Johann Wolfgang von Goethe – Goethe Der ki… (2010)

İlk baskısı 1980’li yıllarda yapılan ‘Goethe Der ki…’, Alman edebiyatının evrensel kalemi Johann Wolfgang von Goethe’nin çeşitli konulardaki düşünce ve görüşlerini özlü olarak Türkiyeli okuyuculara sunuyor.

Goethe’nin, alfabetik sırayla sunulan konu başlıkları altındaki düşüncelerinin yer aldığı, onun eserlerinden derlenmiş özlü sözlerden oluşan kitap; şair, düşünür, bilim adamı, devlet adamı ve bilge kişi niteliklerini üzerinde toplayan Goethe’nin dünyasının nasıl biçimlendiğini gözler önüne sermesiyle önemli bir kaynak kitap.

Kitapta, Gürsel Aytaç’ın, Goethe ve evrensellik konusuna odaklandığı bir yazısı da yer alıyor.

Birkaç alıntı:

“İnsan düşünür, zorunluluk ve akıl yön verir.”

“Bilgece bir cevap istiyorsan, akıllıca soru sormalısın.”

“Çocuklar büyüyünce vaat ettikleri gibi olsalardı, dâhiden geçilemezdi.”

“Her insan yalnızca anladığı şeyi duyar.”

  • Künye: Johann Wolfgang von Goethe – Goethe Der ki…,, çeviren ve derleyen: Gürsel Aytaç, Doğu Batı Yayınları, edebiyat, 469 sayfa

Serge Gruzinski – Orada Saat Kaç? (2010)

Tarihçi Serge Gruzinski ‘Orada Saat Kaç?’ta, 16. yüzyılda, Meksikolu Heinrich Martin ile İstanbul’da yaşayan isimsiz bir yazarın, çok farklı coğrafyalarda bulunmalarına rağmen, ortak hisleri ve duyuşlarıyla dünyayı nasıl benzer biçimde algıladıklarını ortaya koyuyor.

Yazar, ele aldığı kişilerin bakış açıları aracılığıyla, başka dünyalara dair sorgulamaların temeline iniyor ve bu sorgulamaların yalnızca yakın dönemdeki iletişim teknolojilerinin yarattığı etkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda uzak geçmişte de benzer durumların yaşandığını gözler önüne seriyor.

Kitap bir yönüyle de, insanların birbirlerini anlama çabalarının ve sınırları yıkmaya yönelik girişimlerinin hikâyesi olarak da okunabilir.

  • Künye: Serge Gruzinski – Orada Saat Kaç?, çeviren: Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınları, tarih, 220 sayfa

Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık (2019)

‘Keşke Hiç Olmasaydık’, iflah olmaz iyimserlerin karşısına iflah olmaz bir karamsarlıkla çıkan, ama bunu da mantığı elden bırakmayan, tavizsiz bir üslupla yapan özgün bir çalışma.

David Benatar, ilk olarak günümüzün mutluluk, zevk ve keyif standartlarının neden gerçeği yansıtmadığını, bunların gerçek rakamlara döküldüğünde nasıl derin bir sefalet ve mutsuzluk anlamına geldiğini ortaya koyarak kitabına başlıyor.

Dünyaya gelmenin her zaman beraberinde ciddi bir zarar getirdiğine inanan Benatar, insanın hayatındaki “iyi şeyler”in, hayatının nispeten iyi geçmesini sağlasa da, insan dünyaya gelmediği takdirde bu “iyi şeyler”den zaten mahrum kalmayacağını söylüyor.

“Üreme karşıtı” (anti-natalist) görüşü savunan yazar, çocuk yapmanın her zaman yanlış olduğunu ve üreme karşıtı görüşle, fetüsün ahlâki statüsüyle ilgili olan kürtaj hakkı yanlısı görüşü birleştirerek kürtaj hakkında “ölüm yanlısı” görüşten yana tavır koyuyor.

Üreme karşıtlığı aynı zamanda insanlığın soyunun tükenmesini de getireceğine inanan yazar, nüfusla ilgili birçok ahlâk kuramı açmazını çözümlüyor.

Benatar’ın aynı zamanda vegan olduğunu ve veganizm konusundaki tartışmalara katkıda bulunduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü, çeviren: Cansu Özge Özmen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 243 sayfa, 2019

Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi? (2019)

Jean Baudrillard’ın kısa ama çarpıcı metni ‘Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?’, hiçlik üzerine bir tefekkür, bir hiçliğin sınırlarını genişletme girişimi.

Genel olarak insanlar, iyiliğin kötülüğü saf dışı etmesi talebinde olmasına benzer bir bakışla, hiçliğin de üstesinden gelme idealini taşır.

Baudrillard ise, aksini düşünüyor, yani hiçlikle birlikte yaşamayı öğrenmenin elzem olduğunu.

İletişim araçlarıyla sanal teknolojinin ortaya çıktığı ve her yerin değişik tipte ağlarla kaplandığı bir çağda gerçekliğin katledildiğini savunan Baudrillard, sahip olduğu o istisnai öğrenme yeteneği sayesinde insanın bir yandan dünyaya bir anlam, bir değer ve bir gerçeklik kazandırmaya çalışırken, diğer yandan bunlara koşut bir şekilde eriyip gitmelerini sağlayacak bir süreç başlattığını belirtiyor.

Bu noktadan yola çıkan düşünür, insanın şeyleri kafasında canlandırıp, isimlendirip kavramsallaştırarak var ederken aynı zamanda da onları ait oldukları ham gerçekliğin içinden kurnazca çekip alarak yok olmalarına neden olduğunu söylüyor.

Bu durumda Baudrillard’ın söz konusu ettiği hiçlik, bildiğimiz anlamda nihilizmle ilişkilendirilemez.

Fotoğraf, imge, zaman, gerçeklik, teknoloji gibi pek çok kavramı tartışmaya açan düşünür, gerçekliğin abartılı boyutlara ulaşıp her şey yok olmaya başladığında, sınır tanımayan teknolojik olanaklar zihinsel ya da maddi anlamda her yeri sarıp sarmalamaya başladığında, insanın sahip olduğu tüm olanakları zorlayarak kendisini içine kabul etmeyen yapay bir dünya oluşturup ortadan kaybolduğunu belirtiyor.

İşte hiçlik, tamı tamına bu ortadan kaybolma halidir.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum.

Bir yerden söz ettiğim sırada o yer ortadan kaybolup gitmiş oluyor.

Bir insandan söz ettiğim sırada o insan ölmüş oluyor.

Zamandan söz ettiğim sırada akıp geçmiş oluyor.

Bu durumda insanın ortadan kaybolup gittiği bir dünyadan söz edebiliriz.”

“Başlangıçta Söz vardı. Sessizlik ondan sonra ortaya çıktı. Artık ortada son denilebilecek bir şey kalmadı…”

“Bir şeye bir isim verilip, temsil edilebilir bir hale getirilip, bir kavram niteliği kazandırıldığı andan itibaren o şey bir hakikate dönüşme ya da kendini bir ideoloji olarak dayatma pahasına bile olsa yavaş yavaş canlılığını yitirmektedir.”

“Artık son demlerini yaşadığına tanık olduğumuz gerçekliğin sistematik bir şekilde yok edildiğini gösteren en güzel örnek günümüzde imgenin başına gelenlerdir.”

“Teknoloji kendini kaptırıp her şeye sanal, dokunmatik, enformatik, sayısal bir ‘gerçeklik’ kazandırdığından imge bu antropolojik devrimin en önemsiz ayrıntısı olarak kalmaya mahkûm edilmiş gibidir.”

“Hemen her zaman bizim üstünde yer almadığımız, var olmadığımız bir dünya düşlemedik mi?

İnsanlardan yoksun, hiçbir insani müdahaleye izin verilmeyen şiirsel bir dünya hayal etmedik mi?

Şiirsel dilyetisinden çok büyük bir zevk alınmasının nedeni dilyetisinin anlama boyun eğmeden de sahip olduğu maddi ve edebi özellikleri sergileyebilmesidir. Bizi büyüleyen şey budur.”

  • Künye: Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?: Analojik İmgeden Sayısal İmgeye, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 46 sayfa, 2019

Gisèle Sapiro – Edebiyat Sosyolojisi (2019)

Edebi eserler ile bu eserlerin üretim şartları arasındaki ilişkilerin sosyo-politik ve sosyo-ekonomik boyutları nedir?

Gisèle Sapiro, edebiyat sosyolojisinin çalıştığı ana konular üzerine rehber nitelikte bir kitapla karşımızda.

Edebiyatın, dünyanın farklı toplumlarında nasıl birbirinden farklı şekillerde kabul gördüğünü ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan Sapiro, aynı zamanda edebiyat tarihi bağlamında bir sorgulama da yürütüyor.

Dört bölümden oluşan kitapta,

  • Edebiyata ilişkin teoriler ve sosyolojik yaklaşımlar,
  • Edebiyatın toplumsal etkileri,
  • Edebiyat tarihinin yasaları,
  • Eserlerin toplumsal üretim şartları,
  • Edebiyatın ideolojik kontrolü,
  • Yazarın toplumsal rolü,
  • Toplumsal ayrışma ve entelektüel işbölümü,
  • Yazarların toplumsal istihdamı,
  • Yazarlık mesleğinin profesyonel gelişimi,
  • Edebiyat ve kimlik,
  • Edebiyat ve ulus,
  • Toplumsal kabulün eser üzerindeki etkileri,
  • Matbaanın kullanımı ve okuma pratiklerinin dönüşümü,
  • Ve okuma sosyolojisi gibi pek çok konu irdeleniyor.

Sapiro bütün bu konuları irdelerken de, genetik yapısalcılık, işlevselcilik, etkileşimcilik ve ilişkisel yaklaşım, alan teorisi, çoklusistem teorisi ve sembolik etkileşimcilik gibi pek çok kavramı da tartışmaya açıyor.

  • Künye: Gisèle Sapiro – Edebiyat Sosyolojisi, çeviren: Ertuğrul Cenk Gürcan, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 160 sayfa,2019

Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam (2019)

Jean Baudrillard’ın yeniden basılan ‘Karnaval ve Yamyam’ı, Batının dünyanın geri kalanını Hıristiyanlaştırma, kolonizasyon, dekolonizasyon ve küreselleşme gibi tarihsel süreçler yoluyla sömürgeleştirmesinin çarpıcı sonuçlarını izliyor.

Batıya özgü dini, teknolojik, ekonomik ve politik değerlerin küresel düzeyde tekrarlandığını ve bunun karnavala dönüştürülen bir süreç olarak yaşandığını belirten Baudrillard, dünyanın geri kalanının bunun cazibesine kapılmasına karşın, bazı toplumları Batının birer karnaval düzenine, başka bir deyişle Batının komik birer taklidine indirgediğini belirtiyor.

Baudrillard, Batının ve onun temsil ettiği bu gücün de, bizzat Batının komik taklidine dönüşmüş söz konusu toplumlar tarafından yavaş yavaş tahrip edildiği, yutulup “yenildiği”ni ve böylece olağanüstü bir tersine çevrilme sürecinden geçirildiğini belirtiyor.

Baudrillard bu duruma örnek olarak da 16. yüzyılda yaşanan bir yamyamlık olayını anlatır.

Bu tarihte, yerlilerin hiç direnmeden Hıristiyanlığa geçişini kutlamak üzere Portekiz’den Brezilya’ya özel olarak gelen başrahipler, buradaki yerliler tarafından kızartılıp yenmişti.

Baudrillard bu olaydan yola çıkarak Batının ahlaki değerlerinin, ekonomik akılcılığının; gelişme, performans ve gösteri ilkelerinin küresel boyutlara varan ihracı sonucunda, buna benzer karnaval ve yamyamlık özelliklerini taşıyan ikili bir biçimin çıktığını belirtiyor.

Baudrillar’ın son dönem kitaplarından olan ‘Karnaval ve Yamyam’, aynı zamanda düşünürün simülasyon ve simgesel değiş tokuş gibi önemli kavramlarını yeniden yorumladığı bir metin olmasıyla da önemli.

  • Künye: Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 75 sayfa, 2019