Engin Sarı – Mardin’de Kültürlerarasılık (2010)

Engin Sarı ‘Mardin’de Kültürlerarasılık’ta, Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Yezidiler ve Şemsiler gibi farklı dinlere inananların; Araplar, Kürtler, Türkler, Ermeniler, Keldaniler ve Süryaniler gibi farklı kimliklere dâhil olanların bir arada bulunduğu Mardin’i, kültürün geniş çerçevesinden bakarak değerlendiriyor.

Sarı incelemesini, kültür, kimlik ve politika arasındaki bağlantıların niteliğine, kültürlerarası iletişim ve ilişkilere odaklanarak yapıyor.

Kapsamıyla dikkat çeken çalışma, çok etnili ve çok dinli bir kent olan Mardin’in simgesel anlamlarını irdelerken, Mardinli kimliğini de, alan araştırmalarının bulguları aracılığıyla Mardinlilerle birlikte tartışıyor.

  • Künye: Engin Sarı – Mardin’de Kültürlerarasılık, İletişim Yayınları, şehir, 391 sayfa

Jürgen Kaube – Max Weber (2020)

Sosyolojinin kurucularından Max Weber hakkında ödüllü bir biyografi.

Kant’ın bir sözü vardır: “İnsan, iki dünyanın yurttaşıdır.”

Hukukçu, millî iktisat uzmanı, tarihçi ve sosyolog Max Weber herhalde bu “iki dünya yurttaşı” tanımını en çok hak eden isimlerdendi.

Kuşağının en umut vaat eden âlimi, Protestan Prusya üst sınıfının bir temsilcisi olarak 1864-1920 yılları arasında yaşadı.

Fakat yaşamının sonuna geldiğinde, doğduğu dünyadan eser kalmamıştı.

İşte Jürgen Kaube’nin bu yetkin biyografisi, Weber’i ve eserlerini tam da yaşadığı dönemin içinde ele almasıyla büyük öneme haiz.

Weber’in hayatını başarıları, krizleri ve düşüşleri eşliğinde izleyen Kaube, O’nun burjuva kökenini, erken olgunluğunu ve öğrencilik yıllarını, entelektüel macerasını ve düşünce dünyasına getirdiği kapsamlı ve canlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kaube bununla da yetinmeyerek Weber’in iki önemli çağdaşı olan Werner Sombart ve Georg Simmel ile arasındaki ilişkiyi ve ayrıca özel hayatına dair pek çok ipucu veren, eşi Marianne ve sevgilisi Else Jaffe ile ilişkisini de aydınlatıyor.

Kaube’nin bu biyografisiyle, 2014’te Leipzig Kitap Fuarı Ödülü’ne layık görüldüğünü de ayrıca belirtelim.

  • Künye: Jürgen Kaube – Max Weber: Çağlar Arasında Bir Yaşam, çeviren: Öndercan Muti, İletişim Yayınları, biyografi, 470 sayfa, 2020

Cevdet Yılmaz – Risk Kapıyı Kırınca (2010)

Cevdet Yılmaz ‘Kentlerde Yoksulluk, Dayanışma, Güven ve Güvenlik’ alt başlığını taşıyan ‘Risk Kapıyı Kırınca’da, kentlerdeki risk durumunu, sistemin içinde yer almanın kurallarını ve yoksulluğu irdeliyor.

Yılmaz ilk olarak, risk kavramının tarihsel ve kavramsal kullanımlarının bir değerlendirmesini yaparak, Ulrich Beck, Zygmunt Bauman ve Anthony Giddens’in yaklaşımlarını tartışmaya açıyor.

Daha sonra, risk toplumu kuramsal çerçevesini Türkiye özelinde değerlendiren yazar, Türkiye’de göç, kentleşme ve geleneksel refah rejimini inceliyor.

Yılmaz ardından, İzmir’in Yeşilçam mahallesindeki alan araştırmalarının sonuçlarından hareketle, kentlerdeki dönüşümleri kuramsal bir çerçeveye oturtuyor.

  • Künye: Cevdet Yılmaz – Risk Kapıyı Kırınca: Kentlerde Yoksulluk, Dayanışma, Güven ve Güvenlik, Libra Kitap, sosyoloji, 303 sayfa

Kolektif – Türk Sosyolojisinde Üç Bilim İnsanı (2010)

‘Türk Sosyolojisinde Üç Bilim İnsanı’, Cahit Tanyol, Mübeccel Kıray ve Şerif Mardin’i konu alan bir sempozyuma sunulan bildirilerden oluşuyor.

Bildiriler, Türk sosyolojisinin günümüze ulaşan sürecindeki farklı gelenekleri temsil eden bu üç ismin düşünce dünyalarına doğru bir yolculuğa çıkıyor.

Kitabın ilk iki bölümünde, Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin geleneğini sürdüren biri olarak Tanyol ve Ankara geleneğinin sürdürücüsü olarak Kıray ele alınıyor.

Kitabın üçüncü bölümü ise, Türkiye’deki düşüncenin geleneksel ve güncel tartışmalarına katkıda bulunan Şerif Mardin’in çalışmalarına odaklanan bildirilerden oluşuyor.

  • Künye: Kolektif – Türk Sosyolojisinde Üç Bilim İnsanı, yayına hazırlayan: Çağlayan Kovanlıkaya ve Erkan Çav, Bağlam Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa

Atilla Güney – Sosyolojinin Marksist Reddiyesi (2019)

Sosyolojinin tarihinde, kapitalist üretim ilişkilerini meşrulaştıran evreler istisna değildir.

Özellikle işçi sınıfı ve onun hikâyesinin kuramsal izdüşümü olan tarihsel maddeciliğin reddedilişi üzerinden kurgulanmış, emek değer teorisi yerine idealist-spekülatif bir kültürel değer anlayışını ana omurgası yapmış bir sosyoloji disiplininden bahsediyoruz.

İşte Atilla Güney’in bu özgün çalışması, soğuk savaş döneminin ideolojik mücadeleler ikliminde kurumsallaşmış ve “olgunlaşmış” bu sosyoloji disipliniyle, yanı sıra onun Türkiye’deki tedarikçileriyle hesaplaşıyor.

‘Sosyolojinin Marksist Reddiyesi’nin ilk bölümü, 20. yüzyılın hâkim toplumsal düşünce biçimini, yani paradigmasını alan sosyolojinin felsefi arka planını eleştirel bir gözle değerlendiriliyor.

İkinci bölümde, soğuk savaş döneminin örtük sınıf savaşımları koşullarında söz konusu paradigmanın sosyolog denilen kişi tarafından nasıl ideoloji ve dünya görüşüne dönüştürüldüğü ortaya konuluyor.

Üçüncü bölümde ise, iki tersine dönmüş toplumsal görüngü olarak din ve devlet gerçekliğinin nasıl kavramsal bir inşa olarak merkez-çevre modeli aracılığıyla Türkiye yakın tarihinin ve bugününün açıklanmasında kullanıldığını irdeliyor.

Çalışmanın, toplumsal/siyasal olgulara, din ve devlet üzerinden kurgulanmış merkez-çevre gibi ikili açıklama modelleri üzerinden yaklaşan sosyoloji anlayışının sınıfsal ve ideolojik tarihsel seyrini açıklamasıyla büyük öneme haiz olduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: Atilla Güney – Sosyolojinin Marksist Reddiyesi, Yordam Kitap, sosyoloji, 238 sayfa, 2019

Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

Luciano Canfora – Avrupa’da Demokrasi (2010)

‘Avrupa’da Demokrasi’, geniş bir zaman diliminde Avrupa’da demokrasinin gelişimine, geçirdiği dönüm noktalarına odaklanıyor.

Antik Yunan’da demokrasinin nasıl filizlendiğiyle çalışmasına başlayan Luciano Canfora, Büyük İskender ve kölelik zamanlarından günümüze, Avrupa’nın demokrasiyi kurmasındaki dönüm noktalarını tespit ediyor.

Canfora, genel oy hakkının kazanılması, Soğuk Savaş süreci, Fransız Devrimi, Marksizmin Doğu ve Batı Avrupa’daki etkisi, Paris Komünü, Rus Devrimi ve faşizm zamanları gibi süreçlerden gelişerek ya da zayıflayarak yol alan Avrupa demokrasisini anlatırken, tarihin yanı sıra, sosyoloji ve siyaset biliminden de yararlanıyor.

  • Künye: Luciano Canfora – Avrupa’da Demokrasi, çeviren: Neşenur Domaniç ve Nusret Ayhan, Literatür Yayıncılık, siyaset, 347 sayfa