Brian Morris – Ekolojik İnsancıllığın Öncüleri (2019)

Toplumsal ekoloji felsefesi önemli isimlerin katkılarıyla ortaya çıktı.

Bu alanın önde gelen üç ismi ise, Lewis Mumford, René Dubos ve Murray Bookchin’dir.

Brian Morris’in bu nitelikli çalışması ise, yaşamın nasıl büyük bir tehlike altında olduğunu ortaya koyan ve alternatif bir hayatın mümkün olduğunu gözler önüne seren bu üç ismin fikirlerini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Morris, bu isimlerin “ekolojik insancıllık” adını verdiği bir gelenek ortaya koyduğunu belirtiyor.

Yazara göre “ekolojik insancıllık”, doğayla tekrar hemhal olmuş bir toplum ile ekolojik, eşitlikçi ve demokratik bir kent ve kültürü tahayyül eder ve bunun teorik/pratik koşullarını açıklar.

Konuyu oldukça anlaşılır bir üslupla ele almasıyla her seviyeden okurun rahatlıkla okuyacağı çalışma, Mumford, Dubos ve Bookchin’in fikirlerini açıklarken insanın doğasının dışında bir yaşama nasıl sürüklendiğini; doğayı denetim altına almanın neden bizzat insanın denetim altına alınması anlamına geldiğini; kentlerin ortaya çıkışı, gelişim ve dönüşüm dinamiklerini ve bütün bunların da doğanın bugün karşı karşıya kaldığı büyük tahribatla ilişkisini gözler ününe seriyor.

Ekoloji, siyaset ve felsefenin iyi bir bireşimi olan çalışma, sokaktaki eylemciye de, akademisyene de, ekologa da hitap ediyor.

  • Künye: Brian Morris – Ekolojik İnsancıllığın Öncüleri: Mumford, Dubos, Bookchin, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, ekoloji, 2019
Reklamlar

Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Öte yandan anarşizm ve coğrafyalar arasında her zaman yoğun düşünsel bağlar mevcut olmuştur.

İşte coğrafyacı Simon Springer de bu etkileyici kitabında, anarşist coğrafya fikrini Aydınlanma dönemindeki kökenlerinden 1990 başlarında küreselleşme karşıtı hareket ve kendin yap kültürünün ortaya çıkışıyla yeniden geçer akçe haline gelişine ve bugünkü durumuna dek geniş bir çerçevede irdeliyor.

Springer ilk olarak gönüllü birlikler, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, doğrudan eylem ve özerklik gibi konu ve kavramlar bağlamında özgürleşme meselesini ele alıyor.

Yazar ardından anarşizmi gündeliğin isyancı coğrafyaları, karşılıklı yardımlaşma ve gönüllü birlikler yoluyla gelişen çok yönlü bir süreç olarak değerlendiriyor.

Springer, anarşizmin gündelik siyasete ve kendileriyle bağlantılı mekân düzenlemelerine egemen olan köhne ve çürümüş yetkeci kurumlara ve bu bağlamda devletçiliğe, kapitalizme, toplumsal cinsiyet hâkimiyetine, heretonormatifliğe, ırksal baskıya, türcülüğe ve emperyalizme karşı çıkabilecek güçlü alternatif olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri: Mekansal Özgürleşmeye Doğru, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, siyaset, 248 sayfa, 2018

Leandro Vergara-Camus – Toprak ve Özgürlük (2018)

‘Toprak ve Özgürlük’, Brezilya’nın Topraksız İşçi Hareketi (MST) ile Zapatist hareketin neoliberalizme karşı geliştirdiği mücadeleler hakkında güncel ve ufuk açıcı bir çalışma.

Leandro Vergara-Camus, bu iki hareketin yirmi yılı aşkın sürede gerçekleştirdiklerinin kapsamlı bir dökümünü yaptığı gibi, bu başarıların bugün için ne gibi alternatif toplumsal modeller sunduğunu tartışıyor.

Chiapas Zapatistaları sadece neoliberalizmin topraksızlaştırmasına karşı yürütülen bir mücadele değil, aynı zamanda Meksika’nın yerlisi olan ve topraklarından zorla sürülen halkın dil, kültür ve yaşamlarını güvence altına alma mücadelesini de veriyor.

Zapatist hareket, özerk bölgeler biçimindeki örgütlenme, kendini yönetme deneyimiyle de öne çıkıyor.

Brezilya’nın Topraksız İşçi Hareketi (MST) de, daha değişken bir toplumsal kesim üzerinde yükseliyor.

Hem topraksızlaştırılan köylülere, hem işsizleştirilen işçilere, hem de toprakları ellerinden alınmaya çalışılan köylülere dayanıyor.

MST mücadelesinin en belirgin yönü, toprakları “işgal” etme ve yerleşme.

İşte bu kitap da, ilk kez Zapatista ve MST hareketlerini kapsamlı bir şekilde karşılaştırması ve böylece küreselleşen piyasa güçlerine karşı güncel iki direnişe ışık tutmasıyla önemli.

  • Künye: Leandro Vergara-Camus – Toprak ve Özgürlük, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, siyaset, 400 sayfa, 2018

David Graeber – Demokrasi Projesi (2018)

Bir zamanlar dünyanın dört bir tarafında heyecan yaratmış demokrasi, bugün yalnızca imtiyazlı azınlığın, yani para babalarının çıkarlarına öncelik veren bir sistem haline gelmiş durumda.

David Graeber ilgi çekici çalışması ‘Demokrasi Projesi’nde, demokrasinin Antik Yunan’dan bugüne geçirdiği dönüşümün kapsamlı bir hikâyesi ekseninde, özellikle “Wall Street’i İşgal Et!” (Occupy Wall Street!) gibi çığır açıcı hareketlerin demokrasiyi daha iyi yönde dönüştürme potansiyelini tartışıyor.

Graeber burada, ağırlıklı olarak zengin yüzde 1’lik kesimin çıkarlarından yana tavır koyan, halkın geriye kalan yüzde 99’luk kesiminin sorunlarıyla ilgilenmeyen Amerikan demokrasisine odaklanıyor.

Graeber’e göre, bu ülkede demokrasi bir umut olmaktan çıkıp halkın geleceğini karartan bir sisteme dönüşmüştür.

Yazar, demokrasinin bu krizden kurtulmasının tek yolunun, haklarının bilincinde ve örgütlü olan bir toplum olduğunu düşünüyor.

Bu bağlamda Antik Yunan’da demokrasi fikrinin gelişimi, ABD’nin kuruluşu ve 20. yüzyılda demokrasinin karşı karşıya geldiği çıkmazlar gibi demokrasi tarihinin dönüm noktalarını derinlemesine irdeleyen Graeber, oydaşma, eşitlik ve katılımcılık üzerine inşa edilmiş yeni bir toplumun geleceği nasıl kurabileceğini anlatıyor.

  • Künye: David Graeber – Demokrasi Projesi: Tarihçe, Bunalım, Hareket, çeviren: Burak Esen, Everest Yayınları, siyaset, 294 sayfa, 2018

Susan Pollock – Antik Mezopotamya (2017)

Mezopotamya dediğimiz ve bugün Irak ve Suriye’nin geniş kesimlerini de içine alan Fırat ve Dicle ırmakları arasındaki alüvyal düzlükleri kapsayan bölgenin adı Yunanca “Irmaklar arasındaki yer” anlamına gelir.

Bölgenin antik yerleşimcileri güneybatı İran, Zagros sıradağlarındaki ovalar ve Torosların eteklerinde yaşayan insanlar da dâhil olmak üzere, kendi bölgelerinin dışındaki topluluklarla etkileşim içinde olmuşlardır.

Susan Pollock’un bu muhteşem çalışması da, farklı disiplinlerin de verilerinden yararlanarak MÖ 5000 ile 2100 tarihleri arasındaki yaklaşık üç bin yıllık süreç boyunca Mezopotamya’daki ilk devletlerin ve uygarlıkların ortaya çıkışını ele alıyor.

Pollock bunu yaparken, yalnızca antoropolojiden değil, aynı zamanda arkeoloji, ekonomi politik ve feminist antropolojinin katkılarından da yararlanarak konu hakkında oldukça zengin bir çerçeve sunuyor.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Mezopotamya’da ilk hanedanlar dönemi,
  • Coğrafi ortam ve çevre,
  • Kentler,
  • Köyler,
  • Höyükler ve yerleşim örüntüleri,
  • Beş ve dördüncü binyılların haraç ekonomileri,
  • Mal dağıtım yöntemi,
  • Bürokrasinin gelişmesi,
  • Yazının kökenleri,
  • İdeoloji ve güç imgeleri,
  • Mezopotamya’da anıtsal mimari,
  • Mezopotamya’da gösterişçi tüketim…

Çok sayıda görsel ve harita ile zenginleşen kitabı, bilhassa Mezopotamya medeniyetine giriş yapmak isteyen okurlara yetkin bir çalışma olarak öneriyoruz.

  • Künye: Susan Pollock – Antik Mezopotamya: Var Olmamış Cennet, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, antropoloji, 264 sayfa, 2017