Öteki halkları da kıskanıyoruz – üstünlüğümüzü de vurgularken. Yalnızca (Turistik anlamda) konuksever değil, aynı zamanda yabancı hayranı, yabancı düşmanı ve yabancı uşaklarıyız.”
  • “Yunan mutsuzluğunun temellerinde iki Ulusal Aşağılık Kompleksi yatar. Biri zamanla ilgilidir: atalarla. Ötekisi mekânla ilgilidir: ‘Avrupalılarla’. Belki gereksiz kompleksler bunlar – ama gereksiz olmaları onları daha az gerçek kılmıyor.”
  • “Sonuç olarak biz kimiz? Doğu’nun Avrupalıları mı, Avrupa’nın doğuluları mı?”
  • “Bazen büyük düşünen küçük bir halkız – bazen de küçük düşünen büyük bir halk.”
  • “İlle de herkesi kendimizle kıyaslayacağız. İster istemez. Diğerlerinin varlığı bile bizi rahatsız etmekte. Tehdit oluşturmakta. ‘Etkisiz hale getirilmesi’ gerekmektedir. Bitmek bilmeyen rekabetin yarattığı endişe.”

Künye: Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen!, çeviren: Herkül Millas, İstos Yayın, aforizma, 80 sayfa, 2017

Mahmut Yesari – Bir Namus Meselesi (2017)

Mahmut Yesari, edebiyatımızın ihmal edilen kalemlerinden. Onu şimdilerde pek kimse bilmez.

Bilenler de en çok ‘Çoban Yıldızı’ veya ‘Çuluk’ adlı romanlarını bilir.

‘Bir Namus Meselesi’ de, Yesari’nin ilk romanı ve tamı tamına 94 yıl önce Yesari’nin Reşat Nuri Güntekin ile birlikte çıkardığı Kelebek dergisinde tefrika edilmişti.

İşin üzücü yanı, bu romanın ilk kez kitap olarak yayımlanması.

Kayseri ve İstanbul’da geçen roman, Hacıoğlu Ağapiyadi ile Kara Eftimoğlu Petraki arasındaki bir miras sorunu üzerinden ilerliyor.

Her iki karakterin miras için çekişmesi ve birbirini kandırmak üzerine kurulu zihin dünyaları, romanı akıcı ve özgün kılan başlıca husus.

Romanın en güzel taraflarından biri de, yöresel dili ustaca kullanması. Burada özellikle Kayseri ağzının kullanım biçimi okuru ayrıca keyiflendirecek türden.

Yesari’nin ‘Bir Namus Meselesi’, günümüzde dönüşmüş, hatta neredeyse hiç kalmamış diyebileceğimiz, dönemin Kayseri ve İstanbul’undaki toplumsal zenginliğin nitelikli bir panoramasını çiziyor.

Yesari’yi yeniden hatırlamak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Mahmut Yesari – Bir Namus Meselesi, İstos Yayın, roman, 128 sayfa

Elettra Stamboulis ve Angelo Mennillo – Küçük Kudüs: Selanik (2017)

Ne güzel şeyler olup bitiyor da, ruhumuz duymuyor?

Örneğin, İtalyanca ve Yunanca yayımlanmış başarılı grafik roman Küçük Kudüs, gözden geçirilmiş ve genişletilmiş bir baskıyla Türkçede yayımlanmış meğer.

Zengin karakterler barındıran roman, bir ailenin inişli çıkışlı hikâyesi ekseninde, çokkültürlü Selânik’in modern tarihine uzanıyor.

Türklerin Selanik’teki beş yüzyıllık egemenliğinden Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatında ve kişiliğinde Selanik’in yerine, şehirdeki Yahudi mirasından Nazilerin işgal zamanında yaşananlara, şehrin belleğinde yer etmiş pek çok kişi ve olay romanda işleniyor.

Başarılı çizimleri ve sağlam örülmüş insan hikâyeleriyle dikkat çeken roman, yakın tarihte birçok insanın belleğinde yer etmiş bu özgün kentin izlerini ve barındırdığı muazzam zenginliği daha belirgin kılıyor.

Hem edebiyat hem de grafikroman ve çizgiroman tutkunlarının kaçırmak istemeyecekleri eserlerden.

  • Künye: Elettra Stamboulis ve Angelo Mennillo – Küçük Kudüs: Selanik, Duvarın Yıkılışından Sonraki Bir Yaz Günü, çeviren: Hasan Özgür Tuna, İstos Yayın, 64 sayfa

Petros Markaris – Sonsuzluk ve Bir GünLük (2014)

Theo Angelopulos’un ‘Sonsuzluk ve Bir Gün’ünün senaristlerinden olan ünlü polisiye yazarı Petros Markaris günlüğünde, bu kült filmin senaryosunun yazılış sürecini anlatıyor.

Daha önce senaryo için Angelopulos ile çalışmış Markaris, bu günlüğün, ünlü yönetmenle aralarındaki “daimi anlaşmazlığın” ürünü olduğunu söylüyor.

Yazar burada, senaryonun gün gün nasıl ilerlediğini kayıt altına alır ve böylece sinemanın dönüm noktası kabul edilen filmin nasıl ortaya çıktığını aydınlatırken, aynı zamanda aralarında kırk yıllık arkadaşlık bulunan Angelopulos’un kişiliğine ve yönetmenliğine dair önemli detaylar da sunuyor.

  • Künye: Sonsuzluk Ve Bir GünLük, Petros Markaris, çeviren: Anna Maria Aslanoğlu, İstos Yayın, sinema, 184 sayfa

Melisinos Hristodulu – Tatavla Tarihi (2013)

TATAVLA

On dokuzuncu yüzyılın başlarında, dönemin Pamfilos Episkoposu Melisinos Hristodulu tarafından yazılmış ‘Tatavla Tarihi’, Tatavla Ayios Dimitrios Rum Ortodoks cemaatine dair en önemli çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor.

Hristodulu, şimdi Yunanca ve Türkçe yayınlanan kitabında, dönemin belgelerine, cemaat arşivlerine, Patriklik defterlerine ve Osmanlı belgelerine başvurarak, Tatavla’nın, yani bugünün Kurtuluş’unun mahallelerini, buralardaki yaşamı ve semtin sakinlerinin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Yazar ayrıca, sözlü tarih aktarımlarının yanı sıra, eski gelenekler ve Rum cemaatinin önemli şahsiyetlerine dair anekdotlarla da çalışmasını zenginleştirmiş.

Arşivlik bir eser.

  • Künye: Melisinos Hristodulu – Tatavla Tarihi, çeviren: Anna Maria Aslanoğlu ve Stefo Benlisoy, yayına hazırlayan: Foti Benlisoy ve Fivos Nomikos, İstos Yayın, tarih, 396 sayfa