F. Scott Fitzgerald – Buruktur Gece (2013)

Francis Scott Fitzgerald ‘Buruktur Gece’ başlıklı elimizdeki romanında, Caz Çağı’nın sahte ve yıpratıcı ilişkilerini gözler önüne seriyor.

Tatil için Fransız Rivierası’na gelen Rosemary Hoyt’un, burada tanıştığı bir aileyle yaşadığı ilginç olayları hikâye ediyor.

Annesiyle bölgeye gelen genç aktris Hoyt, burada Dick ve Nicole Diver çiftiyle tanışacaktır.

Bu tanışıklık derin bir arkadaşlığa dönüşecektir.

Zengin bir aile olan Diver’lar, zarafetleri ve şıklıklarıyla göz doldurmaktadır.

Fakat bu tozpembe sahnenin gerisinde, sıra dışı gerçekler yatmaktadır.

Zira Dick’in büyük çabalarla koruduğu Nicole’le olan evliliği, Rosemary isimli genç ve güzel aktrisin ısrarlı ilgisi yüzünden zarar görmeye başlar.

Rosemary’yi geride bırakıp evliliğini düzeltmeye çalışan Dick, etrafındaki insanların onda yarattığı yıkımın üstesinden gelemeyecek kadar kötü bir durumda bulur kendini.

Doktor, içinde bulunduğu ruh halinden sıyrılabilmek için çareyi yine ışıltılı hayatın büyüsünde arar.

Artık kendine toplumun en üst basamaklarında yer bulmuştur, ama bu defa da tüm ideallerini ve umutlarını kaybetmiş bir adama dönüşmüştür.

Fitzgerald, 1920’lerin yüksek burjuva hayatının, gösterişli partilerinin yarattığı yanılsamanın eleştirisini, savaşın gölgesinde birbirine tutunan Nicole ve Dick’in hayatları üzerinden sunuyor.

  • Künye: F. Scott Fitzgerald – Buruktur Gece, çeviren: Püren Özgören, Everest Yayınları, roman, 410 sayfa

Selim İleri – Oburcuk Mutfakta (2010)

‘Oburcuk Mutfakta’, Selim ileri’nin yemek-sofra anılarını anlattığı ‘Evimizin Tek Istakozu’, ‘Oburcuğun Edebiyat Kitabı’ ve ‘Rüyamdaki Sofralar’ başlıklı üç kitabını bir araya getiriyor.

Romanları, öyküleri ve gazete-dergi yazılarıyla bildiğimiz İleri, aynı zamanda bir mutfak tutkunu.

Yazarın, mutfak anılarını kaleme getirdiği ilk kitabı ‘Evimizin Tek Istakozu’, yayımlandığı zaman ilgiyle karşılanmış ve bunu, yemek kültürü konulu diğer kitapları izlemişti.

Bu kitaptaki metinler, aynı zamanda yazarın damak tadındaki yetkinliği de ortaya koyuyor.

İleri, çocukluğundan başlayarak yemek ve yemek kültürüne dair tanıklığını ve gözlemlediği birçok ayrıntıyı okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Selim İleri – Oburcuk Mutfakta, Everest Yayınları, yemek, 638 sayfa

Tama Janowitz – Alan Kodu 212 (2010)

Hatırlanacağı gibi ‘New York Köleleri’, genç kuşak Amerikan kalemlerinden Tama Janowitz’in daha önce yayımlanmış romanlarından biriydi.

Janowitz’in yalnızca New York’luları değil, dünyadaki bütün büyük kent insanlarını ilgilendirecek tanıdık ve ilginç ayrıntıları işlediği söz konusu romanı, James Ivory tarafından filme de alınmıştı.

Elimizdeki ‘Alan Kodu 212’ başlıklı eser ise, daha çok romanlarıyla bilinen Janowitz’in denemelerini bir araya getiriyor.

Janowitz burada da, yaşadığı New York’u anlatmaya devam ediyor.

Andy Warhol, New York’un gün ve gecelerinden trajikomik yaşanmışlıklar, kendine has tarzıyla Manhattan ve eğlencelerinden, zevklerinden taviz vermeyen sosyete dünyası, denemelerde karşımıza çıkan konulardan birkaçı.

Yazar, New York’un şık ve sanatsal mekânları kadar, şehrin zorlu ve tehlikelerle dolu yönlerini de kaleme getiriyor.

  • Künye: Tama Janowitz – Alan Kodu 212, çeviren: Ünver Alibey, Everest Yayınları, deneme, 410 sayfa

Joachim Sartorius – Prens Adaları (2010)

Alman şair Joachim Sartorius ‘Prens Adaları’nı, Büyükada’da geçirdiği bir sonbahar sırasında kaleme aldı.

“Bu kitap, bir şairin Ada’nın dünyası, manzarası, ışığı ve insanları tarafından nasıl baştan çıkarıldığına dair son derece etkileyici bir aktarım.” diyerek bu mekâna duyduğu hayranlığı dile getiren Sartorius, Bizans, Osmanlı ve cumhuriyetin kuruluş döneminden kalan yapılarda incelemeler yapmış ve adada yaşayanlarla yaptığı sohbetler aracılığıyla Adalar’ın geçmişine dair ilginç ayrıntılara ulaşmış.

Kitapta Sartorius’un, Adalar’ın kozmopolit tarihine dair anlatımlarının yanı sıra, arkadaşları Sezer Duru, Orhan Pamuk ve Ara Güler’e dair hikâyeleri de yer alıyor.

  • Künye: Joachim Sartorius – Prens Adaları, çeviren: Sezer Duru, Everest Yayınları, anı, 95 sayfa

Orhan Kahyaoğlu – Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk (2010)

Popüler müziğe dair yazıları ve kitaplarıyla bildiğimiz Orhan Kahyaoğlu ‘Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk’ta, yazılarından bir seçkiyle okurun karşısına çıkıyor.

Buradaki denemelerin temel eksenini caz, etnik müzik, pop ve bu çizgilerin türevi müzikler oluşturuyor.

Kitapta, caz ve blues müzisyenleri; Türkiye cazı ve örnekleri; geleneksel ve etnik kaynaklı müziklerin Türkiye’de nasıl modernleştiği; şarkılardan yola çıkarak Türkiye’nin son elli yıllık pop müziği ve bu dönemin pop müziğinde öne çıkan isimler konulu denemeler yer alıyor. Kitapta ayrıca, Kahyaoğlu’nun MÜYAP başkanı Bülent Forta’yla, Dünya ve Türkiye müzik piyasası üzerine yaptığı bir röportajı da yer alıyor.

  • Künye: Orhan Kahyaoğlu – Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk, Everest Yayınları, müzik, 338 sayfa

Melih Cevdet Anday – Balerina’nın Ölümü (2010)

‘Balerina’nın Ölümü’, Melih Cevdet Anday’ın dergilerde kendi adıyla yazdığı iki öyküsünü ve Murat Tek adıyla Akşam gazetesinde yazdığı yirmi altı öyküsünü bir araya getiriyor.

Bu kitaptaki kimi öykülerin, Anday’ın Murat Tek imzasıyla yazdığı romanlar arasında benzerlikler dikkat çekiyor.

Kitabın bir özelliği de, şiirle öykünün yakınlığını iyi gösteren örneklerden oluşmasıdır diyebiliriz.

Anday, kitaba adını veren öyküsünde, henüz on sekizinde ölen balerina Sevil’in hikâyesini anlatıyor.

Yazar, sahneye çıktığı ilk gün, belirsiz bir nedenle hayata veda eden genç kadının hikâyesi ekseninde, geleceğin belirsizliğini, sanat-insan ilişkisini ve bireyin ölüm karşısındaki tutumunu anlatıyor.

  • Künye: Melih Cevdet Anday – Balerina’nın Ölümü, Everest Yayınları, öykü, 138 sayfa

Johannes Mario Simmel – Yaşamak Ne Güzel (2010)

Casusluk romanlarının ünlü kalemi J. Mario Simmel ‘Yaşamak Ne Güzel’de, 2. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış, açlık ve işsizliğin boğazına oturduğu Almanya’da, bu durumu fırsat bilerek zengin olan Jakob Formann’ın hikâyesini anlatıyor.

Kendisi de bu dönemleri yaşayan birisi olarak Simmel, savaştan yenik çıkmış bir ülkenin içinde bulunduğu bunalımı, insanların çaresizce hayatta kalma çabalarını ustaca tasvir ediyor.

Burada karşımıza çıkan Formann karakteri ise, açlık ve yoksullukla beslenen bir kan emicidir.

Almanya, Soğuk Savaş döneminin iktidar kavgalarıyla sarsılırken Formann, kısa bir süre içinde, ustaca yöntemleriyle bu kavgayı kendi lehine çevirecektir.

  • Künye: Johannes Mario Simmel – Yaşamak Ne Güzel, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, roman, 660 sayfa