Uğur Küçükkaplan – Türkiye’nin Pop Müziği (2016)

Türkiye pop müziğinin serencamını detaylıca araştıran, güzide bir kaynak.

Uğur Küçükkaplan’ın çalışması, Türkiye’deki pop müziğe ilişkin ilk müzikolojik araştırmadır.

Popüler Batı müziğinin Tanzimat’tan itibaren Türkiye’deki yansımalarından popun 1970’lerin sonlarında arabeskle etkileşim içerisine girmesine kadar pek çok konu, burada.

Önde gelen pop müzik icracıları, bestecileri, söz yazarları, aranjörler ve çeşitli akımlarından gelen kişilerle yapılmış söyleşiler barındırması ise, kitabın bir başka artısı.

Attilâ Özdemiroğlu, Cihan Sezer, Erhan Bayrak, Garo Mafyan, Nino Varon . Osman İşmen ve

Turhan Yükseler, burada söyleşi yapılan isimlerden.

Kitabın ilk bölümünde, popüler Batı müziğinin Tanzimat’tan itibaren Türkiye’deki yansımaları ele alınıyor ve buradan hareketle pop müziğin ilk örneklerinden bahsediliyor.

Daha sonra 1960’larda ortaya çıkan Türkçe sözlü hafif Batı müziği (aranjman) ve Anadolu-pop akımlarına değiniliyor, bu aşamada pop müziğin gelişimini yön verecek düzeyde etkileyen isimler ve öne çıkan çalışmaları üzerinde duruluyor.

İkinci bölümde, 1970’lerin sonlarında arabeskle etkileşim içerisine girerek dönüşüme uğrayan pop müziğin yeni kimliği ele alınıyor ve bu etkileşimle birlikte müzikal yapısının nasıl dönüştüğü somut örnekler üzerinden inceleniyor.

Üçüncü bölümde, Türkiye’deki pop müziğin gelişim sürecini ve müzikal özelliklerini yansıttığı düşünülen şarkıların bütününe ait notalar yer alıyor.

Dördüncü ve son bölümde ise, Türkiye’de popüler müziğin gelişimine önemli katkılar sağlamış, farklı kuşaklardan müzisyenlerle yapılmış kapsamlı söyleşiler yer alıyor.

Kitabın yoğunlaştığı yıllar 1970’lerin ortaları ile 2000 arasındaki yaklaşık yirmi beş yıllık süreç olsa da, pop müziğin nasıl bir zemin üzerine oturduğunu daha iyi kavramak amacıyla 1950’lerden 1970’lere kadarki dönemde yaşanan önemli gelişmeler üzerinde de duruluyor.

  • Künye: Uğur Küçükkaplan – Türkiye’nin Pop Müziği, Ayrıntı Yayınları, müzik, 516 sayfa, 2016
Reklamlar

Patrick Doorly – Sanatta Hakikat (2019)

Sanat bir değer yansıtır.

İnsan yapımı bir eser, biz o eserin niteliğini fark edip algılayabildiğimiz ölçüde sanat eserine dönüşür.

Kötü bir sanat eseri, tıpkı kötü beceri ifadesi gibi bir oksimorondur, birbiriyle çelişen terimlerin bir arada kullanılmasıdır.

Sanatta değeri yansıtan ise, ne olursa olsun güzellik, mükemmellik ve niteliktir.

İşte Patrick Doorly de, Güzel ve İyi için çaba sarf ederek kültürümüzü oluşturmuş ve yeniden şekillendirmiş sayısız sanatçının izini sürüyor ve sanatta güzellik, mükemmellik ve niteliğin ne olduğu üzerine düşünüyor.

Bugün sanatın ne anlama geldiği konusunda şaşkınlık içinde olduğumuzu söyleyen Doorly, bunun en önemli sebebinin de, nitelik kavramını ayırt edici özelliği üzerinden değerlendirmememiz olduğunu belirtiyor.

Kitap da bu noktadan başlıyor ve sonrasında da, sanatla ilgili düşüncelerimizi böylesi düğümler haline getirmiş iplikleri birer birer çözmeye koyuluyor.

Sanatı gizem, estetik, deha, erdem, yüce, romantizm, transandantal sanat, nitelik metafiziği, sanatın kanonları, anti-sanat ve sanatta hakikat kavramlarıyla irdeleyen Doorly,

  • Sanat ve zanaat,
  • Sanatın aydınlanma kategorileri,
  • Sanatta hayal gücü,
  • Filozofların sanat hakkındaki görüşleri,
  • Pirsig’in estetik eleştirisi,
  • Gombrich’in Platon eleştirisi,
  • Hegel ve sanat,
  • Plotinus’un sanat üzerine görüşleri,
  • Sanatta metafizik,
  • Nitelik hakkında sanat tarihçilerinin görüşleri,
  • Mükemmelliğin kanonları,
  • Ve bunun gibi konuları ele alıyor.

Doorly bu konuları tartışırken, aynı zamanda sanat tarihinde iz bırakmış Shakespeare, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Rembrandt, Goya, Shakespeare ve Marcel Duchamp’ın gibi isimlerin eserleri üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Patrick Doorly – Sanatta Hakikat: Niteliğin Dönüşü, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, sanat, 512 sayfa, 2019

Jeremy Brecher – Grev! (2019)

Jeremy Brecher, bize bugüne kadarki ABD emek tarihinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

İlk kez 1972’de yayımlanan, daha sonra farklı baskılarla güncellenen kitap, 1877’deki Büyük Kargaşa’dan 1977’deki UPS taşımacılar grevine, 1934’te Minneapolis sokaklarından 1960’lardaki Vietnam Savaşına, yoksulluğa ve ırkçılığa karşı kitlesel gösterilerden İllinois Decatur’a ve 1990’ların savaş alanına kadar, kitlesel işçi sınıfı eylemleri ve örgütlenmelerinin kapsamlı bir tarihini sunuyor.

Örgütlü işçilerin ve sınıf temelli toplumsal hareketlerin gücünü bir kez daha gözler önüne seren kitap, emek hareketi ve ABD tarihine önemli ve eleştirel bir perspektif sunmasıyla çok değerli.

Amerika’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana emek tarihi üzerine yayımlanmış en önemli kitaplardan biri olan ‘Grev!’in asıl vazgeçilmezliği ise, hem şirket gücüne hem de sendika bürokrasisine direnen sıradan insanların bakış açısı ve ruhunu yansıtarak tüm sınırları aşan işçi topluluğu dayanışmasını vurgulaması.

  • Künye: Jeremy Brecher – Grev!, çeviren: Tamer Tosun, Ayrıntı Yayınları, emek tarihi, 560 sayfa, 2019

Can Şafak – Necmettin: Bir Devrimcinin Hatırası (2019)

Necmettin Giritlioğlu, Yapı İşçileri Sendikası’nın grevinin başladığı sabah, Aliağa Rafinerisi’nin kapısında vurularak öldürüldüğünde henüz 26 yaşındaydı.

Tarih, 22 Ağustos 1970.

Giritlioğlu, Sendika’nın Genel Başkanı’ydı.

Türkiye’nin hızla 12 Mart faşizmine doğru yol aldığı zorlu yıllardı.

Grevler, direnişler, sürüyordu.

Kavel’de, Kozlu’da, Paşabahçe’de,  Singer’de,  Gamak’ta,  Demir Döküm’de…

15-16 Haziran Direnişi yaşanmış, işçi sınıfı ne kadar örgütlü ve güçlü olduğunu göstermişti.

İşte Can Şafak’ın sözlü tarihe ağırlık veren elimizdeki biyografisi, Necmettin Giritlioğlu’nun kısa ama dolu dolu yaşanmış hayatının izini sürüyor.

Yoldaşları, en yakınında bulunmuş dostları ve kardeşleriyle yapılan söyleşilere dayanan kitap, Giritlioğlu’nun hiç bilinmeyen yanlarını, çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını ve mücadelesini aydınlatıyor.

Kitap, aynı zamanda çok güzel bir dönem okuması.

Şafak, solun, işçi hareketinin ve devrimci dalganın yükselmeye başladığı 60’lı yılların ve 1970’in sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Can Şafak – Necmettin: Bir Devrimcinin Hatırası, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 272 sayfa, 2019

Todd May – Şiddetsiz Direniş (2016)

Şiddetsiz direnişin pasif direnişten farkı nedir?

Kendisi de şiddetsiz kampanyalara katılmış olan siyaset felsefecisi Todd May, bu soruya sağlam yanıtlar veriyor ve daha da önemlisi, felsefi bir bakışla şiddetsizlik, şiddetsizliğin hedefleri ve dinamikleri konularında ufuk açıcı bir tartışma sunuyor.

Önemli eseri ‘Postyapısalcı Anarşizmin Siyaset Felsefesi’yle de bildiğimiz May, ABD’nin Güney Amerika’ya yaptığı müdahaleler, Filistin topraklarındaki İsrail işgali, iş sendikalarına karşı sergilenen negatif tutum, ırkçılık, gey, lezbiyen ve transseksüellerin maruz kaldığı baskı gibi çeşitli konularda duyarlılık gösteren şiddetsiz mücadelelerin bir parçası oldu.

May’in şiddetsizlik üzerine bu felsefi tefekkürü, şiddetsizliğin ve şiddetsiz direniş mücadelelerinin nitelikleri üzerine geniş kapsamlı bir inceleme.

Kitabı, siyasal dönüşüm yaratmanın en etkili yollarından birinin tarihsel gelişimini daha yakından görmek isteyenlere özellikle tavsiye ederiz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Eylemi şiddet içerir hale getiren şey eylemin kendisi değil, neye sebep olduğudur.”

“Kişi, sonunda olmak istediği insan olmalıdır. Daha klişe bir şekilde söyleyecek olursak, olmasını istediğin değişimin kendisi olmalısın.”

“Şiddetsiz protestonun sahip olduğu haysiyetin bir özelliği de, politik eylemi yıkıcı değil, yapıcı bir eylem haline getirmesidir.”

  • Künye: Todd May – Şiddetsiz Direniş, çeviren: Can Kayaş, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2016

Liviu Rebreanu – Umut Toprakları (2019)

Çok güzel haber:

Rumen edebiyatçı Liviu Rebreanu’nun efsane romanı ‘Padurea Spînzuratilor’, ‘Umut Toprakları’ adıyla Türkçede.

Birinci Dünya Savaşı sırasında geçen romanında Rebreanu, ülkesinin sancılı modernleşme sürecinde yaşananları çarpıcı bir şekilde hikâye ediyor.

Geri kalmış Romanya’nın savaş ve devrim, isyan ve kölelik arasında gidip gelen tarihini özgün karakterler ve sıra dışı bir kurguyla hikâye eden roman, özellikle köylülerin modern devrimlerdeki konumlarını tartışmaya açmasıyla dikkat çekiyor.

Ayrıca savaş üzerine yazılmış çok iyi bir metin olarak ‘Umut Toprakları’, savaşın toplumda yarattığı tahribatı ustaca ortaya koyuyor.

  • Künye: Liviu Rebreanu – Umut Toprakları, çeviren: Gülen Aktaş, Ayrıntı Yayınları, roman, 496 sayfa, 2019

Antoine de Saint-Exupéry – İnsanların Dünyası (2019)

Uçakların ve gökyüzünün romancısı Antoine de Saint-Exupéry, Sahra ve And Dağları’nda posta pilotluğu yaparken başından geçenleri çok özgün bir kurguyla hikâye ediyor.

Exupéry’nin bir pilot ve yazar olmasının yanı sıra bir filozof olarak da karşımıza çıktığı ‘İnsanların Dünyası’, çağımızı sorguluyor; insanın ve dünyanın anlamı üzerine derinlemesine düşünüyor.

Uçakların henüz emekleme evresinde bulunduğu bir dönemde geçen roman, bize Guillaumet, Mermoz, Prevot, Yüzbaşı Bonfous ve yaşlı tutsak Bark gibi unutulmaz karakterler armağan ediyor.

Vedat Günyol’un harika çevirisi de romanın tadını bir kat daha arttırıyor.

  • Künye: Antoine de Saint-Exupéry – İnsanların Dünyası, çeviren: Vedat Günyol, Ayrıntı Yayınları, roman, 176 sayfa, 2019