Kate Raworth – Simit Ekonomisi (2019)

Endüstriyel ekonomi, insanlığın olduğu kadar doğanın da düşmanıdır.

Özünde, tüm amacın büyük şirketlerin kârı üzerine inşa edildiği bir sistem olarak kapitalizm, miadını çoktan doldurmuş, çürümüş bir sistemdir.

Kate Raworth, ‘Simit Ekonomisi’ ile yeni bir ekonomik perspektife duyduğumuz ihtiyaca yanıt veriyor.

“Eğer yeni bir ekonomi öyküsü yazmak istiyorsak, eskileri geçmiş yüzyılın ders kitaplarına gömecek yeni resimler çizmek zorundayız.” diyen Raworth, daha insani ve çevreye saygılı yeni bir ekonomi inşa etmek için yedi hedef sunuyor.

Yazar, bugünün ekonomisini yön veren büyüme yaklaşımı yerine gelişmeyi, adaleti ve hakkaniyeti yerleştiriyor, ekonominin nasıl daha sürdürülebilir bir şekilde organize edilebileceğini anlatıyor, kendini yenileyen bir ekonominin imkânları üzerine çok yönlü bir şekilde düşünüyor.

Kitabın, Mahfi Eğilmez’in sunuş yazısıyla açıldığını da belirtelim.

  • Künye: Kate Raworth – Simit Ekonomisi: 21. Yüzyıl İktisatçısı Gibi Düşünmenin Yedi Yolu, çeviren: Akın Emre Pilgir, Tellekt Kitap, iktisat, 376 sayfa, 2019

James C. Scott – Tahıla Karşı (2019)

Tahıla dayalı medeniyet, tarihin akışını tümüyle değiştirdi.

Peki, bu, insanlığın elindeki tek seçenek miydi?

Başka bir deyişle neolitik devrim, insanlık tarihindeki en büyük atılım mıydı?

James Scott, bir antropoloğun gözünden, tahıla dayalı beslenmenin ve nüfusun kentlere toplanmasının tarihi üzerine alternatif bir anlatı kuruyor.

Scott, bilinenin aksine, tahıla dayalı uygarlığın, dönemin mümkün olan en iyi yaşam biçimi olmaktan ziyade, egemenlerin işine gelen, çoğunluğun azınlığa hükmetmesinin sonucunda gerçekleştiğini savunuyor.

Uygarlık tarihinin, yalnızca kendilerini “uygar” olarak tanımlayanlar tarafından yazıldığını belirten yazara göre, “barbar” olarak adlandırılan kavimler insanlıktan nasibini almamış uygarlık düşmanları değil, bilakis, ürün fazlasına sahip tarımsal üreticiler olup devletin rekabet ettiği güçlerdi.

Scott, egemen tarih anlayışına meydan okuyor ve bildiğimizden apayrı bir resim çiziyor.

  • Künye: James C. Scott – Tahıla Karşı: İlk Devletlerin Derin Tarihi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 272 sayfa, 2019

Zygmunt Bauman – Borçlu Zamanlarda Yaşamak (2019)

Zygmunt Bauman’ın Citlali Rovirosa-Madrazo ile yaptığı söyleşilere dayanan bu kitap, neoliberalizmin vahşetini ve sistemin güncel krizini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Bizi tarihi, hukuku, ekonomiyi, kültürü ve siyaseti başka bir perspektiften okumaya davet eden Bauman, toplumsal olarak inşa edilmiş topluluklarımızın, kimliklerimizin ve kurumlarımızın bugün daha kararsız ve güvensiz hale geldiğini belirtiyor.

Yazara göre, bununla eş zamanlı şekilde devletin de gerilemesiyle, ulusal sınırlar muğlaklaşmış ve bu belirsiz dünya “akışkan kimlikler” yaratmıştır.

Bauman’a göre, insanları “borçlu bir ırka” dönüştüren bu belirgin ve çarpıcı süreçte devletin yeni ama içler acısı rolü de “piyasa egemenliğinin cellatlığıyla” sınırlanıyor.

Yine Bauman’a göre, endüstri ve finansın radikal ölçüde kuralsız hale geldiği bugün, refah devletine ve modernizmin söylemlerine ait olan yurttaş hakları kültürü bir “hayırseverlik, aşağılanma ve damgalama kültürüne” indirgemiştir.

Bauman’ın buradaki ufuk açıcı söyleşisi, günümüzde kapitalizmin yarattığı ve onun ayrılmaz parçası olmuş finansal krizlerin yetkin bir fotoğrafını çekmesiyle çok önemli.

Künye: Zygmunt Bauman – Borçlu Zamanlarda Yaşamak: Citlali Rovirosa-Madrazo ile Söyleşi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 240 sayfa, 2019

Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat (2018)

Savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar…

Hayatın büyük krizlerle boğuştuğu bugün, ayrı ayrı bireyler olarak nasıl bir küresel sorumluluk alabiliriz?

Zygmunt Bauman, tam da çaresizliğimizin doruğa ulaştığı bu dönemde ne gibi çıkış yolları yaratabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Bauman “Akışkan hayat”ı, kısaca, sürekli belirsiz koşullarda yaşanan kararsız, riskli bir hayat olarak tanımlıyor.

Akışkan bir toplumda, eylemin koşulları ve bunlara karşılık versin diye tasarlanmış stratejilerin hızla eskidiğini, aktörler bunları düzgünce öğrenecek fırsatı dahi bulamadan köhnediğini söyleyen Bauman’a göre, geçmişte başarıyla hayata geçirilmiş stratejilere ve taktiksel hamlelere dayanmak amacıyla deneyimlerden dersler çıkarmanın, bundan dolayı hatalıdır.

Kitaptan birkaç alıntı:

“‘Akışkan modernlik’, içinde üyelerinin davranışlarını alışkanlıklara ve rutinlere dönüştürme fırsatı dahi bulamadan hızla değiştirdiği bir toplumdur. Hayatın ve toplumun akışkanlığı birbirini besler ve pekiştirir. Akışkan yaşam, aynı akışkan modern toplum gibi uzun süre biçimini veya rotasını koruyamaz.”

“Akışkan bir modern toplumda, bireysel başarılar katılaşıp kalıcı varlıklara dönüşemez çünkü kısa sürede varlıklar yükümlülüklere, beceriler engellere dönüşüverir.”

“Akışkan modern toplumda, atık imha endüstrisi, akışkan yaşamın ekonomisi içinde belirleyici konumları ele geçirir. Bu toplumun bekası ve üyelerinin refahı, hangi ürünlerin atılacağını hızla belirlemeye ve atıkların hızlı, etkin bir şekilde imha edilmesine bağlıdır. Bu toplumda evrensel kullan-at ilkesinden muaf kalabilecek hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey onun kollarından kurtulamaz.”

“Akışkan modern toplumda yaşam, gerçek hayatta oynanan kötü ve sinsi bir sandalye kapmaca oyunudur. Yarışın esas ödülü, yok edilenlerin saflarına atılmaktan (geçici surette) kurtulmak ve atıkların arasına konmaktan kaçınmaktır. Ve rekabetin küreselleşmesiyle birlikte, koşu artık küresel bir pistte yapılmak zorundadır.”

“Merkezcil ve merkezkaç, yerçekimsel ve itici güçler; huzursuz olanları yerine tutmak ve hoşnutsuzluğun huzursuzluğa dönüşmesini engellemek üzere bir araya gelirler. Karşılarına yığılan zorlukları yenmeye çalışacak kadar öfkeli ve çaresiz olanlar yasadışı ilan edilme ve toplumdan dışlanma riskini alırlar. Cesaretlerinin bedelini de bedensel ıstıraplar ve fiziksel travmalarla öderler.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2018

Charlie English – Timbuktu’nun Elyazmaları (2018)

Mali’nin efsanevi bölgesi Timbuktu, tarihte önemli bir entelektüel ve ruhsal merkezdi.

Bölgenin bu özelliği, İslam’ın 15. ve 16. yüzyıllarda Afrika’da yayılışına öncü olacak denli belirleyiciydi.

Timbuktu, ortaçağda bir ilim merkeziydi ve çok sayıda kütüphanesi bulunuyordu.

Avrupalı kâşifler de, 18. yüzyılın sonlarından itibaren bu gizemli bölgenin hazinelerini keşfetmek için muazzam çaba göstermeye başladı.

Ve zorlu uğraşlardan sonra, nihayet bu çabaların neticesi alınmaya başlandı.

Timbuktu’nun kütüphaneleri, din, şiir, hukuk, tarih, farmakoloji ve astronomi gibi birçok alandan on binlerce elyazmasıyla dolup taşıyordu.

İşte Charlie English’in bu çalışması, Timbuktu’nun elyazmalarının keşfine giden süreci ve daha sonraki gelişmeleri adım adım izlemesiyle çok önemli.

English, Timbuktu’nun iki yüz yıl gibi uzun bir sürece yayılmış keşfini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitabın önemli bir bölümünü de, Timbuktu mirasının cihatçılar karşısında verdiği ölüm kalım mücadelesi oluşturuyor.

English, 2012’de el-Kaide bağlantılı cihatçıların Mali’ye girişi sonrasında, Timbuktu’daki kütüphaneciler ve arşivcilerin, cihatçılar tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan paha biçilemez elyazmalarını Timbuktu’dan kaçırma sürecini de kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Charlie English – Timbuktu’nun Elyazmaları: Efsanevi Bir Şehrin Geçmişini Kurtarma Mücadelesi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Avrupa (2018)

“Avrupa keşfettiğiniz bir yer değildir; Avrupa bir misyondur/görevdir, yaratılacak, yapılacak, inşa edilecek bir şeydir.”

Zygmunt Bauman bu kısa ama etkili metninde, Avrupa ve Avrupalılık macerasını enine boyuna tartışıyor ve geleceğin Avrupası üzerine düşünüyor.

Bauman, Avrupa’nın bir macera yeri olduğunu ve onu keşfetmeye, icat etmeye veya çağırmaya dönük bitmek bilmez maceraların mekânı olduğunu belirtiyor ve bu maceranın tarihsel seyrini adım adım izliyor.

İmparatorluk geçmişinin Avrupa’ya nasıl bir miras ve gölge bıraktığını tartışan Bauman, bunun devamında da Avrupa’da sosyal devletin yükseldiği süreci ve oradan, özgürlükçü nitelikleriyle örnek gösterilen kıtanın güvenlik devleti anlayışına teslim olduğunu tartışıyor.

Bauman, ideallerini yitirmiş Avrupa’ya dair karanlık bir tablo çiziyor, fakat Avrupalılık değerlerinin yaşamasına elverişli bir dünyanın nasıl kurulabileceği üzerine de düşünüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Avrupa: Bitmeyen Bir Macera, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 160 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Kuşatılmış Toplum (2018)

Bilgi en iyi silahtır. Nitekim bilgi ne kadar kapsamlı ve ayrıntılı olursa, sırlarından arındırılmış düşman o derece kesin ve geriye dönüşü imkânsız olacak şekilde güçsüz kılınır. Bir kere bilindiğinde, elindeki kıymetli şeyler omuzlarına asılmış yüklere dönüşür.

Zygmunt Bauman bu kıymetli eserinde, toplumsal hayatın kılcal damarlarına kadar sinmiş iktidarı yüzeye çıkarıyor ve hem toplumsal hem de bireysel olarak sosyolojinin rehberliğinde bu kuşatılmışlığa karşı nasıl durabileceğimizi irdeliyor.

‘Küresel Politikalar’ ve ‘Yaşam Politikaları’ başlıklı iki bölümden oluşan kitap, sosyolojinin yaşadığımız çıkmaza nasıl yanıt vereceğini anlatmakla kalmıyor, bunu yaparken sosyolojinin bir disiplin olarak son iki yüzyıl boyunca nasıl bir dönüşüm geçirdiğini de ayrıntılı bir şekilde saptıyor.

Kitapta irdelenen kimi konular şöyle:

  • Toplumsal mühendisliğin çöküşü,
  • Eleştiri ve bir proje olarak politika,
  • Kurumsal bir proje olarak modern devlet karşısında özgürleşmenin bedelleri,
  • Küresel politikaların olasılık ve sınırları,
  • Günümüzün asimetrik savaşları ve bunun yarattığı sığınmacılar sorununun yakın ve uzak geleceğe yansımaları,
  • Yeni tüketim toplumu ve yeni tüketiciler,
  • İhtiyaç duyma, arzulama ve istemenin değişimi…

Künye: Zygmunt Bauman – Kuşatılmış Toplum, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 336 sayfa, 2018