Mustafa Yıldız – Endülüs’te Felsefe, Din ve Siyaset İlişkisi (2016)

Endülüs’ün önde gelen üç filozofunun; İbn Bacce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’ün görüşlerinden hareketle, felsefenin, dinin ve siyasetin birbirine karşı konumlarını tartışan bir çalışma.

Mustafa Yıldız burada, bugün de bütün yakıcılığıyla yanıtlanmayı bekleyen şu sorulara cevap arıyor:

  • Dini hükümlere göre biçimlenen bir siyasal sistem içinde bilim ve felsefenin hükmü nedir?
  • Din ile felsefe arasındaki çatışmanın kaynağı nedir?
  • Din felsefeyi etkiler mi, felsefe dinî bilgileri sağlam bir kaynak olarak alır mı?
  • Dinde anlamın belirlenmesi neye göre olur?
  • Dinî bilgiler ile felsefede/bilimde ortaya konulan hakikatler çeliştiği zaman ne yapılmalıdır?
  • Yönetim mekanizmasında din bilginlerinin mi, yoksa filozofların mı bulunması uygundur?

Künye: Mustafa Yıldız – Endülüs’te Felsefe, Din ve Siyaset İlişkisi, Ötüken Yayınları, inceleme, 230 sayfa, 2016

Reklamlar

Todd May – Şiddetsiz Direniş (2016)

Şiddetsiz direnişin pasif direnişten farkı nedir?

Kendisi de şiddetsiz kampanyalara katılmış olan siyaset felsefecisi Todd May, bu soruya sağlam yanıtlar veriyor ve daha da önemlisi, felsefi bir bakışla şiddetsizlik, şiddetsizliğin hedefleri ve dinamikleri konularında ufuk açıcı bir tartışma sunuyor.

Önemli eseri ‘Postyapısalcı Anarşizmin Siyaset Felsefesi’yle de bildiğimiz May, ABD’nin Güney Amerika’ya yaptığı müdahaleler, Filistin topraklarındaki İsrail işgali, iş sendikalarına karşı sergilenen negatif tutum, ırkçılık, gey, lezbiyen ve transseksüellerin maruz kaldığı baskı gibi çeşitli konularda duyarlılık gösteren şiddetsiz mücadelelerin bir parçası oldu.

May’in şiddetsizlik üzerine bu felsefi tefekkürü, şiddetsizliğin ve şiddetsiz direniş mücadelelerinin nitelikleri üzerine geniş kapsamlı bir inceleme.

Kitabı, siyasal dönüşüm yaratmanın en etkili yollarından birinin tarihsel gelişimini daha yakından görmek isteyenlere özellikle tavsiye ederiz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Eylemi şiddet içerir hale getiren şey eylemin kendisi değil, neye sebep olduğudur.”

“Kişi, sonunda olmak istediği insan olmalıdır. Daha klişe bir şekilde söyleyecek olursak, olmasını istediğin değişimin kendisi olmalısın.”

“Şiddetsiz protestonun sahip olduğu haysiyetin bir özelliği de, politik eylemi yıkıcı değil, yapıcı bir eylem haline getirmesidir.”

  • Künye: Todd May – Şiddetsiz Direniş, çeviren: Can Kayaş, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2016

Paul Ricoeur – Sevgi ve Adalet (2019)

Sevgi hakkında konuşmak hem çok basit hem de çok zor.

Nihayetinde üzerinde çok kelam edilmiş, modern zamanlarda da içi boşaltılmış bir kavramdan bahsediyoruz.

Paul Ricoeur de sevgi hakkında düşünmek gibi meşakkatli bir işe girişiyor ve yalnızca sevgiyi değil, sevgi ile adalet arasındaki diyalektiği uzun uzadıya irdeleyen bir düşünceyi kılavuz edinerek alana özgün bir katkı sunuyor.

Ricoeur bunu yaparken ahlakçıların ya da ilahiyatçıların sevgiden söz eden metinlerinde sistematik biçimde yinelenen izlekleri bulup çıkarıyor.

Ricoeur’ün, felsefe ile teolojinin kesiştiği sahada yer alan kitabı, kutsal metinlerde adalet arayışının neden sevgi temasından ayrılmadığını, kişinin komşusuna dönük bireysel sevgisiyle toplumsal adalet arayışı arasındaki uçurumun anlamını tartışıyor.

Sevgi ile övgü arasındaki bağ, sevginin adalete ve adaletin sevgiye etkisi, Kutsal Kitaptaki inancın dilsel ve yazınsal dolayımı, Kutsal Kitabın “İmgelem Birliği” ve vicdan, Ricoer’ün burada tartıştığı diğer konular.

  • Künye: Paul Ricoeur – Sevgi ve Adalet, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Sel Yayıncılık, felsefe, 106 sayfa, 2019

Étienne Balibar – Demokrasiyi Demokratikleştirmek: Özgür Konuşma (2019)

Kolektif ifade özgürlüğü ve onunla yakından ilişkili olan bireysel “özgür konuşma” meseleleri, tartışılmaz bir biçimde evrenseldir.

Étienne Balibar da bu şahane kitabında, ifade özgürlüğü üzerine derinlemesine düşünüyor.

Kitapta, Balibar’ın üç metni yer alıyor:

İlk metin, 17 Aralık 2018 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi’nde, “Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı”nda yapılan konuşmadan oluşuyor.

İkincisi, ifade özgürlüğü ve kutsala küfür meselesi üzerine, New York Columbia Üniversitesi’nde 2015 yılında verdiği bir seminer için kaleme alınmış.

Üçüncü metin ise, Balibar’ın 1 Haziran 2016’da Paris-Est Créteil Üniversitesi’ndeki “Michel Foucalt ve Öznelleşme” başlıklı çalıştay kapsamında yaptığı sunuşa dayanıyor.

Balibar burada, ifade özgürlüğünün tam anlamıyla (Hannah Arendt’in kullandığı anlamla) bir haklara sahip olma hakkı oluşturduğunu ve aktif yurttaşlık olarak demokratik yurttaşlığın da buna dayandığını belirtiyor.

Düşünüre göre, ifade özgürlüğünün temelinde, bireylerin devlet gücüne ve toplumsal uzlaşıyla oluşturulan normlara karşı olarak kullanabilecekleri bir nesnel hak bulunuyor olsa da, bu özgürlük aynı zamanda bir kamusal mal olarak kabul edilmeli, bu nedenle de en geniş biçimde paylaşılmasının ve çoğaltılmasının koşulları yaratılmalıdır.

Balibar bunun yanı sıra, Yunanların parrhesia, “hakikat cesareti” olarak adlandırdıkları kavramın anlamına ve güncel kapsamına dair Michel Foucault’nun hayatının son yıllarında verdiği ders ve konferansları da, bu bağlamda yeniden yorumluyor.

Balibar kitabını, Barış İçin Akademisyenler’e ithaf etmiş.

  • Künye: Étienne Balibar – Demokrasiyi Demokratikleştirmek: Özgür Konuşma, çeviren: Bediz Yıldız, İletişim Yayınları, siyaset, 94 sayfa, 2019

Emil Michel Cioran – Umutsuzluğun Doruklarında (2019)

Emil Michel Cioran’ın henüz yirmi üç yaşındayken yazdığı ‘Umutsuzluğun Doruklarında’, düşünürün intihar fikri üzerine yoğun şekilde düşündüğü bir dönemde yazılmış.

Dolayısıyla kitap, Cioran’ın daha sonra adım adım geliştireceği düşüncesi içinde çok kilit bir role sahiptir diyebiliriz.

Zira düşünürün daha sonraki tüm kitaplarında anlatacaklarının geldiği asıl kaynak, bu kitaptır.

Kitaptan iki alıntı:

“Herkes aynı yanlışı yapıyor: Yaşamayı bekliyorlar, çünkü her anın yürekliliği yok onlarda. Neden her an yeterince tutkulu, yeterince ateşli olup anı sonsuzluğa dönüştürmüyor insan? Hepimiz yaşamayı ancak bekleyecek hiçbir şeyimiz kalmadığında öğreniyoruz; beklediğimiz sürece hiçbir şey öğrenemeyiz çünkü somut ve canlı bir şimdide değil, uzak ve donuk bir gelecekte yaşıyoruz. Oysa anın bize dolaysız olarak aşıladığı şeyler dışında hiçbir şey beklemememiz gerekiyor, zaman bilinci olmaksızın beklemeliyiz. Doğrudanlığın dışında kurtuluş olanaksız. Çünkü insan doğrudanlığı yitirmiş bir varlıktır. Bu yüzden, dolaylı bir hayvandır.”

“Anlamıyorum, neden bu dünyada bir şeyler yapmamız gerekiyor; neden arkadaşlarımız, arzularımız, hayallerimiz ve umutlarımız olmak zorunda. Kuytu bir köşede inzivaya çekilip, dünyanın tüm gürültüsü ve kargaşasından uzakta kalmak, daha iyi olmaz mıydı? İşte o zaman kültürden ve ihtiraslarımızdan kurtulabilirdik; her şeyi kaybetmiş olurduk ve hiçbir şey kazanmazdık; hem, bu dünyada kazanabilecek bir şey var mı ki?”

  • Künye: Emil Michel Cioran – Umutsuzluğun Doruklarında, çeviren: Orçun Türkay, Jaguar Kitap, felsefe, 152 sayfa, 2019

Şahabettin Yalçın – Modern Felsefede Benlik (2010)

Şahabettin Yalçın ‘Modern Felsefede Benlik’te, Descartes, Hume ve Kant gibi filozofların düşünceleri üzerinden, benlik kavramının felsefe tarihinde modern dönem diye adlandırılan 17. ve 18. yüzyıllardaki durumunu, epistemolojik ve ontolojik açıdan inceliyor.

Yalçın, ele aldığı konuyu, benlik ve benlik bilgisi konularının modern felsefenin gündemine sistematik bir biçimde ilk kez girdiği Kartezyen felsefeden, Kant’a ait “Transandantal Muhayyile”ye kadar, birçok durağa uğrayarak irdeliyor.

Yazar, üç bölüme ayırdığı kitabında ilk olarak Rasyonalist benliğe, ikinci bölümde Ampirik benliğe ve son bölümde de Transandantal benliğe odaklanıyor.

  • Künye: Şahabettin Yalçın – Modern Felsefede Benlik, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 150 sayfa

David Hume – Ahlâk (2010)

‘Ahlâk’ isimli elimizdeki kitap, David Hume’un 1740 yılında kaleme aldığı ‘İnsan Tabiatı Üzerine Bir İnceleme’de yer verdiği ve daha sonra geliştirerek tekrar yayımladığı ‘Ahlâk İlkeleri Üzerine Araştırma’ adlı eserinin Türkçe çevirisi.

Ahlâkın genel ilkelerini saptamaya çalışarak eserine başlayan Hume, iyilikseverlik, adalet, bencil duygular, erdem, duygudaşlık, insancıllık, ün sevgisi, fayda ve ahlâki duygu gibi birçok kavramı da bu bağlamda ele alıyor.

“Bütün ahlâki kurguların amacı bize ödevimizi öğretmektir” diyen David Hume, yaşamlarımızı ve eylemlerimizi düzenleyen bir eğilim ya da bir “ödev” olarak ahlâkı, çok yönlü bir gözle değerlendiriyor.

  • Künye: David Hume – Ahlâk, çeviren: Nil Şimşek, Dergâh Yayınları, felsefe, 157 sayfa