Kolektif – Kırsal Mimarlık Mirasının Korunması (2017)

Cahillik, bilinçsizlik veya açgözlülük gibi nedenlerle her gün yok edilmeye çalışılsa da, Türkiye’de muazzam bir kırsal mimari geleneği bulunuyor.

Bugün çok az örneği kalmış olsa da, tarihi kentlerden sokaklara, meydanlardan evlere ve köylere bunun örneklerini halen görmek mümkün.

Öte yandan, son yıllarda bu mirasın korunmasına yönelik bilincin hem toplumsal hem de devlet düzeyinde geliştiğini gözlemliyoruz.

Örneğin kimi tarihi kentlerdeki geleneksel yapıların kamu fonlarıyla restore edilmesi gibi güzel haberlerle karşılaşıyoruz.

Fakat bu yeterli değildir, zira tarihi kentler, buradaki konaklar korunmaya çalışılsa da, köylerimizdeki geleneksel yapılara benzeri bir özen gösterilmiyor.

Sürekli göç veren, sahipsiz kalan bu köylerdeki kırsal mimarlık mirası büyük tehdit altında.

Oysa bu köyler, Türkiye coğrafyasına tat veren, farklı değerler barındıran renkli ve zengin bir kültürü yansıtır.

İşte bu kitap, tam da kırsal mimarlık mirasının korunması konusunda neler yapılabileceğini örnekler eşliğinde ortaya koymasıyla büyük öneme haiz.

Tümü İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen lisansüstü tez ve araştırmalara dayanan kitap, Türkiye’nin farklı coğrafi bölgelerinden on dört yerleşimi konu ediniyor.

Doğu Karadeniz, Trakya, Doğu Anadolu ve Ege bölgelerinde gerçekleştirilen bu çalışmalar, Türkiye’nin zengin kültürel mirasını ayrıntılı bir şekilde gözler önüne serdiği gibi, bu mirasın korunması için nelerin yapılması gerektiğini, dünya çapında yapılan bazı çalışmalardan örnekler eşliğinde irdeliyor.

  • Künye: Kolektif – Kırsal Mimarlık Mirasının Korunması: Türkiye’den ve Dünyadan Örnekler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mimari, 214 sayfa, 2017

 

Reklamlar

Ulaş Töre Sivrioğlu – İslam Sanatında Antik Figürler (2018)

İslam sanatı erken dönemlerinde mozaik, fresk, kitap resmi, kabartma ve heykel gibi Yunan-Roma ve Eski Önasya kültürlerine özgü sanat biçimlerine sıklıkla başvurmuştu.

Bu, bilmeyenler açısından oldukça şaşırtıcı bir durumdur.

Zira İslam sanatı denilince akla doğal olarak ebru, tezhip, minyatür ve hat gibi geleneksel dallar gelir.

Öte yandan İslam sanatındaki antik etkiler, arkeologlar tarafından ilk keşfedildiğinde de şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Örneğin, arkeolojinin bir disiplin olarak doğduğu dönemlerde, mozaiklerle, erotik temalı duvar resimleriyle ya da Hellenistik üslupta heykellerle bezeli Emevi sarayları keşfedildiğinde, kimse bunların Müslümanlar tarafından inşa edildiğine inanmamıştı.

İşte Ulaş Töre Sivrioğlu’nun bu değerli çalışması, Erken İslam sanatında yaygın olan, fakat bugün unutulmuşluğa terk edilen söz konusu sanatsal ve estetik tavrı ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Sivrioğlu kitabında, bu etkiyi gözler önüne sermekle kalmıyor, aynı zamanda bu etkiyi doğuran siyasi ve sosyal etkenleri de çözümlüyor.

Hellenistik ve antik dönem kültür, felsefe ve edebiyatının İslam dünyası üzerindeki etkileri hakkında yapılmış muhtelif çalışmalar bulunuyor.

Sivrioğlu’nun eserini özgün kılan bir diğer husus ise, Hellenistik ve antik kültürün İslam kültür ve medeniyeti üzerindeki maddi etkilerini açıklaması.

Kitap, bu konuda aydınlanmak isteyenlerin fazlasıyla ilgisini çekecektir diye düşünüyoruz.

  • Künye: Ulaş Töre Sivrioğlu – İslam Sanatında Antik Figürler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, sanat tarihi, 99 sayfa, 2018

Robert Schild – Savunmanın Son Çaresi: Gülmek (2014)

Acının mizahla dışa vurumu, tarihin ötekilerinden olan Aşkenaz Yahudilerinde gelişmiş bir duygu.

Kitap, Aşkenazların, Freud’un dahi başka örneğinin olmadığını söylediği harikulade zekâsının en iyi örneklerini sunarak mizahın neden bilgelikle eşdeğer olduğunu ortaya koyuyor. İrvin Mandel’in sayfalara neşe katan çizgileriyle.

  • Künye: Robert Schild – Savunmanın Son Çaresi: Gülmek (Aşkenaz Mizahında Gezintiler), Arkeoloji ve Sanat Yayınları

M. Şinasi Acar – İstanbul’un Son Nişan Taşları (2007)

  • İSTANBUL’UN SON NİŞAN TAŞLARI, M. Şinasi Acar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 160 sayfa

‘İstanbul’un Son Nişan Taşları’, Osmanlı okçuluk tarihi bağlamında, çoğunluğu İstanbul’un Okmeydanı’nda bulunan nişan taşlarına yer veriyor. Dolayısıyla kitap ne tamamıyla arkeoloji ne de mimari kitabı. Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun yaylar, oklar, yayın kurulması ve ok atmanın inceliklerinden başlayarak Okmeydanı’nın bu faaliyetin sergilendiği mekan olarak tarihini ve bu semtte bulunan nişan taşlarını anlatıyor. Çalışma, tüfeğin icat edilmesi sürecine kadar olan okçuluğun tarihi seyrini ele alırken, bunun edebiyata ve tarihe yansımalarına da odaklanıyor.