Lev Nikolayeviç Tolstoy – Savaş ve Barış (2010)

Tolstoy, dev eseri ‘Savaş ve Barış’ta, bilindiği gibi Napoleon’un Rusya’yı işgal edişini hikâye ediyor. Roman, bu işgali çok yönlü ve yetkin bir üslupla işlemesi kadar, Rus toplumuna dair ayrıntılı ve mükemmel gözlemler barındırmasıyla da dikkat çekiyor.

Rostov ve Bolkonik ailelerinin kaderleri etrafında 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Rus toplumunun bir tablosunu çizen yazar, diğer yandan da 1800’lerin Rusya askeri tarihini anlatıyor.

Prens Andrey Bolkonski, Nataşa Rostov, Piyer Bezuhov, Anatoliy Kuragin ve Yelena Kuragin gibi, hepsi birbirinden canlı ve çarpıcı şekilde tasvir edilmiş karakterler arasındaki karmaşık ilişkiler, Napoleon’un işgaliyle başa çıkmaya çalışan bir ülkenin mücadelesi ekseninde hikâye ediliyor.

Dünya edebiyatının bu dev isminin dev romanı, Zeki Baştımar ve Nâzım Hikmet’in muhteşem çevirileriyle Türkçede.

  • Künye: Lev Nikolayeviç Tolstoy – Savaş ve Barış, çeviren: Zeki Baştımar ve Nâzım Hikmet, Can Yayınları, roman, 2 Cilt, 1704 sayfa

Tansu Salman – Galaterra (2010)

Tansu Salman, ‘Galaterra’da, Büyük İskender’in ölümünden sonra hızla yol alan Galyalıların Orta Avrupa’dan Anadolu’ya uzanan hikâyesini anlatıyor.

Büyük İskender’in ölümüyle beraber, iktidar kavgaları başlamıştır.

Bu savaşlar, büyük imparatorluğu yok olmaya doğru götürürken, Orta Avrupa’da Kelt asıllı Galyalılar, Makedonya ve Anadolu’daki otorite boşluğunu fırsat bilerek Doğu’ya doğru büyük bir göç hareketine başlar.

Bu göç sonrasında, Galyalılar’ın Makedonya ve Trakya’yı işgal edişleri, M. Ö. 278 yılında boğazları geçerek Küçük Asya’ya gelişleri ve nihayet, Anadolu’da Galatya adını verdikleri bir bölgede yurt edinmeleri, romanın omurgasını oluşturuyor.

  • Künye: F. Tansu Salman – Galaterra: Galya’dan Galatya’ya, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, roman, 228 sayfa

Jonathan Carroll – Âşık Hayalet (2010)

Jonathan Carroll ‘Âşık Hayalet’te, ölmesi beklenen bir adamın bir türlü “ölemeyişini” ve “sorunu” gidermeye çalışan bir hayaletin yaşadıklarını, bu garipliğin orta yerinde yeşeren bir aşk ekseninde hikâye ediyor.

Romanın merkezdeki karakterlerinden bir adam, karda yere düşerek başını kaldırıma çarpar ve ölür. Fakat onun ruhunu almaya gelen hayalet, adamın aslında ölmediğini fark eder.

Karışıklığı çözebilmeleri için üstleriyle iletişime geçen hayalet bu esnada, adamın kız arkadaşına âşık olur.

Bu arada ölmediğini fark eden adam da, kendi kaderinin efendisi olabilmek için büyük bir fırsat yakaladığını düşünerek, tanrılarla hesaplaşmaya koyulur.

  • Künye: Jonathan Carroll – Âşık Hayalet, çeviren: Nazan Arıbaş Erbil, İthaki Yayınları, roman, 328 sayfa

Martin Amis – Görüş Evi (2010)

Martin Amis’in, görmüş geçirmiş bir Rus erkeğin, torununa hayatını anlatması şeklinde tasarladığı ‘Görüş Evi’, İkinci Dünya Savaşı’ndan başlayıp günümüzün terör olaylarına uzanıyor.

Stalin döneminin Sovyetler Birliği’nde, devlet kamplarında yaşamış eski bir mahkûm, başından geçenleri, ABD’de yaşayan torunu Venüs’e bir mektupla anlatır.

Yaşlı adamın mektubu, kamplarda yaşadıkları, ağabeyi Lev’le ilişkisi ve Zoya’ya duyduğu aşk ekseninde, Rusya’nın karanlık bir dönemini tasvir eder.

Sovyet çalışma kamplarını başarılı bir üslupla kaleme getiren roman bunun yanı sıra, günümüzün 11 Eylül saldırılarına uzanarak Batılılaşma ve İslamlaşma konularını da tartışıyor.

  • Künye: Martin Amis – Görüş Evi, çeviren: Dilek Şendil, Yapı Kredi Yayınları, roman, 200 sayfa

Halide Edip Adıvar – Âkile Hanım Sokağı (2010)

Halide Edip Adıvar ‘Âkile Hanım Sokağı’nda, İstanbul’un bir sokağındaki hayatlar üzerinden, Türkiye’nin geleneksel ve çağdaş kesimleri arasındaki ilişkileri, canlı ve zengin bir üslupla tasvir ediyor.

Roman, evli olan Tarık ile Nermin’in, Ankara’daki sıradan hayatlarıyla başlar.

Tarık, bir yurt dışı görevi için Roma’ya gitmek zorunda kalınca, Nermin de onu, İstanbul’da bulunan eniştesinin konağında beklemeyi uygun bulur.

Nermin burada kısa bir süre sonra, Ankara’daki hayatından daha farklı dünyaların bulunduğunu fark edecektir.

Zira Âkile Hanım’ın konağıyla komşu olan bu evde kadın, tanık olduğu birbirinden farklı hikâyeler aracılığıyla, Türkiye’nin değişen yüzünü görecektir.

  • Künye: Halide Edip Adıvar – Âkile Hanım Sokağı, Can Yayınları, roman, 245 sayfa

Jess Walter – Körler Ülkesi (2010)

Amerikalı edebiyatçı Jesse Walter, kendi hayatını yaşamayı kabullenemeyen bir adamın öyküsünü anlattığı ‘Sıfır’ adlı romanıyla hatırlanacaktır.

Walter, özgün romanı ‘Körler Ülkesi’nde ise, bilinenin dışında bir suç hikâyesiyle okurun karşısına çıkıyor.

Romanın başkahramanı, otuzlu yaşlarının ortalarında, kendine ve hayata karşı inancını yitirmiş dedektif Caroline Mabry’dir.

Günün birinde Mabry, kendisine itirafta bulunmak isteyen bir adamla karşı karşıya gelir.

“Suç”unu itiraf etmeye koyulan ve “Bizi yetişkin yapan şey kendimizi kandırma yeteneğimizdir.” diyen bu adam, dedektif Mabry ile birlikte, kendi hayatları, zaafları ve hayalleri üzerine düşünmeye koyulacaklardır.

Hikâye buradan yola çıkarak okurunu, bir gözü eksik bir adam, cesedin bulunmadığı bir cinayet, nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir itiraf ve iç içe geçen hayatlara davet ediyor.

  • Künye: Jess Walter – Körler Ülkesi, çeviren: Seçil Kıvrak, Siren Yayınları, roman, 366 sayfa

Neel Mukherjee – Özgür Topraklar (2019)

Neel Mukherjee’nin ‘Özgür Toprakları’ hem Hindistan toplumu ve kültürünün çok iyi bir fotoğrafını çekmesi hem de edebiyata armağan ettiği özgün karakterleriyle muhakkak okunması gereken bir yapıt.

Roman, Hindistan orta-üst sınıfından bir ailenin ve onlara hizmet eden aşçı Renu ile temizlikçi Milly’nin gündelik hayatıyla açılıyor.

Ailenin Londra’da yaşayan ve yılın bir ayını ülkesinde geçirmeye gelen oğlu ise, ülkesinin adeta kılcal damarlarına sinmiş kast sistemine karşı tepkilidir.

Zira kast sisteminin beraberinde getirdiği eşitsizlikler, en çok da evdeki hizmetliler ile anne-babası arasındaki gerilimli ilişkide kendini göstermektedir.

Bu oğulun hayali, ülkesinin bütün yemek kültürlerini barındıran bir yemek kitabı hazırlamaktır, dolayısıyla özellikle de evlerinde aşçılık yapan Renu’dan bu amaçla yararlanmayı istemektedir.

Fakat kahramanımız için keyif veren, Hindistan kültürünün en zengin damarlarından biri olan yemek, aslında toplumdaki kast sisteminin de en iyi okunabildiği olgulardan biridir.

‘Özgür Topraklar’, söz konusu aileden sonra, yoksulluğun ve çaresizliğin diz boyu olduğu Hindistan’ın alt sınıflarının dünyasına inmeye başlar.

Burada, daha önce karşımıza çıkan ve pek göz önünde bulunmayan Milly, güçlü bir karakter olarak karşımıza çıkmaya başlar.

Okuma hayalleri olan, kitapları tutkuyla seven Milly, henüz küçük bir kız çocuğuyken ailesi tarafından zengin ailelere hizmet etmesi için kiralanır.

Gelecek hayalleri öldürülen, artık tek görevi ailesini geçindirmek olan bu kız çocuğu, daha sonra evlenip iki çocuk sahibi olana kadar da bu işleri yapar.

Yoksulluk ve istemediği bir hayatı yaşamak zorunda olmak, onun kaderi gibidir.

Öte yandan Milly’nin çocukluk arkadaşı Soni de, ülkesindeki adaletsizliklerle mücadele etmek için Milly’ninkine taban tabana zıt başka bir yol tercih eder.

Roman böylece, yoksul doğup bu yoksulluğa mahkûm olan insanların daha iyi bir gelecek kurmak için çıktıkları, trajik bir biçimde hepsi de aynı kapıya çıkan dokunaklı yolculuklarını anlatır.

‘Özgür Topraklar’, ismiyle müsemma olmayan bir roman.

Karamsar bir hikâye anlatmakla birlikte, insan olmaya dair evrensel temaları çok iyi işlemesiyle özgünlüğünü ortaya koyuyor.

İrem Uzunhasanoğlu’nun özenli çevirisiyle daha bir güzelleşen roman, Hindistan’ın ne denli muazzam bir kültürel zenginliğe sahip olduğunu göstermesiyle dikkat çekiyor ve bunun yanı sıra Hint mutfağı konusunda ilginç bilgiler da önemli.

  • Künye: Neel Mukherjee – Özgür Topraklar, çeviren: İrem Uzunhasanoğlu, Timaş Yayınları, roman, 334 sayfa, 2019