Turan Akıncı – Cumhuriyet’te Beyoğlu (2019)

Osmanlı döneminde “Cadde-i Kebir” ve “Grande Rue De Pera” isimleriyle anılan Beyoğlu Caddesi, Cumhuriyet ile İstiklal Caddesi adını aldı.

Turan Akıncı’nın geçen yıl yayımlanan ‘Beyoğlu’ adlı çalışması, Pera’nın 1831-1923 yılları arasındaki dönemini ele alıyordu.

Yazar şimdi de, Beyoğlu’nun tarihini 1923’ten 2003’e uzanan yıllar arasında ele alıyor.

İşgalin sona ermesinden sonra Cumhuriyet’in Beyoğlu’nda devraldığı tablo, Levanten kültürünün sona erişi, Varlık Vergisi’nin nedenleriyle sonuçları ve 6-7 Eylül olaylarına giden süreci analiz ederek kitabına başlayan Akıncı, devamında da,

  • Beyoğlu’nun pastane ve kahvehanelerini,
  • Beyoğlu’ndaki sefaret yapılarını,
  • Beyoğlu’nda yeme içme kültürünü,
  • Beyoğlu tiyatro ve sinemalarını,
  • Türk sinemasının Yeşilçam’daki özgün gelişimini,
  • Beyoğlu’nda müzeleri,
  • Beyoğlu’nda kütüphaneleri,
  • Beyoğlu’nun fotoğrafçılarını,
  • Beyoğlu’ndaki banka yapılarını,
  • Önde gelen Beyoğlu ailelerini
  • Ve bunun gibi, bu kadim semte dair bilinmesi gereken pek çok bilgiyi bizimle paylaşıyor.

Kitabın ekler bölümünde ise, Selahattin Giz’in Beyoğlu koleksiyonu, Beyoğlu’nda Osmanlı eserleri ve İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuarı da yer alıyor.

Kitap her şeyden önce, Beyoğlu’nun bu zaman zarfında nasıl büyük dönüşümler geçirdiğini ve buradaki canlı kültürel hayatın ve aynı zamanda eğlence yaşamının nasıl yok edildiğini gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Turan Akıncı – Cumhuriyet’te Beyoğlu: Kültür, Sanat, Yaşam (1923-2003), Remzi Kitabevi, tarih, 456 sayfa, 2019
Reklamlar

Kolektif – Yurdaer’i Anlatmak (2019)

Yurdaer Altıntaş, Türkiye’de afiş ve grafik tasarımı denince ilk akla gelen isimlerden.

Kendisinin 1964 yılında gerçekleştirdiği ilk kişisel sergisi, aynı zamanda ilk Türk grafik tasarım sergisi olma özelliğine sahip.

Altıntaş bundan çok değil, dört yıl sonra da, Grafik Sanatçıları Derneği’nin kurulmasına öncülük edecekti.

Şimdiye kadar pek çok ulusal ve uluslararası ödül kazanmış Altıntaş, ayrıca uzun yıllar Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde dersler vermiş bir eğitmen.

Ülkemizin yetiştirdiği bir başka önemli tasarımcı olan Bülent Erkmen’in derlediği bu eser ise, Altıntaş’ın hayatı, kişiliği ve çalışmalarına ayna tutuyor.

Altıntaş’ın işine duyduğu saygı ve özene, ne denli değerli bir meslek adamı olduğuna adeta her satırında tanık olduğumuz çalışma, Altıntaş’ın hayatında yer almış kişilerden alıntılar, afiş, logo, kitap kapağı, resimlemeler ve ürettiği afişler üstüne incelemeler barındırıyor.

Bu mesleğe gönül vermiş olanlar için altın değerinde bir kaynak olan kitap, Altıntaş’ın 60 yıllık meslek hayatını izliyor ve böylece Türkiye grafik tasarımının da 60 yıllık kesintisiz manzarasını sunmuş oluyor.

  • Künye: Kolektif – Yurdaer’i Anlatmak: Yurdaer Altıntaş’ın Yapıtlarına Kesintisiz Bir Bakış, derleyen: Bülent Erkmen, Yapı Kredi Yayınları, tasarım, 432 sayfa, 2019

Juan Rulfo – Altın Horoz (2019)

Juan Rulfo için İspanyol edebiyatının babası demek, kesinlikle abartılı değildir.

Ne mutlu ki bizde de yayımlanmış iki şaheseri; öykülerinden oluşan ‘Kızgın Ova’ (Bizde ‘Ova Alev Alev’ adıyla da çevrildi) ve özellikle de ‘Pedro Paramo’ romanıyla, yalnızca İspanyolca yazan isimleri değil, kendisinden sonraki pek çok yazarı derinden etkileyebildi.

Bunun en önemli sebebi de, Rulfo’nun kendine has yazma tekniğiydi.

Rulfo eserlerinde alt üst edilmiş bir zaman dizimi, geri dönüş, iç monolog, bilinçaltı akışı, bakış açısını kaydırma ve monolog gibi pek çok aracı kullandı, ayrıca şiddet, sorunlu baba-oğul ilişkileri, yozlaşma ve ahlak temalarını kullandı.

‘Altın Horoz’ ise, Rulfo’nun senaryo olarak başladığı yapıtlarından.

Yazar bu sefer de, kasabanın yoksul tellalı Dionisio Pinzón’un başından geçen ilginç olayları hikâye ediyor.

Yazar, Pinzón’un hikâyesini de kırsal kesimin kendine has ilişkileri, ruhu, hüznü ve coşkusuyla harmanlayarak veriyor.

‘Altın Horoz’, Rulfo’nun diğer eserleri gibi kısa, ama yine onlar gibi etkileyici.

  • Künye: Juan Rulfo – Altın Horoz, çeviren: Halil Beytaş, Doğan Kitap, öykü, 152 sayfa, 2019

Kalle Johansson ve Lena Berggren – Sahi Nedir Faşizm? (2019)

Faşizm güçsüzlerin aşağılanmasıdır, baskıdır, diktatörlüktür, disiplindir, ırkçılıktır, soykırımdır…

Lena Berggren, faşizm üzerine çalışmalarıyla bildiğimiz önemli bir tarihçi.

Berggren ayrıca, antisemitizm, nasyonalizm ve yabancı düşmanlığı gibi alanlarda da uluslararası çapta üne sahip isimlerden.

Grafiker ve grafik roman çizeri Kalle Johansson ise, özellikle belgesel nitelikteki çalışmalarıyla tanınıyor.

İşte elimizdeki harikulade çizgiroman, bu ikilinin ortak emeğinin neticesi.

Lena Berggren ile yapılan röportajlara dayanan kitap, faşizmin tarihsel gelişimini adım adım izliyor ve faşist düşünce ve akımları derli toplu bir şekilde açıklıyor.

İtalya’da Mussolini ve Almanya’da Hitler’in iktidara gelişlerini irdeleyerek açılan kitap, faşizmin İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş ve günümüze uzanan macerasını kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Görsel zenginliğiyle de güçlü içeriğiyle de dikkat çeken çalışmanın, bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde ders kitabı olarak okutulduğunu da belirtelim.

  • Künye: Kalle Johansson ve Lena Berggren – Sahi Nedir Faşizm?, çeviren: Murat Özsoy, Ginko Bilim Yayınları, çizgiroman, 64 sayfa, 2019

Canan Coşkun – “Burası Mahkeme” (2019)

Gazeteci Canan Coşkun’u, yolsuzluk soruşturmaları, Fetullahçı yapı yargılamaları, basın ve ifade özgürlüğü davaları hakkında yaptığı çok önemli haberleriyle biliriz.

Coşkun’un “Burası Mahkeme” adlı elimizdeki kitabı ise, uzun süren adliye muhabirliği sürecinde mahkemelerdeki, adliye koridorlarındaki tanıklığına dayanıyor.

Coşkun burada, Cumhuriyet davaları, Sözcü davası, Altanlar / Nazlı Ilıcak davası, Murat Aksoy / Atilla Taş davası, Barış Akademisyenlerinin (BAK) davaları, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) davasında tanık olduğu ilginç olayları kayda alıyor.

Bilindiği gibi bu davaların her biri, cemaat mensuplarının yargıdan tasfiyesi ile şekillendirilen Ağır Ceza Mahkemeleri’nin yargılama pratiğini gözler önüne sermeleri açısından çok önemlidir.

Bu davalarda neler yok ki!:

Anayasa’yı ihlal eden hâkimlerin, geçmişte AKP iktidarının yanında saf tuttuğu halde neden sanık sandalyesinde olduğunu soran “gazeteciler”, son sözünü söyledikten sonra yerine oturamadan mahkûm edilen Barış Akademisyenler, “hissiyata” ve “düşmanlığa” dayalı tanıklıklar, sanığa sesi yüksek çıktığı için “rahatsız oluyoruz” diyen hâkimler, pek çoğumuzun çocukluğuna renk vermiş “Ham Çökelek”i söylemiş Atilla Taş ve daha fazlası…

Kitap, 2010’ların sonlarında çok konuşulan bu önemli siyasi ceza davalarının seyri hakkında etkileyici bir tasvir sunmasıyla çok önemli.

  • Künye: Canan Coşkun – “Burası Mahkeme”: Yeni Türkiye’de Yargı Rejimi, İletişim Yayınları, siyaset, 165 sayfa, 2019

Alexander Moseley – A’dan Z’ye Felsefe (2019)

Felsefe, bilmeyenler için zaten zor bir alandır.

İşin kötü tarafı ise, asıl işi felsefeyi daha anlaşılabilir kılmak olan yetkin felsefeye giriş kitapları da çok azdır.

İşte Alexander Moseley’nin, yeni bir baskıyla yayımlanan ve okurların felsefe iştahını kabartacak bu çalışması, felsefedeki kilit isimler ve kavramlar üzerine anlaşılabilir bir eser oluşuyla ve özellikle de esprili üslubuyla benzerlerinden ayrılıyor.

Bilhassa felsefe konusunda genel bir bilgi edinmek isteyen okurlar için ayrıntılı bir kaynak olarak önerebileceğimiz çalışma, bildik felsefi jargondan uzak oluşu ve alfabetik bir şekilde düzenlenmiş oluşuyla benzerlerinden ayrılıyor.

Kitapta, felsefesinin temel konularından olan adalet, bilinç,  cinsellik, çevrecilik, din, eğitim, feminizm, görecilik, hayvan hakları, idealizm, kötülük, mantık, ölüm, ruh, savaş, varlık, zaman ve Tanrı gibi pek çok kavram açıklandığı gibi, felsefeye özgün katkılarda bulunmuş Locke, Nietzsche, Platon, Descartes, Kant, Heidegger ve Wittgenstein gibi birçok ismin düşünceleri de ustaca özetleniyor.

  • Künye: Alexander Moseley – A’dan Z’ye Felsefe, çeviren: Ali Süha, Pegasus Yayınları, felsefe, 280 sayfa, 2019

Alan Barnard – Tarihöncesinde Dil (2019)

İnsanlık ve medeniyet tarihi konusunda az çok bilgi sahibi olsak da, dilin evrimi hakkında bilgilerimiz halen yetersizdir.

Alan Barnard’ın bu ufuk açıcı çalışması da, bir antropoloğun gözünden dilin geçmişi hakkında dikkat çekici saptamalar sunuyor.

Barnard’ın dilin gelişimi konusuna daha yakından bakmak amacıyla, bugün hâlâ dünyanın farklı yerlerinde mevcut bulunan avcı-toplayıcı topluluklarının dillerini inceliyor.

Bu toplumların konuşma tarzları, dilleri, dillerden yararlanma biçimleri üzerine derinlemesine düşünen Barnard, buradan yola çıkarak dilin evrimi ve dille kurduğumuz ilişkinin tarihine ilişkin özgün tezler ortaya koyuyor.

Avcı-toplayıcı toplulukların okuma yazma bilmemelerine rağmen dili nasıl algıladıkları, dilbilgisine ilişkin bilgilerinin olup olmadığı, varsa da nasıl ve hangi amaçla kullanıldığı, kitapta yanıtı aranan ilginç sorulardan.

‘Tarihöncesi Dil’, dilin evrimi konusuna ilgi duyan her okurun severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Alan Barnard – Tarihöncesinde Dil, çeviren: Mehmet Doğan, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 220 sayfa, 2019