Sevgi Şenol – Geçmişten Günümüze Boncuk Oyalarımız (2010)

Sevgi Şenol, Türkçe ve İngilizce yayımladığı ‘Geçmişten Günümüze Boncuk Oyalarımız’da, çeşitli teknik ve malzemelerle yapılmış dar kenar süsü olarak tanımlanabilecek oyaları anlatıyor.

Yazar boncuk oyalarını, geleneksel el sanatı ürünlerinin ince, güzel ve zengin örneklerinden biri olarak tanımlıyor.

Türkiye’deki boncuk oyalarını bölgelere göre inceleyen Şenol’a göre, boncuk oyaları bir sanat ürünü olmalarının yanı sıra, yapıldıkları yörenin doğal durumu, iklim ve bitki özellikleri, yörede kullanılan araç gereçler ve sosyal ilişkiler hakkında bilgiler de verir.

Kaliteli baskısıyla da dikkat çeken çalışma, 0224 368 78 79 numaralı telefondan temin edilebilir.

  • Künye: Sevgi Şenol – Geçmişten Günümüze Boncuk Oyalarımız, kendi yayını, el sanatları, 160 sayfa

Burcu Pelvanoğlu – İmge ve İmaj (2019)

Resim ve roman, Tanzimat’la birlikte kültür hayatımıza giren türlerdi.

Bu yönüyle, ülkenin modernleşme tarihinde bu iki tür, çok önemli roller üstlendi.

Burcu Pelvanoğlu’nun eldeki özgün çalışması da, romanın ve resmin Tanzimat’tan 1960 uzanan serüvenini izleyerek Türkiye’deki modernleşmenin zihin yapısını gözler önüne seriyor.

Bu zaman zarfında romanın ve resmin birbiriyle nasıl etkileşime girdiğini, ayrıca sanatçıların buluşma mekânlarının dönemsel olarak nasıl dönüştüğünü izleyen çalışma, bunu yaparken de ülkenin kültür hayatının sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

Pelvanoğlu’nun eseri, hem toplumsal dönüşümlerin sanattaki yansımalarını ortaya koymasıyla ve daha da önemlisi, kültür hayatımızı biçimlendiren olguları disiplinlerarası ve tarihsel bir bakışla ele almasıyla çok önemli.

  • Künye: Burcu Pelvanoğlu – İmge ve İmaj: Türkiye’de Resim ve Edebiyatta Ortak Dil, Corpus Kitap, sanat, 376 sayfa, 2019

Şener Öztop – Taşranın Gri Aydınlığı (2010)

‘Taşranın Gri Aydınlığı’, ressam Şener Öztop’un kültür ve sanat konulu yazılarını bir araya getiriyor.

İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, ağırlıklı olarak kültür ve edebiyat konularını ele alan söz sanatları, ikinci bölümünde ise görsel (plastik) sanatlar ile kitaplara dair yazılar yer alıyor.

Sanat merkezleri ağırlıklı olarak büyük kentler ve metropollerde bulunur.

Öztop ise, bu merkezlerin uzağında, bir Anadolu kentinde kitaplar ve resimler arasında yaşamını sürdürüyor.

Kitaptaki yazılar, Öztop’un bu konumundan süzülüp okura yansıyan nitelikli kültür-sanat yazıları olmalarının yanı sıra, devletin kültür politikalarındaki sorunları da gözler önüne seriyor diyebiliriz.

  • Künye: Şener Öztop – Taşranın Gri Aydınlığı, Gri Kitaplar, sanat, 478 sayfa

Vesna Madžoski – Küratörlük (2019)

Bugün sanat sergisi yapan insanlara küratör diyoruz.

Oysa küratörler Roma İmparatorluğu devrinde, görünüş olarak şimdikinden farklı bir şekilde varlardı.

O dönemde küratörler, reşit olmayanlar, akıl hastaları ve savurganlar gibi, kendi işlerini idare edemeyecek durumdaki insanlara vekil tayin edilen devlet memurlarıydı.

İşleri onları dünyadan ve aslında daha çok kendilerinden korumaktı.

Vesna Madžoski ise bu özgün çalışmasında, küratörlüğün zamanımızda da özünde Roma İmparatorluğu devrinde olduğu gibi bir “koruma” ve “kapatma” işi olduğunu düşünüyor.

Yazar sanat tarihi, felsefe ve antropolojinin yardımıyla üç örnekten yola çıkıyor ve bunların “koruma” söylemiyle yola çıkıp da “gizleme” ve “kapatma” pratiklerinin nasıl ustaca devreye soktuklarını gözler önüne seriyor.

Söz konusu üç örnek şöyle:

  • Almanya’nın Kassel şehrinde beş yılda bir düzenlenen çağdaş sanat sergisi documenta,
  • Her edisyonu dünyanın başka bir yerinde gerçekleştirilen Avrupa çağdaş sanat bienali Manifesta,
  • Ve James Cameron’ın görkemli üç boyutlu filmi Avatar.

Yazar bu üç örneğin her birinin, şiddet, dışlama, sınırlama, bastırma, ayrımcılık, sansür ve ötekileştirme pratikleri yoluyla ötekiyi, farklı olanı dışladığını savunuyor.

Walter Benjamin, “Kültür alanında hiçbir belge yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi niteliğini taşımasın.”* demişti.

Madžoski’nin kitabı, Benjamin’in bu ünlü iddiasının güçlü bir sağlamasını yapması ve her kültür ürününün aynı zamanda bir barbarlık belgesi olduğunu bir kez daha gözler önüne sermesiyle çok önemli.

  • Künye: Vesna Madžoski – Küratörlük: Koruma ve Kapatmanın Diyalektiği, çeviren: Mine Haydaroğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 150 sayfa, 2019

* Walter Benjamin – Pasajlar, çeviri, Ahmet Cemal, Yapı Kredi, 2002, s. 294

Kolektif – Dans Tarihini Yeniden Düşünmek (2010)

Alexandra Carter’ın editörlüğünü üstlendiği ‘Dans Tarihini Yeniden Düşünmek’, dans tarihi üzerine alternatif bir derleme olarak da düşünülebilir.

Kitapta yer alan makaleler, sahne danslarının dönüm noktalarına odaklanarak bale, geleneksel dans ve modern/çağdaş dans formlarını kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Dansta erkeklik/erillik durumu; neoklasik moda ve bale; ilerleme dönemi Amerika’sında yeni dansın icracıları; Londra ve Paris’te Katherine Dunham dans topluluğu; Alman dansı ve modernite; 1940’lar ve 1950’lerde Britanya modern dansı; “Güneş Kral” 14. Louis’nin temsil ettiği erkek dansçı kimliği; 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz balerinin gözünden bale dünyası, erkek kuğularıyla ünlenen Kuğu Gölü balesinin arka planı ve Fred Astaire’den Michael Jackson’a sinema ve video filmlerinde dans, makalelerin odaklandığı konulardan birkaçı.

  • Künye: Kolektif – Dans Tarihini Yeniden Düşünmek, editör: Alexandra Carter, Bgst Yayınları, dans, 214 sayfa

Pierre Assouline – Henri Cartier-Bresson (2019)

Pierrre Assouline’in bu şahane eseri, 20. yüzyıl fotoğrafçılığına yön vermiş Henri Cartier-Bresson’un kapsamlı bir biyografisi.

Kitap, Cartier-Bresson’un hayatının dönüm noktalarını kayıt altına alıyor:

  • Fransa’nın zengin ailelerinden birinin çocuğu olarak dünyaya gelişi,
  • Ustası Andre Lhote’den aldığı resim dersleri,
  • Paris’in sürrealist ortamlarındaki günleri,
  • Afrika’nın derinliklerinden Meksika’ya ve Amerika’ya uzanan günleri,
  • Ünlü yönetmen Jean Renoir’a asistanlık yapması,
  • İspanya İç Savaşında film çekmesi,
  • Dünya Savaşı’nda Fransız Ordusunda görev yapışı,
  • Dünya Savaşı’nda esir düşüp üç defa Nazi kamplarından kaçmayı deneyip sonuncusunda başarması,
  • 1947’de efsanevi MAGNUM ajansının kuruluş sürecine katılması,
  • 1952 yılında ünlü “Karar Anı” makalesini yazması,
  • Foto muhabiri olarak tanıklık ettiği toplumsal olaylar ve savaşlar,
  • Ve bunun gibi çarpıcı ayrıntılar yer alıyor.

Görüldüğü gibi Cartier-Bresson, tanık oldukları ve yapıp ettikleriyle, daha da önemlisi anti-faşist ve anarşist kimliğiyle de dolu dolu yaşamasıyla “Yüzyılın gözü” tabirini fazlasıyla hak eden bir isim.

Assouline de, bu büyük ismin fırtınalı ve çelişkilerle örülü hayatını bir baştan diğer başa kat ediyor.

Cartier-Bresson’a kulak veriyoruz:

“Fotoğraf, benim için bir anı ve o anın sonsuzluğunu yakalayan sürekli bir görsel ilginin anlık dürtüsüdür. Bununla birlikte çizim ise grafolojisiyle o andan itibaren bilincimizin yakaladığı şeyi işler. Fotoğraf, ani bir harekettir; çizim ise meditasyondur.”

“Şu dünyada bir karar anı olmayan hiçbir şey yoktur ve iyi kotarılmış bir başyapıt, böyle bir anın ayırdına varabilmek ve onu ele geçirmek demektir. Eğer durumların devinimi içinde o anı kaçırırsanız, onu yeniden bulabilmek veya farkına varabilmek için şansınız olmayabilir.”

“Röportaj bir sorunu anlatmak, bir olayı veya izlenimleri saptamak üzere sırasıyla kafanın, gözün ve kalbin işlemesidir”

“Fotoğraf çekmek —eş zamanlı olarak ve saniyenin bir kesri içinde— hem olayın hem de ona anlam veren görsel biçimlerin farkına varmaktır”

“Amaç olayları biriktirmek değildir, olayların tek başlarına hiçbir önemi yoktur. Önemli olan onların içinden seçim yapabilmek, derinlerde gerçekle bağlantılı olduğu doğru olayı yakalayabilmektir. En küçük şey fotoğrafta büyük bir konu olabilir, en ufak insani ayrıntı ana fikre dönüşebilir.”

Künye: Pierre Assouline – Henri Cartier-Bresson, çeviren: Aylin Ünal, Espas Yayınları, biyografi, 414 sayfa, 2019

Arthur Coleman Danto – Sanatın Sonundan Sonra (2010)

Ünlü sanat eleştirmeni Arthur Coleman Danto ‘Sanatın Sonundan Sonra’da, sanat tarihi, pop art, halk sanatı, gelecekte müzelerin rolü, estetik ve sanat felsefesi gibi, sanatın geniş bir alanını tartışmaya açıyor.

Kitabın ilgi çekici yönlerinden biri, sanatın belki de en ilginç özelliğiyle, her şeyin mümkün olduğu görüşüyle baş edebilecek bir sanat eleştirisi felsefesi üzerinde yoğunlaşıyor olması.

Danto daha önce, sanatın altmışlı yıllarda bittiğini ilan etmişti.

O tarihten bu yana, sanata benzer radikal eleştiriler yönelten Danto, bu görüşünü daha kapsamlı bir şekilde yeniden ele alarak, sanatın nasıl daha önce izlediği anlatı yolunu terk ettiğini göstermeye çalışıyor.

Sanatın Hegelci anlamda sona erdiğini savunan yazar, bunun sanatın tükendiğine değil, aksine, sanatın ideolojilerin bütün prangalarından kurtulduğu anlamına geldiğini söylüyor.

  • Künye: Arthur Coleman Danto – Sanatın Sonundan Sonra: Çağdaş Sanat ve Tarihin Sınır Çizgisi, çeviren: Zeynep Demirsü, Ayrıntı Yayınları, sanat, 276 sayfa