David Woodruff Smith – Husserl (2019)

Edmund Husserl elbette ki fenomenolojinin kurucusu olarak bilinir.

Bununla birlikte, Husserl’in sisteminin mevcut yorumunda fenomenoloji, sistemin tek temeli olarak yalnız başına değildir; mantık, ontolojisi gibi başka ilkelerle karşılıklı ilişki içindedir.

İşte David Woodruff Smith’in bu enfes çalışması da, Husserl’in fenomenolojisinin gelişimini mantık, ontoloji, epistemoloji ve etik teorileriyle ilişkili olarak sunan, tüm felsefi sistemi üzerine yapılan derinlemesine bir çalışma.

Woodruf kitabına, insani yönüyle Husserl’i, onun yaşamını, eserlerini ve önemini tanıtarak başlıyor.

Kitabın devam eden bölümlerinde ise,

  • Husserl’in felsefi sisteminin temel bölümleri ve bunların birbirleriyle nasıl çalıştıkları,
  • Husserl’in “saf mantık” anlayışının, özellikle daha sonra semantik ve meta-matematik olarak adlandırılan alanlara yönelik öngörüsü,
  • Husserl’in ontoloji hakkındaki görüşleri,
  • Husserl’in fenomenoloji formülasyonu,
  • Husserl’in bilgi teorisiyle, genelleştirilmiş “görü” veya apaçıklığa dayalı deneyim öğretisi,
  • Husserl’in fenomenolojisi ve ona eşlik eden öğretileri kadar iyi bilinmeyen etiğin temeli hakkındaki görüşleri,
  • Ve Husserl’in 20. yüzyıl felsefesindeki rolü ele alınıyor.

Künye: David Woodruff Smith – Husserl, çeviren: Seçim Bayazıt, Alfa Yayınları, felsefe, 610 sayfa, 2019

Jean-Paul Sartre – Ego’nun Aşkınlığı (2016)

Ben ile bilinç arasındaki ilişkiyi Husserlci bir perspektifle ama Husserl’in bazı yeni kuramlarına karşı çıkarak betimleyen, Jean-Paul Sartre’ın ilk yapıtı.

Sartre’ın meşhur Varlık ve Hiçlik ile sonuçlanacak olan keşif çalışmasını başlatan kitap, Sartre’ın düşünsel dönüşümünü izlemek için iyi bir fırsat.

  • Künye: Jean-Paul Sartre – Ego’nun Aşkınlığı, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Hil Yayın

Jozef Maria Bochenski – Çağdaş Avrupa Felsefesi (2019)

Bu enfes kitap, Avrupa düşüncesinin 20. yüzyılın başından bugüne gelişimine daha yakından bakmak isteyenler için biçilmiş kaftan.

Jozef Maria Bochenski, bu süreçte ortaya çıkmış felsefi akımlar ile Husserl, Russell, Heidegger, Sartre, Wittgenstein ve Whitehead gibi filozofların felsefi sistemlerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Yazar, yeni-Kantçılık, Bergsonculuk ve pragmatizm gibi Avrupa düşüncesinde önemli yeri olan akımları açıkladığı gibi, okurunu çağdaş felsefenin kökenleri ve büyük felsefi akımların tarihsel dinamikleri hakkında da aydınlatıyor.

Çalışma, bilhassa Avrupa düşüncesini kuşbakışı görmek ve felsefe akımları hakkında berrak fikirler edinmek için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: Jozef Maria Bochenski – Çağdaş Avrupa Felsefesi, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Fol Kitap, felsefe, 304 sayfa, 2019

Dan Zahavi – Husserl’in Fenomenolojisi (2018)

Edmund Husserl’in kurucusu olduğu Fenomonoji, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkıp felsefe ve bilim dünyasını derinden etkileyen akımlardandır.

Husserl ve Fenomenoloji üzerine şu ana kadar yapılmış pek çok çalışma bulunuyor.

Dan Zahavi’nin kitabı ise, aynı zamanda hem Husserl düşüncesinin dönüşümünü kayda alması hem de Fenomenoloji konusundaki yürütülegelen tartışmaları yetkin bir şekilde toparlayabilmesiyle büyük bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz.

Erken dönem mantık ve yönetimsellik çalışmalarının felsefedeki izlerini irdeleyerek yola çıkan Zahavi,

  • Husserl’in düşünsel dönüşümünü,
  • Çağdaş Alman ve Fransız düşüncesini etkileyen zamansallık, öznelerarasılık tartışmalarını,
  • Husserl’in amacı ve yöntemini,
  • Felsefi literatürde kök salmış idealist öznellik ve içkinlik gibi kavramlara dair tartışmaları,
  • Husserl düşüncesinin Heidegger, Patocka, Sartre, Merleau-Ponty, Levinas, Ricoeur ve Derrida gibi düşünürler üzerindeki etkilerini,
  • Ve bunun gibi pek çok konuyu tartışıyor.

Kitabın, çok kapsamlı oluşuyla, Fenomenoloji alanıyla ilgilenen her okurun dikkatini çekebileceğini söylemeliyiz.

  • Künye: Dan Zahavi – Husserl’in Fenomenolojisi, çeviren: Seçim Bayazıt, Say Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2018

Jacob Rogozinski – Ben ve Ten (2018)

Ben dışsal gerçeklik tarafından üretilen bir yanılsama mıdır?

Önde gelen çağdaş Fransız düşünürlerinden Jacob Rogozinski’nin bu kitabı, “ben” konusuna geniş bir çerçeveden bakmasıyla önemli.

Rogozinski kitabına, iki ego katili olarak tanımladığı Heidegger ve Lacan’ın düşüncelerini irdeleyerek başlıyor ve oradan da Descartes, Husserl, Merleau-Ponty ve Artaud’un fikirlerine uzanarak ben ile ben-olmayan arasındaki farkı çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Yazar bunu yaparken de, fenomenolojinin ve psikanalizin zengin mirasından olabildiğince yararlanıyor, ayrıca yaşam, ölüm, aşk ve nefret gibi varoluşun temel sorularıyla sıkı bir yüzleşmeye girişiyor.

Kitaptan alıntı:

“Yaşamın benim yaşamım olmaktan çıktığı ve kolektif bir antiteye aktarılmak üzere egonun içkinliğinden koparıldığı andan itibaren faşizmi uzaklarda aramamıza gerek kalmaz.”

“Direnmek bir ben’in değil, bir biz’in işidir: Bir halkın, bir sınıfın ya da diyelim ki bir çokluğun işidir.”

  • Künye: Jacob Rogozinski – Ben ve Ten: Ego-Analize Giriş, çeviren: Melis Aktaş, Pinhan Yayıncılık, psikoloji, 392 sayfa, 2018

Ahmet Soysal – Heidegger’de Zaman Üzerine (2018)

Ahmet Soysal bu kitaptaki denemelerinde, Martin Heidegger felsefesinde zaman sorunsalına odaklanıyor.

Kitap, Heidegger’in ilk ve son zamanlarında zaman kavramının nasıl ele aldığı konusunda önemli perspektifler sunuyor.

Soysal burada,

  • Zamanın özsel bir belirlenimini tanımlayan ekstatikon kavramını,
  • Heidegger’in tanımladığı şekliyle zamanın “ekstaz”larının ne anlama geldiğini,
  • Heidegger’de zamanın uzay’la eş-kökenselliği durumunu,
  • Ve Heidegger’in sıklıkla kullandığı Zeit-Raum (uzay-ve-zaman) deyişinin ne anlama geldiğini tartışıyor.

Kitapta bu iki denemenin yanı sıra, Volkan Çelebi ile kapsamlı bir söyleşi, Bergson ve Husserl’de zaman sorunsalı üzerine bir sunum ve bir Heidegger terimleri sözlüğü de yer alıyor.

  • Künye: Ahmet Soysal – Heidegger’de Zaman Üzerine, MonoKL Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2018

Maurice Merleau-Ponty – Algının Fenomenolojisi (2017)

Maurice Merleau-Ponty fenomenolojinin önde gelen filozoflarından.

Varoluşçu felsefe alanındaki çalışmalarıyla da bilinen Merleau-Ponty, öznellik ve algı kuramlarıyla tanınır.

Merleau-Ponty’nin ilk olarak 1945’te yayınlanan oylumlu çalışması ‘Algınının Fenomenolojisi’, kendisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor.

Merleau-Ponty burada, Edmund Husserl’e ait olan fenomenolojik yöntemi bu sefer estetik bir bakışla yeniden yorumluyor.

Analitik felsefenin olduğu kadar kıta felsefesinin çağdaş sorunlarını apaçık bir şekilde ortaya koymasıyla dikkat çeken kitapta, düşünürün irdelediği kimi konular şöyle:

  • Klasik önyargılar ve fenomenlere geri dönüş,
  • Nesne olarak beden ve mekanist fizyoloji,
  • Kişinin kendi bedeninin mekânsallığı ve motor becerileri,
  • Kişiye has bedenin sentezi,
  • Cinsiyetli varlık olarak beden,
  • İfade olarak beden ve söz,
  • Algılanan dünya,
  • Kendi-için-varlık ve dünyada-varlık…

Daha önce bölümler halinde ayrı ayrı yayınlanmış ‘Algının Fenomenolojisi’nin, ilk kez tam haliyle Türkçeye çevrildiğini de belirtelim.

  • Künye: Maurice Merleau-Ponty – Algının Fenomenolojisi, çeviren: Emine Sarıkartal ve Eylem Hacımutlu, İthaki Yayınları, felsefe, 624 sayfa, 2017