Boualem Sansal – 2084 (2019)

❝Din bize Tanrı’yı sevdirebilir; ne var

ki bize insanı hor gördüren ve bizi

insanlıktan nefret ettiren ondan

daha güçlü bir şey yoktur.❞

Cezayirli yazar Boualem Sansal’ın bu cümleyle açılan ‘2084’ romanı, çarpıcı, kan dondurucu bir din distopyası.

Romanın başkahramanı Arabistanlı Ati, dine dayalı, totaliter, zorbalık ve tahakkümün tek yönetim biçimi olduğu rejimin soluk aldırmadığı bir ülkede yaşamaktadır.

Tarihin yok olduğu, kültürel farklılıkların tümüyle ortadan kaldırıldığı Arabistan’da Ati, bir süre sonra görünenin altındaki perdeyi aralamak için önüne geçilemez bir tutku hissetmeye başlar.

Ati, hayatın karşısına çıkardığı bambaşka gerçekliklerin izini sürecek ve bu esnada kendini büyük tehlikelerin ve çıkmazların ortasında bulacaktır.

George Orwell’ın ‘1984’ünün yüz yıl sonrasında geçen ‘2084’, dinin hayatımızı kâbusa çevirme konusunda ne kadar kullanışlı bir araç olabileceğini bize bir kez daha ve üstelik çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.

‘2084’, 2012’de Prix du Roman Arabe, 2011’de de Alman Barış Ödülü’ne layık görülen Boualem Sansal’ın yedinci, Türkçede yayımlanan ilk eseri.

Sansal’ın bu romanıyla, 2015 yılında Académie Française’in, Grand Prix du Roman ödülüne hak kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Boualem Sansal – 2084: Dünyanın Sonu, çeviren: Şirin Etik, Ayrıntı Yayınları, roman, 224 sayfa, 2019

Ivan Soll – Hegel’in Felsefesine Eleştirel Bir Giriş (2019)

Ivan Soll’un bu kitabı elli yıl önce yayımlanmasına rağmen, bugün de Hegel’in felsefesini, içinde doğduğu dönemin düşünce geleneğini ihmal etmeden açıklayan en iyi eleştirel çalışmalardan biri olmaya devam ediyor.

Hegel, Alman felsefi geleneğinin panteonunda bir dev olmaya devam ediyor.

Fakat onu okumaya çalışanlar her seferinde, adı anlaşılmaza çıkmış yazım üslûbunun engeline takılır.

Bu kitabın önemli katkılarından biri de, Hegel’in düşüncelerini açık bir şekilde ortaya koymasıdır.

Soll burada, Hegel’in bilginin sınırlanmasına karşı argümanlarından filozofun öznellik ile nesnellik çözümlemesine kadar pek çok konuyu irdeliyor ve bunu yaparken de, felsefe ve sonsuz, anlama yetisi ile akıl, ikilem ve diyalektik, mantık tutkusu ve metafizik gibi felsefenin ağırlıklı olarak üzerinde düşündüğü kavramları tartışmaya açıyor.

Soll’un kısa ama çarpıcı kitabı,özellikle Hegel’in felsefi yazılarının çekirdeğini oluşturan dört kitabından üçü üzerine yoğunlaşıyor.

Bunlar da ‘Tinin Fenomenolojisi’, ‘Mantık Bilimi’ ve ‘Felsefi Bilimler Ansiklopedisi’.

  • Künye: Ivan Soll – Hegel’in Felsefesine Eleştirel Bir Giriş, çeviren: Tufan Karaağaç, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2019

Eylem Delikanlı ve Özlem Delikanlı – Hiçbir Şey Aynı Olmayacak (2019)

12 Eylül darbesinin militarist baskıları ve korkunç işkenceleri, birçok insanın doğup büyüdüğü ülkelerini terk etmesine neden oldu.

‘Hiçbir Şey Aynı Olmayacak’ da, o dönemde Türkiye’den gitmek zorunda kalmış olanların muhasebelerine yer vermesiyle hem çok iyi bir sözlü tarih çalışması hem de önemli bir tanıklık.

Yaklaşık beş yıl süren bir çalışmanın ürünü olan kitap, iki yazarın daha önce yayımlanan ve burada da yer verdiğimiz ‘Keşke Bir Öpüp Koklasaydım’ ile başlayan 12 Eylül 1980 Darbesi hafıza çalışmalarının devamı niteliğinde.

Darbe döneminde ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmış siyasi mültecileri konu edinen araştırmanın çatısını Almanya, Hollanda, İsviçre, İsveç, Belçika, Fransa, Danimarka, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi mülteci olarak yaşayan veya bir dönem yaşamış mücadele insanlarıyla yapılmış sözlü tarih görüşmeleri oluşturuyor.

Kırkı aşan görüşmenin içinden yirmi iki tanesi bu kitapta yer alıyor.

Buradaki tanıklıkları ilginç kılan başka bir boyut daha var:

Bu hikâyeler, her bireyin izlediği yolun, o yolları kat ederken aldığı kararların, tecrübe ettiği yeni yaşamların ve bugün durdukları yerden geçmişe bakışın neden toptancı analizlere kurban edilemeyeceğinin de ipuçlarına gösteriyor.

  • Künye: Eylem Delikanlı ve Özlem Delikanlı – Hiçbir Şey Aynı Olmayacak: Siyasi Mülteciler 12 Eylül Darbesi’ni Anlatıyor, Ayrıntı Yayınları, belgesel, 544 sayfa, 2019

Michael Löwy (der.) – Devrimler (2019)

Tarihe yön vermiş büyük devrimler, bu şahane kitabın konusu.

Michael Löwy’nin derlediği kitap, Paris Komünü’nden Küba Devrimi’ne uzanıyor.

Kitap, söz konusu devrimler açısından altın değerinde olan fotoğraflarla da zenginleşmiş.

Çalışma, Löwy’nin fotoğraf ve tarihsel anlatıyı karşılaştırdığı ve fotoğrafı, gerçekliğin tarihçilerin elinden kaçan yönlerini görünür kılan yeri doldurulamaz bir bilgilenme aracı olarak tartıştığı makalesiyle açılıyor.

Kitabın devamında ise,

  • Gilbert Achcar, 1871 Paris Komünü ve 1905 Rus Devrimi’ni,
  • Rebecca Houzel ve Enzo Traverso, 1917 Rus Devrimi’ni,
  • Michael Löwy, 1919 Macar Devrimi’ni,
  • Enzo Traverso, 1918-1919 Alman Devrimi’ni,
  • Bernard Oudin, 1910-1920 Meksika Devrimi’ni,
  • Pierre Rousset, 1911-1949 Çin Devrimleri’ni,
  • Gilbert Achcar, 1936 İspanya Savaşı’nı,
  • Ve Janette Habel de, 1953-1967 Küba Devrimi’ni ele alıyor.

Devrimler tarihine yakından bakmak, onların dünyayı nasıl değiştirdiğine tanık olmak ve en önemlisi de geleceğe daha ümitle bakmak isteyenler, bu kitabı kaçırmamalı.

  • Künye: Michael Löwy (der.) – Devrimler, çeviren: U. Uraz Aydın, Ayrıntı Yayınları, tarih, 480 sayfa, 2019

Jack Goody – Çiçeklerin Kültürü (2010)

Antropolog ve tarihçi Jack Goody ‘Çiçeklerin Kültürü’nde, çiçeğin dinsel sembolizmdeki anlamlarını, yaşamdaki rolünü ve bu rolün tarihsel arka planını ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Çiçeklerin dünyasına farklı perspektiflerden bakan çalışma, çiçeklerin adları ve sınıflandırılmasıyla yetinmeyerek, bunların Yahudi, Hıristiyan ve İslam kültürlerinde aldığı biçimleri de ele alıyor.

Goody çiçeklerin yanı sıra, buketler, çelenkler, çobanpüskülü ve sarmaşık gibi dekorasyon amaçlı kullanılan bitkileri de anlatıyor.

Yazar çalışmayla, Doğu ve Batı toplumlarında çiçek kullanımı ve çiçek sembolizmini ele alarak, önemli bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz.

  • Künye: Jack Goody – Çiçeklerin Kültürü, çeviren: Mehmet Beşikçi, Ayrıntı Yayınları, kültür, 630 sayfa

Lewis Mumford – Tarih Boyunca Kent (2019)

Kent nedir?

Nasıl ortaya çıktı?

Hangi süreçleri daha da ileriye taşır?

Hangi işlevleri yerine getirir, hangi amaçları karşılar?

Lewis Mumford’un bizde ilk baskısı 2007 yılında yapılan ‘Tarih Boyunca Kent’i, Amerika’da Ulusal Kitap Ödülü ile Amerikan Özgürlük Madalyası’nı kazanmış muazzam bir eser.

Mumford’un kitabı, kendisinin kent planlaması, kültür ve sanat tarihi, teknoloji ve toplumsal eleştiri gibi geniş alanlardaki çalışmalarının ürünü.

Yazar burada, kentin geçirdiği evrime odaklandığı gibi, kent yaşamında gelişen uygarlık tarihinin dönüm noktalarını da saptıyor.

Yazar, kentin tarihte ilk oluştuğu coğrafyalar olan Mezopotamya ve Mısır’dan başlayarak sırasıyla, Yunan, Roma, Ortaçağ kentleri, Avrupa monarşilerinin başkentleri, sanayi kentleri ve nihayet günümüzün kentlerini geniş bir çerçevede ele alıyor.

Edebiyat eleştirisi, Amerikan araştırmaları, kentler tarihi, mimarlık, uygarlık ve teknolojinin yanı sıra bölge planlaması, çevrecilik ve Amerika’da toplumsal yaşam da dahil olmak üzere çok farklı konularda yapıtlar veren Mumford, ekolojinin öncülerindendir.

Yirminci yüzyılın en özgün seslerinden biri olan Mumford, Malcolm Cowley’e göre “büyük hümanistlerin sonuncusu”ydu.

  • Künye: Lewis Mumford – Tarih Boyunca Kent: Kökenleri, Geçirdiği Değişimler ve Geleceği, çeviren: Gürol Koca ve Tamer Tosun, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 736 sayfa, 2019

Gilbert Achcar – Marksizm, Oryantalizm, Kozmopolitanizm (2019)

Gilbert Achcar, Marksizm, oryantalizm ve kozmopolitanizmi çok yönlü bir bakışla tartıştığı dört enfes metinle karşımızda.

Kitabın “Marksist Bir Perspektiften Günümüzde Din ve Politika” başlıklı ilk makalesi, Hıristiyan kurtuluş teolojisi ve İslami köktendinciliğin karşılaştırmalı bir değerlendirilmesine yapıyor.

Yazar buradan yola çıkarak Marksist bir perspektiften karşılaştırmalı dinler sosyolojisi bağlamında, Marx’ın dine bakışını ele alıyor.

İkinci makale, İslama dair alışılmamış bir “Oryantalizm” örneği sunan Saidci perspektiften hareket ediyor.

“Marx, Engels ve Oryantalizm: Marx’ın Epistemolojik Evrimi Üzerine” başlıklı üçüncü makale, Edward Said’in meşhur kitabında kendisinin başlattığı, Saidci anlamdaki Oryantalistlerin Marx’ı sınıflandırma konusunda yaşadıkları ihtilafları tartışıyor.

Bu makalenin asıl katkısı, Said’deki Marx eleştirilerine karşı eleştirilerle cevap vererek Marksizmin radikal özcülük eleştirisini gözler önüne sermesi.

Kitaptaki son makale “Marksizm ve Kozmopolitanizm” ise, kozmopolitanizm fikrinin genel bir değerlendirmesiyle başlayıp konuyla ilgili yaygın olarak kullanılan dört kavram arasındaki farkları belirtir.

Yazar ardından, bu mefhumun Marx ve Engels’in yazılarındaki kullanımı ve gelişimini inceliyor, ayrıca günümüz küreselleşme çağındaki sol içi güncel tartışmalara varana kadar kavramın Marksizm tarihindeki aşırı kullanımlarını da sorguluyor.

  • Künye: Gilbert Achcar – Marksizm, Oryantalizm, Kozmopolitanizm, çeviren: Engin Abat, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 176 sayfa, 2019