Ivan Soll – Hegel’in Felsefesine Eleştirel Bir Giriş (2019)

Ivan Soll’un bu kitabı elli yıl önce yayımlanmasına rağmen, bugün de Hegel’in felsefesini, içinde doğduğu dönemin düşünce geleneğini ihmal etmeden açıklayan en iyi eleştirel çalışmalardan biri olmaya devam ediyor.

Hegel, Alman felsefi geleneğinin panteonunda bir dev olmaya devam ediyor.

Fakat onu okumaya çalışanlar her seferinde, adı anlaşılmaza çıkmış yazım üslûbunun engeline takılır.

Bu kitabın önemli katkılarından biri de, Hegel’in düşüncelerini açık bir şekilde ortaya koymasıdır.

Soll burada, Hegel’in bilginin sınırlanmasına karşı argümanlarından filozofun öznellik ile nesnellik çözümlemesine kadar pek çok konuyu irdeliyor ve bunu yaparken de, felsefe ve sonsuz, anlama yetisi ile akıl, ikilem ve diyalektik, mantık tutkusu ve metafizik gibi felsefenin ağırlıklı olarak üzerinde düşündüğü kavramları tartışmaya açıyor.

Soll’un kısa ama çarpıcı kitabı,özellikle Hegel’in felsefi yazılarının çekirdeğini oluşturan dört kitabından üçü üzerine yoğunlaşıyor.

Bunlar da ‘Tinin Fenomenolojisi’, ‘Mantık Bilimi’ ve ‘Felsefi Bilimler Ansiklopedisi’.

  • Künye: Ivan Soll – Hegel’in Felsefesine Eleştirel Bir Giriş, çeviren: Tufan Karaağaç, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2019

Halil Edhem – Müzecilik Yazıları (2019)

Osman Hamdi Bey’in de kardeşi olan Halil Edhem’in önemi, konunun uzmanları dışında pek bilinmez.

Oysa kendisi, İstanbul Resim Heykel Müzesi’ni, Avrupa’da kurulan modern müzeleri örnek alarak düzenlemiş ve yeni baştan kurmuştu.

Halil Edhem’in bu kitapta bir araya getirilen yazıları ise, bizde müzeciliğin kurucu metinleri olarak kabul ediliyor.

Kitap, iki bölümden oluşuyor ve ilk bölümde, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Aziz Ogan ve Arif Müfid Mansel gibi önemli hocaların Halil Edhem’i ve onun çalışmalarının önemini anlatan yazıları yer alıyor.

Kitabın ikinci bölümünde ise, Halil Edhem’in müzecilik üzerine muhtelif yazıları yer alıyor.

Buradaki ilk metin Batı’da müzenin tarihini veriyor ve bizde müzeciliğin gelişimini kayıt altına alıyor.

İkinci yazı, müzecilik ve koruma felsefesini ele alıyor ve aynı zamanda İstanbul Asar-ı Atika Müzesi ile Avrupa müzelerini karşılaştırıyor.

Üçüncü metin bir kitapçığı oluşturur: Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu.

Halil Edhem şöyle diyor: “Bu kitapçığı yazmaktan asıl maksadımız yalnız İstanbul Asar-ı Atika Müzesi’nde toplanan tabloların bir tarihçesiyle bir de kataloğunu düzenlemekti. Daha sonra bunu biraz genişleterek, İslam’da, özellikle ülkemizde resim sanatının ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşuna ve resim sergilerine dair eskiden beri toplamış olduğumuz notları da ilave etmeyi uygun gördük.”

Halil Edhem’in Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu, bir modern/ulusal müzenin küratoryal fikrini ve programını içermesiyle ve daha da önemlisi, yerli müzeolojinin en başta gelen kaynağı olmasıyla çok değerli.

Kitabın son bölümünde ise, Halil Edhem’in çalışmalarının kapsamını belgeleyen ve bu çalışmalara erişmek isteyenlere yol gösteren Füruzan Kınal’ın derlediği bir bibliyografya yer alıyor.

  • Künye: Halil Edhem – Müzecilik Yazıları: Modern Sanat Müzesinin Tasarımı, derleyen: Ali Artun, İletişim Yayınları, müzecilik, 275 sayfa, 2019

Mete Çetik – Pertev Naili Boratav (2019)

Pertev Naili Boratav, kendine has kültürel senteziyle halkbilime özgün katkılar sunmuş, Türkiye’nin yetiştirdiği uluslararası çapta tanınan bir isimdi.

Boratav, bunun yanı sıra iktidarların gadrine de ziyadesiyle uğramış bir isimdi.

Üniversiteden tasfiye edildi ve bilimsel faaliyetlerinin en verimli çağını yurt dışında geçirmek zorunda kaldı.

Boratav’ın yaşadıkları, bu ülke yöneticilerinin bilime ve bilim insanına ne denli değer verdiğinin çok iyi bir örneğidir.

Mete Çetik’in bu güzel çalışması da, Boratav’ın kişisel ve bilimsel serüveni üzerine yetkin bir eser.

Çetik, Boratav’ı bir akademisyen olarak portresini sunduğu gibi, O’nun milliyetçilik ve Batıcılık düşüncesi içindeki yerini de titiz bir şekilde aydınlatıyor.

Boratav’ın aile kökeni, hayatı, çevresi ve özellikle çalışma şartları ve önceki ve sonraki kuşak meslektaşlarıyla etkileşimi kitabın omurgasını oluşturuyor.

Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümü, Boratav’ın hayatını, ailesini ve çevresini anlatıyor.

Kitabın ikinci bölümü Boratav’ın akademik kişiliğine, üçüncü bölüm de Boratav’ın Türk düşüncesi içinde yerine odaklanıyor.

Boratav üzerine genel bir değerlendirmeyle sonuçlanan kitapta, Tarih Vakfı Pertev Naili Boratav Arşivi’nde yer alan küçük bir albüm de yer alıyor.

  • Künye: Mete Çetik – Pertev Naili Boratav: Bir Akademisyen ve Düşünce Adamı, İletişim Yayınları, biyografi, 384 sayfa, 2019

Emmanuel Mounier – Varoluş Felsefelerine Giriş (2019)

Varoluşçuluk akımı, bizde özellikle 1950’li ve 1960’lı yıllarda egemen oldu.

Personalizm (Kişiselcilik) akımının kurucusu olan Emmanuel Mounier’in bu kitabı da, ilk baskısını 1946’da yapmıştı.

Düşünür burada, kendi kişiselcilik kuramının çerçevesinde, II. Dünya Savaşı sonrasındaki düşüncede büyük etki yaratmış felsefesini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Varoluşçu felsefenin çekirdeğini oluşturan başkası, yalnızlık, özgürlük, bağlanma ve eylem gibi temaları eleştirel bakışla almasıyla dikkat çeken çalışma, bir yandan varoluşçu felsefenin temsilcilerince ortaya konmuş ana temaları ortaya koyarken, aynı sorun karşısında farklı düşünürlerin takındığı tutumu da kapsamlı bir şekilde izliyor.

Mounier’in çalışmasını bu konuyu kronolojik bir bakışla izlemekle yetinen eserlerden ayıran başlıca husus ise, ele aldığı sorunları gözden kaçırmayıp bunlar hakkında yoğun bir tartışma sunması.

Kitap, çevirmeni Serdar Rifat Kırkoğlu’nun Mounier’in hayatı ve felsefesine odaklandığı aydınlatıcı giriş yazılarıyla açılıyor.

  • Künye: Emmanuel Mounier – Varoluş Felsefelerine Giriş, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Fol Kitap, felsefe, 213 sayfa, 2019

Alain Badiou – Nietzsche: Anti-Felsefe Seminerleri (2019)

Güzel haber:

Alain Badiou’nun Nietzsche üzerine verdiği 1992-1993 seminerleri, nihayet Türkçeye kazandırıldı.

Badiou burada, Nietzsche’yi bir “anti-filozof” olarak tanımlıyor ve onun eşi benzeri görülmemiş bir girişimle felsefeyi nasıl yerle bir edişini ve böylelikle yepyeni bir felsefe kurma tasarısını ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Nietzsche’nin bir filozof mu bir anti-filozof mu olduğu sorusunu tartışmasının merkezine koyan Badiou, bu sorunun yanıtını ararken, Nietzsche’nin anti-felsefesinin ediminde sanatın işlevinin ne olduğunu, kendini bir sanat eseri olarak yaratmanın mümkün olup olmadığını ve anti-felsefenin asıl gücünün tam olarak nereden kaynaklandığını sorguluyor.

Badiou’nun semineri, yalnızca Nietzsche düşüncesinin dönüm noktalarını saptamakla kalmıyor, onun Batı felsefesinde yarattığı büyük dönüşümü de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Alain Badiou – Nietzsche: Anti-Felsefe Seminerleri, yayına hazırlayan: Véronique Pineau, çeviren: İsmet Birkan, Sel Yayıncılık, felsefe, 302 sayfa, 2019

Sinan Cömert – Şeytan Arabasının Yolcuları (2019)

Bisiklet, insanoğlunun şu ana kadar yaptığı en güzel icatlardan biri.

O yalnızca ucuz bir ulaşım aracı değildir, başlı başına bir tavırdır, bir kültürdür.

Kendine yetmektir, tüketim kültürüne karşı tavır almaktır, spordur, doğaya saygı duymaktır, kendiyle barışık olmaktır…

Sinan Cömert’in bu kitabı da, bisikletin neden vazgeçilmez olduğu üzerine şahane bir çalışma.

Kitap, bisiklet üzerine yazılmış yazıları, onun hakkında yapılmış yorumları ve özlü sözleri bir araya getiriyor.

Sadece bisiklet tutkunlarına değil, bisiklete ilgi duyan yahut aklından bisiklet geçen her okura ziyadesiyle hitap edecek türden.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bisiklete zevk için binmiyorum. Bir yere ulaşmak için sürüyorum, ama evime ulaşmak anlamında söylemiyorum. Demek istediğim, kendimi bir yere ulaştırmak için sürüyorum.” –William Saroyan

“Hemen bir bisiklet edinin. Hayatta kalırsanız, asla pişman olmazsınız.” –Mark Twain

“Hayat, bisiklet sürmek gibidir. Dengede durmak için hareket hâlinde olmak gerekir.” –Albert Einstein

  • Künye: Sinan Cömert – Şeytan Arabasının Yolcuları, Dost Kitabevi, kültür, 247 sayfa, 2019

Eylem Delikanlı ve Özlem Delikanlı – Hiçbir Şey Aynı Olmayacak (2019)

12 Eylül darbesinin militarist baskıları ve korkunç işkenceleri, birçok insanın doğup büyüdüğü ülkelerini terk etmesine neden oldu.

‘Hiçbir Şey Aynı Olmayacak’ da, o dönemde Türkiye’den gitmek zorunda kalmış olanların muhasebelerine yer vermesiyle hem çok iyi bir sözlü tarih çalışması hem de önemli bir tanıklık.

Yaklaşık beş yıl süren bir çalışmanın ürünü olan kitap, iki yazarın daha önce yayımlanan ve burada da yer verdiğimiz ‘Keşke Bir Öpüp Koklasaydım’ ile başlayan 12 Eylül 1980 Darbesi hafıza çalışmalarının devamı niteliğinde.

Darbe döneminde ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmış siyasi mültecileri konu edinen araştırmanın çatısını Almanya, Hollanda, İsviçre, İsveç, Belçika, Fransa, Danimarka, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi mülteci olarak yaşayan veya bir dönem yaşamış mücadele insanlarıyla yapılmış sözlü tarih görüşmeleri oluşturuyor.

Kırkı aşan görüşmenin içinden yirmi iki tanesi bu kitapta yer alıyor.

Buradaki tanıklıkları ilginç kılan başka bir boyut daha var:

Bu hikâyeler, her bireyin izlediği yolun, o yolları kat ederken aldığı kararların, tecrübe ettiği yeni yaşamların ve bugün durdukları yerden geçmişe bakışın neden toptancı analizlere kurban edilemeyeceğinin de ipuçlarına gösteriyor.

  • Künye: Eylem Delikanlı ve Özlem Delikanlı – Hiçbir Şey Aynı Olmayacak: Siyasi Mülteciler 12 Eylül Darbesi’ni Anlatıyor, Ayrıntı Yayınları, belgesel, 544 sayfa, 2019