Ertuğ Uçar – Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer (2010)

‘Rüya Arızaları’ ve ‘Yalnızlığın 17 Hali’, Ertuğ Uçar’ın daha önce yayımlanmış kitapları. Uçar, öykülerinden oluşan ‘Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer’de ise, deniz fenerleri hikâyeleriyle okurunun karşısına çıkıyor.

Araştırmalara dayalı notlar eşliğinde kaleme alınan ve zevkle okunan öykülerde deniz fenerleri, insanın tarihsel yalnızlığının evi olarak tasvir edilmiş.

Uçar’ın metinleri, sadece öykünün değil, anı, belgesel ve tarih anlatımı gibi farklı türlerin sınırlarında geziniyor. Yazar, tarihi bilgilere dayanan yarı kurgu öyküler, kurgu öyküler ve ansiklopedik bilgiler eşliğinde, deniz fenerlerinin dününü, bugününü ve yarınını anlatıyor.

  • Künye: Ertuğ Uçar – Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 98 sayfa

Anton Çehov – Memurun Ölümü (2010)

‘Memurun Ölümü’, öykü ve tiyatro yazınının usta ismi Anton Çehov’un bütün öykülerinin ilk cildi.

Burada bulunan ve 1880-1884 yılları arasında yazılmış altmış iki öykü, Mehmet Özgül’ün öykülerin asıllarından yaptığı çeviriyle okurların karşısına çıkıyor.

İlk öykülerini yirmi yaşlarında daha tıp fakültesi öğrencisiyken yazan Çehov, mizahi metinler yazdığı için adını Antoşa Çehonte diye değiştirmişti.

Çehov’un bu ciltte bir araya getirilen ilk öyküleri, seçkiye adını veren öyküdeki gibi, Rusya’nın taşra kentlerinde yaşayan bürokrasi sınıfını keskin bir gözlem gücüyle eleştiriyor, iğneliyor, onların gülünç taraflarını öne çıkarıyor.

  • Künye: Anton Çehov – Memurun Ölümü, çeviren: Mehmet Özgül, Everest Yayınları, öykü, 322 sayfa

Alphonse Daudet – Değirmenimden Mektuplar (2010)

Alphonse Daudet’nin meşhur eseri ‘Değirmenimden Mektuplar’ın ilk baskısı 1869 yılında yapılmıştı.

Kitap taşradaki eski bir değirmende yazılan, her birine bir öykü yerleştirilmiş anı-mektuplardan oluşuyor.

Natüralizmin önemli temsilcilerinden Daudet’nin buradaki öyküleri, edebiyat tarihinin en beğenilen metinlerinden.

Kalabalık şehirlere sırtını dönerek, sakin kır hayatına çekilen bir yazarın gözlemlerinden oluşan öyküler, doğanın bağrında bir hayatın güzellemesi niteliğinde.

Daudet’nin kitabı için, “Yazdıklarımın arasında benim en çok sevdiğimdir” dediği de bilinir.

Kitap ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığı’nın seçtiği 100 Temel Eser arasında da bulunuyor.

  • Künye: Alphonse Daudet – Değirmenimden Mektuplar, çeviren: Volkan Yalçıntoklu, Can Yayınları, öykü, 190 sayfa

Selahattin Bulut – Hadım (2010)

Selahattin Bulut, Kürtçe ilk baskısı 2001’de yapılan ‘Hadım’da, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yaşanan insanlık dışı durumu anlatıyor.

‘Bihûşta Lal’ adlı eserinde ilk kez Kürtçe kısa öyküleri yayımlanan Bulut, elimizdeki uzun öyküsüyle, 12 Eylül’e, büyük insanlık trajedilerinin yaşandığı Diyarbakır Cezaevi’ne uzanıyor.

Yazarın kendi hayatından hareketle kaleme aldığı öykü, cezaevinde işkence sonrası iğdiş edilmiş, erkekliğini yitirmiş bir Kürt politik tutsağı ve onun cezaevi sonrası yaşamının bir kesitini hikâye ediyor.

Siyasî faaliyetlerinden dolayı 1981’de tutuklanan Bulut, Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde sekiz yıl kalmıştı.

  • Künye: Selahattin Bulut – Hadım, çeviren: Muhsin Kızılkaya, İthaki Yayınları, öykü, 69 sayfa

Kolektif – Kedi Hikâyeleri (2010)

Kediler, sadece insanların değil, edebiyatın da en sevdiği, çokça işlediği hayvanlardan.

İşte Julia Bachstein’ın derlediği ve birçok yazarın öykülerinin yer aldığı ‘Kedi Hikâyeleri’ de buna verilebilecek örneklerden biri.

Buradaki öykülerde, kimi zaman kedi gözünden insan, kimi zaman da insan gözünden kediler anlatılıyor.

E.T.A. Hoffmann, Grimm Kardeşler, Hans Christian Andersen, Mark Twain, Oscar Wilde ve Gustav Schwab, kitapta öyküleri bulunan bazı tanınmış yazarlar.

Kitaptaki öyküler, kedi ve insan dostluğunun iyi birer göstergesi olarak tanımlanabilir.

  • Künye: Kolektif – Kedi Hikâyeleri, derleyen: Julia Bachstein, çeviren: Esen Tezel, Dürrin Tunç, Aslı Genç, Begüm Kovulmaz, Nazmi Ağıl, Serhan Şimşek ve Aylin Karagöz, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 225 sayfa

Hans Bender – İlya’nın Güvercinleri (2010)

‘Gondol’da’, Hans Bender’in Türkçede yayımlanmış ilk eseri. Alman edebiyatının önemli yazarlarından biri olan ve savaş sonrasında yazmaya başlayan Bender’in Rusya’daki dört yıllık tutsaklık dönemi, onun hayatı ve eserleri üzerinde etkide bulunmuş.

Bender, bu deneyiminden hareketle, eserlerinde savaşın acılarını ve yaşadığı çevrenin gerçeğini romanlarında ve öykülerinde tasvir etti. İşte elimizdeki eser, Bender’in on altı öyküsünü bir araya getiriyor.

Yazar, kitaba adını veren ‘İlya’nın Güvercinleri’nde, Rusya Sivastopol’da, Alman kuvvetleri için savaşan bir teğmen ve onun emir eri ile evlerinde bulundukları aile arasındaki gerilimli ilişkiyi hikâye ediyor.

  • Künye: Hans Bender – İlya’nın Güvercinleri, çeviren: Kâmuran Şipal, Gürer Yayınları, öykü, 221 sayfa

Ryūnosuke Akutagava – Raşomon ve Diğer Öyküler (2010)

Japon edebiyatının önemli isimlerinden Ryūnosuke Akutagava’nın 1927 yılında yayımlanan uzun öyküsü ‘Kappa’yı, kısa bir süre önce bu sayfada göstermiştik.

Elimizdeki kitap ise, yazarın on dört öyküsünü bir araya getiriyor.

Akutagava, ilk öyküsü ‘Raşomon’da, işsiz bir uşağın hikâyesini anlatır.

Akutagava, yolu Raşomon kulesine düşen uşak ile burada peruk yapmak için ölü insanların saçlarını yolan yaşlı bir cadalozun yaşadıkları ekseninde; uğursuz, kötü karakterlerin dünyasına iniyor.

Hatırlanacağı gibi ünlü yönetmen Akira Kurosawa da, bu öyküyle ‘Çalılıklar Arasında’yı birleştirerek ‘Raşomon’ adlı unutulmaz filmini çekmişti.

  • Künye: Ryūnosuke Akutagava – Raşomon ve Diğer Öyküler, çeviren: Oğuz Baykara, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, öykü, 239 sayfa