Kolektif – Kenardakiler (2019)

 

‘Sapma’ ve ‘suç’ konularında dar ampirizme kaymadan, sosyolojik perspektifi derinleştiren şahane bir derleme.

Çalışmanın özellikle suç ve sapkınlık yönündeki pratikleri kendi doğal ortamlarında incelemesiyle büyük bir boşluğu doldurduğunu söylemeliyiz.

Klasik sosyolojiden çağdaş sosyolojiye değin sapma ve suç sosyolojisinde öne çıkan teorik perspektifleri irdeleyerek açılan kitapta,

  • Niğde’deki uyuşturucu kullanıcılarının sosyalleşme pratikleri ve etkileşim kalıpları,
  • Artvin’de yasa dışı göçmen seks işçiliğinin toplumsal dokuyu nasıl etkilediği,
  • Sinop Türkiye Sakatlar Derneği üyesi engellilerin deneyimleri üzerinden damgalama, sapma, suç ve engellilik ilişkisinin sosyolojik boyutları,
  • Etnisite, alt-kültür ve suç bağlamında Conolar,
  • “Yan Baktın” cinayetlerinin sosyolojik analizi,
  • Suç, ceza ve sapkınlık sosyolojisi açısından polisiye roman ‘Peygamber Cinayetleri’nin analizi,
  • Sapma ve suç sosyolojisi açısından “Çukur” dizisi,
  • Ve bunun gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ercan Geçgin, Ayşe Akyayla, Kerem Özbey, Ayşegül Demir, Yaşar Erjem, Gamze Uy, Erol Tanrıbuyurdu ve Fadime Tuğba Çamsarı.

  • Künye: Kolektif – Kenardakiler: Teoriden Uygulamaya Suç ve Sapma Üzerine Sosyolojik Araştırmalar, derleyen: Ercan Geçgin, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 368 sayfa, 2019

William Outhwaite – Sosyal Teori (2019)

Sosyal teori neden vazgeçilmezdir?

Çünkü tam da siyasi ve ekonomik sorunlarla, kültürle, toplumsal cinsiyetle ya da etnik ilişkilerle ilgilenenler için biçilmiş kaftandır.

Zira bu alanların ve sorunların “hepsini birden” kapsar.

Örneğin küreselleşmeye bakalım.

Küreselleşmeye yönelik ilk açıklamalar, ekonomik boyutların ve ulus devletlere ilişkin siyasi meselelerin üzerinde durmuştu.

Oysa sosyologlar, kültürün küreselleşmesinin aynı derecede önemli ve hayati bir biçimde diğer boyutlarla ilişkili olduğuna hiç zaman kaybetmeden dikkati çektiler.

Aynısı kapitalizm, modernleşme, ulus devlet, toplum, siyaset ve akla gelebilecek daha birçok konu için de geçerli.

Sosyal teorisyenler büyük sorular sorup nesiller boyunca farklı biçimlerde tekrar tekrar bunlara geri dönerler.

William Outwhite’ın bu kısa ama yetkin çalışması da, sosyal teorinin niçin dünyayı anlamanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu çarpıcı bir biçimde açıklıyor.

Bunu yaparken Rousseau, Marx, Simmel, Freud ve Butler gibi pek çok düşünürün fikirlerini masaya yatıran Outwhite, aynı zamanda sosyoloji, psikoloji, siyasetbilim, psikanaliz, felsefe gibi farklı disiplinlerin ortaya koyduğu birikimlerden mümkün mertebe yararlanıyor.

Sosyal teorinin kökenlerinden sosyal teorinin ilgilendiği kapitalizm, toplum, kapitalizmin kökenleri ve siyaset gibi pek çok konuyu açıklayan yazar, kitabının sonunda, çokça faydalı ek okuma önerileri de sunuyor.

  • Künye: William Outhwaite – Sosyal Teori, çeviren: Ümit Hüsrev Yolsal, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 124 sayfa, 2019

David Harvey – Yeni Emperyalizm (2019)

David Harvey’nin bu önemli çalışması, global kapitalizmin mevcut durumuna ve bu kapitalizmde ‘yeni’ bir emperyalizmin oynadığı role odaklanıyor.

Konuya tarihsel-coğrafi materyalizm olarak adlandırdığı bir mercek üzerinden bakan Harvey, Amerika’nın tutum ve politikasında meydana gelen tarihsel değişimlerin arkasında yatan belirleyici faktörleri bir bir ele alıyor.

Harvey burada, Amerikan bütün politik faaliyetlerine yön veren asıl etkenin petrol olup olmadığı, çatırdayan ekonomisinin Amerika’nın uluslararası maceracılığa sürüklenmesindeki rolünün ne olduğu, neoliberallerin değil de yeni-muhafazakârların iktidarda olmasının Amerikan politikasında ne gibi farklılıklara sebep olduğu ve Amerikan militarizmi ile iç politikası arasındaki ilişkinin mahiyeti gibi çok önemli konuları tartışıyor.

Kitap, özellikle, Amerika’nın “yeni emperyalizm” biçiminde tezahür eden dünya üzerindeki güç gösterisinin arkasında yatan dürtüleri çok açık bir tarzda ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, hem “Yeni emperyalizm” ve mevcut iktidar kurumlarıyla ilgili çarpıcı iddialarda bulunuyor hem de bu kurumların nasıl değiştirilebileceği hakkında somut öneriler, umut verici öngörüler sunuyor.

  • Künye: David Harvey – Yeni Emperyalizm, çeviri: Ahmet Nüvit Bingöl, Sel Yayıncılık, siyaset, 191 sayfa, 2019

Tanıl Bora – Milliyetçiliğin Kara Baharı (2019)

Tanıl Bora’nın bu önemli çalışması, ilk olarak 1995’te, yurtta ve cihanda milliyetçiliğin büyük kabarma, “atılım” yaşadığı bir dönemde yazılmıştı.

Şimdi kitap, güncel gelişmelerin de ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiği yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Bora buradaki yazılarında, milliyetçiliğin teksesleştirici, kıyıcı, baskıcı, boğucu dinamiğinin en yakınımızdaki kuvveti olan Türk milliyetçiliğini, sol eleştirel ve muhalif açıdan ele alıyor, bununla da yetinmeyerek, globalleşme ve “Yeni Dünya Düzeni” bağlamındaki yerleşik-kurumsal düzenin milliyetçilik eleştirisini kıyasıya eleştiriyor.

Bora burada, yerleşik kurumsal düzenin milliyetçilik eleştirisinin üzerinde özellikle duruyor.

Yazara göre, milliyetçiliğe yönelik yerleşik eleştiri, milliyetçiliğin ideolojik kalıbına oturuyor ve böylece onu yeniden üretiyor.

İkincisi de, milliyetçiliği kolayca anakronik ilân eden yerleşik eleştiri, bu ideolojinin mağduriyet ve yoksunluk algısına dayalı kimlik inşasıyla ezilenlere, ‘aşağıdakilere’ hitap etme potansiyelini gözden kaçırıyor.

Kitapta bunun yanı sıra, ele alınan diğer konular şöyle:

  • Mikro ve makro milliyetçilikler,
  • Türkiye’de milliyetçilik söylemlerinin karakteristik özellikleri,
  • Beyaz Türkler bağlamında Türk milliyetçiliği,
  • Kürt meselesinin Türk milliyetçiliğinin beka davası üzerine etkileri,
  • Türk milliyetçiliğinin inşasında vatan imgesi,
  • ‘Yurttan Yazılar’ kitabında milli coğrafyanın inşası,
  • Türki Cumhuriyetlerin Türk milliyetçiliği üzerindeki etkileri,
  • Türk milli kimliği, Türk milliyetçiliği ve Balkan sorunu,
  • Türk milliyetçi-muhafazakâr söyleminde kadın…

Künye: Tanıl Bora – Milliyetçiliğin Kara Baharı, İletişim Yayınları, siyaset, 294 sayfa, 2019

Sebahattin Şen – Gemideki Hayalet (2019)

Kürtlük ve Türklük, Türk sinemasında nasıl temsil edildi?

Sebahattin Şen, sinema sosyolojisi açısından bu çok önemli çalışmasında, pek çok filmi derinlemesine inceleyerek sinemada Türklüğün ve Kürtlüğün nasıl inşa edildiğini ortaya koyuyor.

Çalışma, Türklük ve Kürtlük ekseninde üretilen iktidar, tahakküm ve şiddet ilişkilerini görünür kılıyor, Türklük ile Kürtlük arasında tarihsel olarak süregelen ilişkiye egemenlik ve iktidar ilişkilerini merkeze alarak bakıyor.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Türklüğün ve Kürtlüğün diyalektik inşası,
  • Türk Sinemasının “Doğu”yu keşfedişi ve bu süreçte Doğu’nun icat edilişi,
  • 60’larda, Kürtlüğün ve Türklüğün Kemalist imgesi,
  • 70’lerde Kürtlerin sol-popülist temsilleri ve Kürtlere ilişkin oryantalist/kolonyalist söylem,
  • Kürtlüğün etnografikleştirilmesi,
  • Cinselleştirilen Kürtlük,
  • Kürtlüğün eğretilemesine dönüşen suskun kadınlar,
  • Bir varoluş çabası olarak Kürt sineması,
  • Kürt sinemasının politikleşmesi…

Sonuç olarak ‘Gemideki Hayalet’, Türk sinemasındaki Kürtlük ve Türklük kurgularını, egemenlik ilişkileri içerisine yerleştirerek incelemesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Sebahattin Şen – Gemideki Hayalet: Türk Sinemasında Kürtlüğün ve Türklüğün Kuruluşu, Metis Yayınları, sinema, 360 sayfa, 2019

Kolektif – Beklerken (2019)

Bu ülkede adaletin tecelli etmesini, bu kötü gidişatın biraz olsun iyileşmesini bekliyoruz.

Hep bekliyoruz…

Sürekli bir bekleme halindeyiz…

Bu özenli çalışma da, Türkiye’de iktidarla ilişkisi “beklemek” üzerine kurulan bireylerin şimdiyi nasıl deneyimlediğini, bu süreçte geçmiş algısı ve gelecek kurgularının neye dönüştüğünü masaya yatırıyor.

Tartışmanın temel meselesi, bekle(t)menin iktidar tarafından yönetim biçimi olarak kullanıldığı durumlarda bireylerin zaman deneyimlerinin, eylem ve eylemsizliklerinin, iktidarla ilişkilerinin neye dönüştüğü.

Kitapta bu mesele, şu sorular üzerinden irdeleniyor.

  • İktidar bekletmeyi ne tür bir yönetim aracı olarak kullanır?
  • Yasal ve politik iktidar aracı olarak kullandığı durumlarda bu süreç öznenin eylem ve eylemsizliğini nasıl yapılandırır?
  • İktidar özne ilişkisini nasıl değiştirir, iktidarı neye dönüştürür?

Burada, tarihsel anlamda farklı dönemlerdeki pek çok bekletilme ve bekleme pratikleri ele alınıyor.

Erken Cumhuriyet döneminde çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı Kanun’dan etkilenen Bektaşilerin bekle(til)me süreçlerinden 1980 dönemi sıkıyönetim mahkemesi arşivinin Kürt siyasi mücadelesine ve cezaevindeki gündelik hayat döngüsüne dair verdiği ipuçlarına, 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da olağanüstü hal yönetimi altında yaşamanın dayattığı beklemelerden barış sürecinin belirsizliği içinde beklemek istemeyen Kürt gençlerinin şimdiki zaman eylemselliklerine ve gelecek zamana dair beklentisizliklerine, 2000-2007 arasında süren ölüm oruçları esnasındaki bekleme hallerinden Ergenekon sürecinde Silivri mahkemeleri önünde bekleyen tutuklu yakınlarına, Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde yargılanan tutuklu öğrencilerden cinsiyet değiştirme davasında yasal izin bekleyen trans bireylere ve yasal sürecin kıskacında ülkeden gitmeyi bekleyen mültecilere…

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Zerrin Özlem Biner, Özge Biner, Özlem Durmaz, Aslı İkizoğlu Erensü, Özgür Sevgi Göral, Rabia Harmanşah, Sevcan Karcı, Kemal Vural Tarlan ve Nilgün Toker.

  • Künye: Kolektif – Beklerken: Zamanın Bilgisi ve Öznenin Dönüşümü, derleyen: Zerrin Özlem Biner ve Özge Biner, İletişim Yayınları, siyaset, 229 sayfa, 2019

Stanley Cohen – Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler (2019)

Özellikle Türkiye gibi ülkeler, zaman zaman ahlaki panik dönemleri yaşamak konusunda pek mahirdir.

Süreç, gazeteciler, din adamları, siyasetçiler ve sözüm ona sağduyulu kişiler, bir durumu, olayı, kişi ya da grubu, toplumsal değerlere tehdit olarak tanımlamalarıyla başlar.

Medya söz konusu özneyi stereotipleştirerek belirli bir tarzda sunmaya katkı sağlar.

İşlem tamamdır: ortada, “bütün bir toplumun” cephe alabileceği dört dörtlük bir “ahlaki problem” vardır.

Stanley Cohen’in çok iyi bir sosyoloji çalışması olan ‘Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler’, işte tam da böylesi bir sürecin nasıl işlediğini bütün dinamikleriyle ele almasıyla önemli.

Cohen, ilk bakışta anlık ve kendiliğinden patlamalar gibi görünen bu ahlaki paniklerin, kaçınılmaz bir tepkiden ziyade inşa edildiğini, bilakis gözümüze sokulacak şekilde icra edildiğini gösteriyor ve kültürel çalışmalardan etiketleme kuramına kadar geniş bir alandan yararlanarak ahlaki paniklerin “doğal” addedilen niteliğini yapı-bozuma uğratıyor.

Bu enfes çalışma, cinsellikten milliyetçiliğe ahlaki panik konusunda sürekli teyakkuz sergilemekten geri durmayan Türkiye’yi de daha iyi kavramamıza vesile olacak türden.

  • Künye: Stanley Cohen – Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler, çeviren: Deniz Türker, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 296 sayfa, 2019