Johann Hari – Kaybolan Bağlar (2019)

Britanyalı gazeteci ve yazar Johann Hari, uzun yıllar depresyonla boğuşmuş.

Depresyonun sebebinin büyük ölçüde etrafımızdaki dünyada ve o dünyada nasıl yaşadığımızda yattığıyla ilişkili olduğunu belirten Hari, bu kitabında, kendi deneyimlerinden de yola çıkarak depresyonun nedenleri ve çözümleri konusunda deneyim ve önerilerini bizimle paylaşıyor.

Hari kitabına, depresyonun gençlik yaşamından itibaren hayatına nasıl girdiğini ve hayatını nasıl dönüştürdüğünü anlatarak başlıyor.

Yazar devamında ise, anlamlı çalışmadan kopuk olmak, diğer insanlardan kopuk olmak, genler ve beyindeki değişimler gibi, depresyon ve kaygının nedenlerini dokuz başlık altında açıklıyor.

Hari çalışmasının son bölümünde ise, hayatla hangi yollarla bağ kurularak depresyonun nasıl üstesinden gelinebileceğini anlatıyor.

Sosyalleşme, anlamlı bir işte çalışmak, anlamlı değerler inşa etmek, duygu paylaşımında bulunmak ve çocukluk travmalarını kabul etmek, yazarın önerdiği bu yollardan birkaçı.

  • Künye: Johann Hari – Kaybolan Bağlar: Depresyonun Gerçek Nedenleri ve Beklenmedik Çözümler, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, psikoloji, 368 sayfa, 2019

Oxana Timofeeva – Hayvanların Tarihi (2018)

John Berger, harika denemesi “Hayvanlara Niçin Bakarız?”da hayvanların son iki yüzyılda yavaş yavaş ortadan kaybolduğunu söylemiş ve şu saptamada bulunmuştu:

“Kamuya açık hayvanat bahçeleri, hayvanların gündelik hayattan kayboluşuna uzanan dönemin başlangıcında hayat bulmuştur.”

Oysa hayvanlar, tarihsel olmayan bir tabiata emanet edilseler de, aslında onların bir tarihi vardır.

Bu kitabın yazarı Oxana Timofeeva, “Hayvanların Tarihi” kavramını Aristo’dan ödünç alarak felsefe tarihini bir hayvanlar tarihi olarak okumaya girişiyor.

Zira Timofeeva, en azından bir emek gücü olarak, hayvanların da kendi tarihsel maddiliğinin olduğunu belirtiyor.

Hayvanlarla insan arasında konmuş tüm ayrımlar üzerine yeni baştan düşünen Timofeeva, bunu yaparken Aristoteles, Hegel, Adorno, Deleuze, Bataille, Kafka ve Platonov gibi pek çok önemli filozof ve yazarın hayvanlarla ilgili metinlerini kat ediyor.

Böylece felsefe tarihini hayvanların tarihi olarak okuyan Timofeeva, felsefenin hayvan hakkında neler söylediği ve neler söyleyebileceği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Kitabın, felsefi bir hayvanlar/yaratıklar ansiklopedisi olmaktan ziyade, hayvan sembolizmi mevzusuna hiç girmeyip, metafizik gelenek üzerine doğrudan veya semptomatik bir okuma olduğunu söylemeliyiz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“İnsanların umurunda olmak, hayvanların umurunda değildir aslında: Onları kurban ederiz, mezbahalara göndeririz, afiyetle yeriz, sömürürüz, eğitiriz, sanat süreçlerine dâhil ederiz, onlara haklar ve belgeler veririz; oysa hayvanlar bunlara aldırış etmez.”

“İnsanların hayvanlara yönelik ahlaki tavrını duygulanımsal köküne, her etik kaygının veya pragmatik tasanın altında yatan arzu düzeyine kadar götürmek işten bile değildir.”

“Kartezyen hükmün ortaya çıkışından uzun zaman sonra hayvanlık felsefesi, kendi üzerine düşünmediği farz edilen hayvan varoluşunu nasıl düşünmek gerektiği sorusuna dönmeye başlamıştır. Son dönemde bizatihi hayvanlığı değil, olsa olsa insanın hayvanlık inşasını ele almanın mümkün olduğu hususunda fikir birliği oluşmuştur.”

  • Künye: Oxana Timofeeva – Hayvanların Tarihi: Felsefi Bir Deneme, çeviren: Barış Engin Aksoy, Kolektif Kitap, felsefe, 230 sayfa, 2018

Alenka Zupančič – Cinsellik Nedir? (2018)

Yüceltimi, genellikle ikame bir tatmin olarak düşünsek de, Lacan yüceltimin bastırmasız dürtü tatmini olduğunu iddia eder.

Başka bir deyişle, sevişmek yerine yazmak, resim yapmak, dua etmek ve konuşmak gibi eylemler, eksik olan cinsel tatminin yerini alan ikame tatminler değil, bu eylemlerden elde edilen tatmin bizatihi “cinsel”dir.

İşte, daha önce psikanaliz, felsefe ve komedi ilişkisini sorguladığı ‘Komedi: Sonsuzun Fiziği’ ve ‘Neden Psikanaliz’ kitaplarıyla hatırlanacak Alenka Zupančič de, bu saptamadan yola çıkarak cinselliğin doğası ve statüsü üzerine düşünmeye koyuluyor.

‘Cinsellik Nedir?’, cinsellik meselesine yaklaşım tarzımızda, bu meselenin psikanalizin tam anlamıyla felsefi problemlerinden biri olarak ele alınmasını öneriyor.

Zupančič, psikanalizde cinselliğin her şeyden önce gerçekliğe ait süreğen bir çelişkinin ifadesini oluşturan bir kavram olduğunu savunuyor.

Yazar ayrıca, cinselliğin nihai gerçeklik olarak değil, gerçekliğe ait bünyevi bir sapma ya da engel olması vasfıyla, ontolojik açıdan önemli olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Alenka Zupančič – Cinsellik Nedir?, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, psikanaliz, 224 sayfa, 2018

 

Wendy Brown – Halkın Çözülüşü: Neoliberalizmin Sinsi Devrimi (2018)

Hayatın tüm boyutlarının ekonomik ölçülere göre düzenlenmesi olarak okunabilecek neoliberalizmin, demokrasinin temel unsurlarını usul usul nasıl çözüp dağıttığını kuramsal düzeyde irdeleyen önemli bir çalışma.

Çağımızın önde gelen düşünürlerinden Wendy Brown, neoliberal siyasi rasyonalitenin kapsamlı bir haritasını ortaya çıkarıyor.

Yazar, liberalizmin yalnızca piyasalar ve paranın demokrasiyi yozlaştırmasından veya siyasi kurum ve neticelerin finans ve şirket sermayesinin hâkimiyeti altına girmesinden bahsetmiyor, daha ziyade, günümüzde devlet idaresinde ve işyerinde, hukuk sahasında, eğitimde, kültürde ve gündelik faaliyetlerin önemli bir kısmında bulunan neoliberal aklın, demokrasinin kurucu unsurlarının belirgin siyasal karakterini, anlamını ve işleyişini ekonomikleştirdiğini belirtiyor.

Buradan yola çıkarak, demokrasi projeleri konusunda yaşanabilecek çoraklığın haritası çıkaran Brown, bu durumun, liberal demokrasinin kurum, pratik ve âdetlerinin yanı sıra radikal demokrasi düşlerinin de sağ çıkamayabileceği konusunda bizi uyarıyor.

Neoliberal dünyada demokrasinin geleceği hakkında çok önemli bir tartışma.

  • Künye: Wendy Brown – Halkın Çözülüşü: Neoliberalizmin Sinsi Devrimi, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, siyaset, 280 sayfa, 2018

Samo Tomšič – Kapitalist Bilinçdışı: Marx ve Lacan (2017)

Fransız psikanalist Jacques Lacan, Platon başta olmak üzere Descartes ve Hegel’den çokça etkilendi.

Kimilerine göre, Lacan’ın kuramında, Karl Marx’ın düşünceleri merkezi bir rol üstlenmemiştir.

Samo Tomšič ise, elimizdeki ilgi çekici çalışması ‘Kapitalist Bilinçdışı’nda, Lacan’daki Marx izlerinin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Tomšič, Lacan’ın yapısal psikanalizini Marx’ın siyasal iktisada getirdiği eleştiriyle birlikte ele alıyor ve buradan hareketle bize, Freud’un kuramı ile Saussure ve Jakobson gibi yapısalcıların yaklaşımlarını da kompozisyona dâhil ettiği zengin bir tartışma sunuyor.

Bu sentez, bilinçaltının yapısıyla kapitalizmin yapısı arasındaki ilişkiyi psikanaliz, yapısalcılık ve siyasal iktisat eleştirisiyle harmanlıyor.

Tomšič, Lacan’ın 1960’ların sonunda Freud’a ikinci bir geri dönüşe kalkışmış olduğunu ve burada yapısalcı dilbilim göndermesinin Marx’ın siyasal iktisada yönelttiği eleştiriyle desteklendiğini savunuyor.

Kitap, Marx ve Lacan’ı, kapitalizm eleştirisi etrafında bir araya getirmesi, Lacan’ın düşüncesinin gelişimini ustaca izlemesi ve Marksizmin Lacancı psikanalize nasıl katkıda bulunduğunu ortaya koymasıyla önemli.

  • Künye: Samo Tomšič – Kapitalist Bilinçdışı: Marx ve Lacan, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, psikanaliz, 288 sayfa, 2017

 

Renata Salecl – Seçme İkilemi (2014)

Renata Salecl ‘Seçme İkilemi’nde, kapitalist sistemin sunduğu seçme “özgürlüğü”nün, gerçekte bireyi nasıl boyunduruk altına aldığını gözler önüne seriyor.

Düşünür, kim olmak istediğimizi seçme fikrinin ve “kendin ol” buyruğunun nasıl olup da çok özgürlük getirmektense, bizi daha kaygılı ve doyumsuz hale getirerek aleyhimize işlemeye başladığını açık seçik bir şekilde ortaya koymakta.

Salecl seçimin verdiği kaygıyı, başkalarının gözüyle seçmeyi, aşk ve çocuk sahibi olmaya dair seçimlerimizi inceleyerek, esenliğinin ve yaşamının gidişatının tek efendisinin kendisi olduğu fikrini bireyin sırtına yükleyen seçim ideolojisinin ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.

  • Künye: Renata Salecl – Seçme İkilemi, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, inceleme, 136 sayfa