Betül Çotuksöken – Antropontoloji ya da İnsan-Varlıkbilgisi (2018)

Felsefe bilginin nesnesiyle, söz konusu nesnenin kavramı ve sözcüğü arasındaki ilişkiye yönelir ve daha geniş ölçekte de insanın dünyayla ve bilgiyle olan ilişkileri üzerinde durur.

Bu durumda sorulacak asıl soru şudur: felsefi düşünmenin ve felsefi bilginin ortak paydası nedir?

Betül Çotuksöken bu soruya, “arada olmak” yanıtını veriyor.

Başka bir deyişle felsefe, diğer bütün bilme etkinliklerinin dışında ve ötesinde, “arada olan” bir etkinliktir.

Çotuksöken bu kitabında, insanla felsefe arasındaki “arada olma” ortak paydasından yola çıkarak felsefenin doğasıyla insanın doğası arasında ya da insanın doğasıyla felsefenin doğası arasında bağ kuruyor ve felsefenin varolana yönelttiği keskin bakışın sonucunda görülenlerin neler olduğunu ortaya koyuyor.

Kitabın ilk bölümündeki yazılar, felsefenin temel disiplininin antropontoloji olduğunu temellendirmeye girişiyor, ikinci bölümde ise, antropontolojik yaklaşımın ışığında insan, dünya ve bilgi arasındaki ilişkilere yönelik sorunlar ele alınıyor.

Birinci bölümdeki kavramsal açılımlar, ikinci bölümde daha da ayrıntılandırılıyor.

Çotuksöken’in temel savı, arada olan bir etkinlik olarak felsefenin temel disiplininin antropontoloji, insan-varlıkbilgisi ya da insan-ontolojisi olduğudur.

Bu yeni varlık felsefesi ya da yeni ontoloji insan-varlık felsefesidir, insan-varlıkbilgisidir ya da insan-ontolojisidir, başka bir deyişle antropolojik ontolojidir, antropontolojidir.

Sonuç olarak bu çalışma, yazarın ‘Felsefi Söylem Nedir?’ kitabından bu yana sürekli yöneldiği dışdünya-düşünme-dil ilişkilerini, insan-dünyabilgi ilişkilerini bu kez antropontolojik yaklaşımla ele almasıyla alana özgün bir katkı sunuyor.

  • Künye: Betül Çotuksöken – Antropontoloji ya da İnsan-Varlıkbilgisi, Notos Kitap, felsefe, 232 sayfa, 2018

Kolektif – Tarihöncesi Dönemden Ortaçağ’a Kadıköy Arkeolojisi (2018)

Kadıköy, İstanbul’un en canlı, en köklü yerleşimlerinden biri.

Kara Yunanistan’ın Megara kentinden gelenler tarafından “Kalkhedon” adıyla bir koloni kenti (apoikia) olarak kurulduğu kabul edilir ve tarihöncesinden günümüze hemen hemen tüm zamanlara ev sahipliği yapmıştır.

Tarihöncesi kalıntıların bulunduğu Fikirtepe, 1950’lerde çok az araştırılmış olsa da, bugün hâlâ Kuzeybatı Anadolu’daki ilk yerleşik toplulukları tanımlamak için kullanılan “Fikirtepe Kültürü”ne ismini verdi.

İşte elimizdeki güzel derleme, özellikle İstanbul ve Kadıköy konularında uzman arkeolog, sanat tarihçisi, Eskiçağ tarihçisi ve müzeciler tarafından sunulan bildirileri bir araya getirmesiyle konu hakkında çok önemli bir kaynak.

Kitapta, Tarihöncesinde İstanbul ve Kadıköy’den Eskiçağ’da Kadıköy’ün kentsel özelliklerine, Eskiçağ’da Kadıköy’de günlük ticari unsurlar ve alışverişten İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Kadıköy buluntularına ve Kalkhedon’da Göktürkleri anlatan bir Süryani din adamının gözlemlerine birçok aydınlatıcı konu ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Necmi Karul, İnci Türkoğlu, Oğuz Tekin, Gülbahar Baran Çelik ve Mihály Dobrovits.

  • Künye: Kolektif – Tarihöncesi Dönemden Ortaçağ’a Kadıköy Arkeolojisi, editör: Necmi Karul ve Gonca Dardeniz, Kadıköy Belediyesi Kültür Yayınları, arkeoloji, 72 sayfa, 2018

Emiliano Di Marco – İlk Felsefe Kitabım (2019)

Hem çocuklarının felsefeye ilgi duymalarına vesile olacak hem de eğlenceli bir yaz kitabı arayanlara bu çalışmayı öneriyoruz.

Emiliano di Marco, Platon’un meşhur diyaloglarındaki yöntemi kullanıyor ve meraklı bir çocuk olan Geniş Omuz ile yaşlı bilge Sokrates arasında, felsefenin önemli konularına uzanan bir sohbete bizi davet ediyor.

Geniş Omuz, dediğimiz gibi çok meraklı bir çocuktur ve insan, yaşam, evren, bilgelik ve paradokslar gibi konularda soracağı çokça soru vardır.

Bilge Sokrates ise bu ilgili çocuğun sorduğu soruları, kendine has tarzıyla yanıtlarlar.

Tabii ikili bu esnada, birbirinden ilginç maceralar da yaşayacaktır.

Mizahi üslubuyla dikkat çeken ve felsefeyle ilgili toplam dört hikâye üzerinden ilerleyen kitap, aynı zamanda Massimo Bacchini’nin usta işi çizimleriyle de zenginleşmiş.

  • Künye: Emiliano Di Marco – İlk Felsefe Kitabım, illüstrasyonlar: Massimo Bacchini, çeviren: Güliz Akyüz Yıldırım, The Kitap Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2019

Joanna Moncrieff – İlaçla Tedavi Efsanesi (2018)

Daha önce delilik, çılgınlık ya da nevroz olarak bilinen sorunlar, 1960’lardan bu yana “akıl hastalıkları” olarak adlandırılıyor ve bu hastalıkların halen ilaçlarla tedavi edilebileceği fikrinin geçerli olduğu bir zamanda yaşıyoruz.

Burada “tedavi” ile kast edilen, ilaçların hastalık belirtilerini ortaya çıkaran patolojik mekanizmaları düzelterek bu belirtileri ortadan kaldırdığı fikridir.

Asıl sorun ise şudur:

Son yıllarda bu fikir hızla psikiyatrinin dışına taşmış, insanlar, kendilerini yetersiz buldukları her türlü durumda ilaçları bir çare gibi görmeye başlamıştır.

Bu durumlar depresyon, distimik bozukluk, anksiyete, sosyal fobi, madde kullanımı, takıntılı alışveriş yapma, âdet dönemi keyifsizliği gibi tanıları içeriyor ve bu tanıların tedavisi için sık sık ilaç yazılıyor.

Özetle söyleyecek olursak, 1990’lardan başlayarak ilaçlar günümüz psikiyatrisinde son derece merkezi, daha doğru bir deyişle aşırı bir rol oynuyor.

Joanna Moncrieff bu harika kitabında, psikiyatrik ilaçların belli akıl hastalıklarına ve belli belirti gruplarına yönelik özgül tedaviler olarak algılanmasının tarihine odaklanıyor ve bu algılamanın ne kadar doğru olduğunu tartışıyor.

Moncrieff, geçmişte kullanılan psikiyatrik tedavi yöntemlerine temel oluşturan kuram ve fikirlerle, günümüzde kullanılanlara temel oluşturanlar arasında aslında gerçek bir ayrım olmadığını; insülin koma terapisi, elektroşok terapisi (ECT), radikal cerrahi, cinsiyet hormonu terapisi gibi pek çok garip müdahale biçiminin ortaya çıkmasında ve kabul görmesinde etkin olan bir gereksinimin, yani psikiyatrik durumların tedavi edilebileceği inancına duyulan gereksinimin, bugün psikiyatrik ilaçların ortaya çıkmasında ve kabul görmesinde en güçlü etken olduğunu savunuyor.

Daha da önemlisi Moncrieff, modern ilaç uygulamalarının özgül rahatsızlıklar için özgül tedaviler sağladığına inanmanın, insülin koma terapisinin şizofreni için etkin ve özgül bir tedavi yöntemi olduğuna inanmak kadar yanlış olduğunu belirtiyor.

Moncrieff, ilaç kullanımında gözlenen bu enflasyonun, öncelikle depresyon ve psikoz gibi iyi tanımlanmış hastalıkların sınırlarının genişletilmesiyle ortaya çıktığını ve ikincil olarak, panik bozukluğu ve sosyal fobi gibi daha az bilinen tanılar yaygınlaştırıldığını ve üçüncü olarak ise, madde kullanımı ve kişilik bozuklukları gibi, ilaçların daha önceden işe yaramadığı düşünülen alanlara da girmeye başladığını gözler önüne seriyor.

Son olarak Moncrieff’in burada söyledikleri, psikiyatrik ilaçların hiçbir zaman işe yaramadığı anlamına gelmiyor.

Yazarın, aynı zamanda bu ilaçların ne zaman yararlı olabileceklerini belirlemeye yönelik bir çerçeve geliştirdiğini de özellikle belirtelim.

  • Künye: Joanna Moncrieff – İlaçla Tedavi Efsanesi: Psikiyatrik İlaç Kullanımına Eleştirel Bir Bakış, çeviren: Tevfik Alıcı, Metis Yayınları, bilim, 344 sayfa, 2018

Fabio L. Grassi – Atatürk (2018)

Yıldız Teknik Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmış olan Fabio L. Grassi, aynı üniversitede Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin yönetim kurulu üyeliğini de yapmıştı.

Uzun yıllar Türkiye üzerine kafa yormuş bilim insanlarından biri olan Grassi, Mustafa Kemal Atatürk’ün yetkin bir biyografisiyle okurun karşısına çıkıyor.

Biyografinin özgünlüğü, yazarının, Milli Mücadele ve ertesi Türkiye’yi yakından takip eden İtalyan kaynaklarına hâkim olmasıdır diyebiliriz.

Grassi’nin Atatürk biyografisi, Cumhuriyet Türkiyesi’ne getirdiği yorumlarıyla da özellikle dikkat çekiyor.

  • Künye: Fabio L. Grassi – Atatürk, çeviren: Eren Yücesan Cendey, Doğan Kitap, biyografi, 408 sayfa

Vanessa Ogle – Zamanın Küresel Dönüşümü (2018)

Modern yaşam, zamanın, adeta başımızı döndürecek denli olağanüstü hız kazandığı bir dünya demektir.

Özellikle 19. yüzyılda modern iş yaşamının yeniden düzenlenmesi, zamanın düzenlenmesini ve yönetilmesini de beraberinde getirdi.

Bu hesaba göre zaman verimli ve rasyonel kullanılmalıydı ve bu amaçla gündelik hayat da yeniden düzenlenmeliydi.

İşte Vanessa Ogle’un bu çalışması, 1870-1950 zaman aralığında, ulusal zaman algısından dünya çapında tek tip zaman uygulamasına, süreci başından sonuna izliyor.

Küresel zaman reformunu, ulus genelinde zamanın uygulanmaya başlandığı Fransa ve Almanya üzerinden izleyen Ogle, buradan İngiltere’ye ve Hindistan’a uzanıyor.

Batılı ve sömürge olmayan geç Osmanlı vilayeti Beyrut’ta Arap entelektüeller ve reformcuların İslam takvimi bağlamında zaman yönetimi üzerine tartışmalarına yer vermesiyle de dikkat çeken çalışma, bunun yanı sıra, Milletler Cemiyeti’nin ve dünya genelinde yeniden düzenlenmiş bir dizi takvimi savunan pek çok birey ve hareketi de inceliyor.

  • Künye: Vanessa Ogle – Zamanın Küresel Dönüşümü, 1870-1950, çeviren: Defne Karakaya, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2018

Alfred North Whitehead – Bilim ve Modern Dünya (2018)

Bilim alanında 17. yüzyılda hız kazanan gelişmeler, modern Batı kültürü ve düşünüşünü nasıl etkiledi?

Alfred North Whitehead’in 1925’te Harvard’ta verdiği derslere dayanan elimizdeki klasikleşmiş yapıtı, bu soruya tatmin edici yanıtlar verdiği gibi, bizi Batı düşünce dünyasının son yüzyıllarında aydınlatıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Her şeyden önce çok iyi bir bilim felsefesi olan çalışma, bilim, felsefe ve yaşam arasındaki ilişkiler konusunda dikkat çekici saptamalar barındırıyor.

Whitebread, söz konusu dönemde, bilimin, yaşam ve varlık kavrayışımızda nasıl devrimci nitelikte değişim yarattığını ve bunun aynı zamanda din ve sanat algımızı nasıl biçimlendirdiğini kapsamlı şekilde tartışıyor.

Modern dünyanın yakın geçmişteki bilimsel zihniyeti hakkında ufuk açıcı bir tartışma arayanlara çalışmayı öneriyoruz.

Kitaptan iki alıntı:

❝Felsefe, işçiler taşı yerinden oynatmadan önce katedraller inşa eder, elementler bu katedrallerin kemerlerini aşındırmadan önce onları yok eder. Tinin inşa ettiklerinin mimarı ve muhribidir; çünkü tinsel olan maddi olandan önce gelir.❞

❝Düşünce çağlar boyunca uykuda bekler ve sonra insanlık, adeta birdenbire, kendini kurumlar içerisinde cisimleştirdiğini fark eder.❞

  • Künye: Alfred North Whitehead – Bilim ve Modern Dünya, çeviren: Sercan Çalcı, Öteki Yayınevi, bilim, 276 sayfa, 2018