Orhan Kahyaoğlu – Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk (2010)

Popüler müziğe dair yazıları ve kitaplarıyla bildiğimiz Orhan Kahyaoğlu ‘Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk’ta, yazılarından bir seçkiyle okurun karşısına çıkıyor.

Buradaki denemelerin temel eksenini caz, etnik müzik, pop ve bu çizgilerin türevi müzikler oluşturuyor.

Kitapta, caz ve blues müzisyenleri; Türkiye cazı ve örnekleri; geleneksel ve etnik kaynaklı müziklerin Türkiye’de nasıl modernleştiği; şarkılardan yola çıkarak Türkiye’nin son elli yıllık pop müziği ve bu dönemin pop müziğinde öne çıkan isimler konulu denemeler yer alıyor. Kitapta ayrıca, Kahyaoğlu’nun MÜYAP başkanı Bülent Forta’yla, Dünya ve Türkiye müzik piyasası üzerine yaptığı bir röportajı da yer alıyor.

  • Künye: Orhan Kahyaoğlu – Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk, Everest Yayınları, müzik, 338 sayfa

Melih Cevdet Anday – Balerina’nın Ölümü (2010)

‘Balerina’nın Ölümü’, Melih Cevdet Anday’ın dergilerde kendi adıyla yazdığı iki öyküsünü ve Murat Tek adıyla Akşam gazetesinde yazdığı yirmi altı öyküsünü bir araya getiriyor.

Bu kitaptaki kimi öykülerin, Anday’ın Murat Tek imzasıyla yazdığı romanlar arasında benzerlikler dikkat çekiyor.

Kitabın bir özelliği de, şiirle öykünün yakınlığını iyi gösteren örneklerden oluşmasıdır diyebiliriz.

Anday, kitaba adını veren öyküsünde, henüz on sekizinde ölen balerina Sevil’in hikâyesini anlatıyor.

Yazar, sahneye çıktığı ilk gün, belirsiz bir nedenle hayata veda eden genç kadının hikâyesi ekseninde, geleceğin belirsizliğini, sanat-insan ilişkisini ve bireyin ölüm karşısındaki tutumunu anlatıyor.

  • Künye: Melih Cevdet Anday – Balerina’nın Ölümü, Everest Yayınları, öykü, 138 sayfa

Johannes Mario Simmel – Yaşamak Ne Güzel (2010)

Casusluk romanlarının ünlü kalemi J. Mario Simmel ‘Yaşamak Ne Güzel’de, 2. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış, açlık ve işsizliğin boğazına oturduğu Almanya’da, bu durumu fırsat bilerek zengin olan Jakob Formann’ın hikâyesini anlatıyor.

Kendisi de bu dönemleri yaşayan birisi olarak Simmel, savaştan yenik çıkmış bir ülkenin içinde bulunduğu bunalımı, insanların çaresizce hayatta kalma çabalarını ustaca tasvir ediyor.

Burada karşımıza çıkan Formann karakteri ise, açlık ve yoksullukla beslenen bir kan emicidir.

Almanya, Soğuk Savaş döneminin iktidar kavgalarıyla sarsılırken Formann, kısa bir süre içinde, ustaca yöntemleriyle bu kavgayı kendi lehine çevirecektir.

  • Künye: Johannes Mario Simmel – Yaşamak Ne Güzel, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, roman, 660 sayfa

Kaan Durukan – Doğu-Batı İkilemine Dört Bakış (2010)

Kaan Durukan ‘Doğu-Batı İkilemine Dört Bakış’ta, Montesquieu, Frantz Fanon, Eduardo Galeano ve Edward Said’in eserleri ışığında, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarını da içine alan 250 yıllık tarihi, Doğu-Batı ikilemi üzerinden sorguluyor.

Durukan bunu da, Montesquieu’nün ‘İran Mektupları’, Fanon’un ‘Yeryüzünün Lanetlileri’, Galeano’nun ‘Latin Amerika’nın Açık Damarları’ ve son olarak da Said’in ‘Oryantalizm’ isimli eserlerini baz alarak yapıyor.

Söz konusu dört ismin yaklaşımları da, geride kalan muhtelif dönemler kadar, bugün yaşananların anlaşılmasına da katkıda bulunuyor.

  • Künye: Kaan Durukan – Doğu-Batı İkilemine Dört Bakış, Everest Yayınları, inceleme, 86 sayfa

Erendiz Atasü – Açıkoturumlar Çağı (2010)

Erendiz Atasü, ilk baskısı 2006’da yapılan ‘Açıkoturumlar Çağı’nda, değerlerin yozlaştığı bir coğrafyayı resmediyor.

Eczacılardan oluşan bir çevrede geçen roman, Türkiye’nin karmaşık 90’lı yıllarını ve devamında yaşanan toplumsal kirlenmeyi hikâye ediyor.

İki yurtsever eczacı kadının etrafında gelişen hikâye, kadın-erkek ilişkileri, siyasetteki kirlenme, yolsuzluklar, ekonomik sıkıntılar, Kürt sorunu, Doğu’daki anlamsız savaş, yoksulluk, küresel sermaye ve din gibi çok farklı konulara uzanıyor.

Türkiye’de yaşanan birçok sorunun irdelendiği romanı ilginç kılan bir husus da, farklı kesimlerden ve görüşlerden gelen karakterlerin gerçekçi bir şekilde tasvir edilmesidir diyebiliriz.

  • Künye: Erendiz Atasü – Açıkoturumlar Çağı, Everest Yayınları, roman, 344 sayfa

Ahmet Telli – Nidâ (2010)

‘Nidâ’, Ahmet Telli’nin 2004-2009 arasında kaleme aldığı şiirlerden oluşuyor.

Telli bu kitabıyla, Altın Portakal Şiir Ödülü’nü de kazandı.

Dört bölümden oluşan kitap, aynı zamanda Habip Aydoğdu’nun desenleriyle de okurun karşısına çıkıyor.

Telli, Erdal Eren ve Necdet Adalı’yı düşünürken yazdığı ‘Nidâ’ şiirinde şöyle diyor:

“Tektekçi meyhanelerde terlemişti içimdeki çakal

Bıyıklarımın hâlâ ayva ve rakı kokması bundandır

Kendimi en zâlim şarkılar makamına yolcu ederken

Fiyakamı ödünç alırdım açıkhava sinemalarından

O zaman biz, ohooo iki kafadar bir araya gelsek

Yelkenleri fora edip hayallerimize, giderdik giderdik

Sesimiz sıtma görmemiş ruhumuz mürekkep içmemişti

Hercai birer nidâ idik yıldız şavklarıyla oynaşan (…)”

  • Künye: Ahmet Telli – Nidâ, Everest Yayınları, şiir, 95 sayfa

Anna Seghers – Transit (2016)

Yahudi kökenli Anna Seghers, Nazilerin işgali esnasında Fransa’da yaşayan bir komünistti.

Yazarın kaçış sürecindeki deneyimlerine dayanan ‘Transit’ romanı ise, 1937’de Nazi toplama kampından kaçarak Marsilya’ya sığınan Seidler’in hikâyesini anlatıyor.

Seidler gibi buraya ulaşabilen insanların şimdilik biricik amacı, ne pahasına olursa olsun Amerika’ya ulaşmaktır.

  • Künye: Anna Seghers – Transit, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları