Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Toplumlarda Mistik Deneyim ve Simgeler (2006)

Lucien Lévy-Bruhl, ‘İlkel Toplumlarda Mistik Deneyim ve Simgeler’de, ilksel veya ilkel olarak tanımlanan topluluklarda simgeler ile mistik deneyimi, onların zihinsel yapılarından yola çıkarak açıklamaya çalışıyor.

“Bu simgeler ve bu deneyime özgü belli başlı özellikler hangileridir ve bu sorunun yanıtını ilkellerin zihinsel yönlendirmesi ve zihinsel farklılıkları doğrultusunda mı aramak gerekmektedir?”, Lévy-Bruhl’ün cevap aradığı soruların başında geliyor.

Lévy-Bruhl çalışmalarıyla, Marksist ve Freudçu düşüncenin sosyal ya da insan bilimlerini neredeyse egemenliğine almış yapısında, egemen düşüncelere karşı kendi özgün tezlerini sunan bir isim.

Lévy-Bruhl’ün tarzı, bu kitabındaki konuyu modern anlayışla değil, esas olarak ilkellerin kendi zihinleri üzerinden açıklamaya çalışmasında da ortaya çıkıyor.

  • Künye: Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Toplumlarda Mistik Deneyim ve Simgeler, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 252 sayfa, 2018
Reklamlar

Richard Erdoes ve Alfonso Ortiz – Kızılderili Efsaneleri ve Masalları (2006)

  • KIZILDERİLİ EFSANELERİ VE MASALLARI, Richard Erdoes ve Alfonso Ortiz, çeviren: Kahraman Türel, Anfora Yayıncılık, folklor, 583 sayfa

‘Kızılderili Efsaneleri ve Masalları’, Kuzey Amerika’nın asıl sahipleri olan Kızılderililere ait masal ve efsanelere yer veriyor. Burada yer alan metinler, folklor ürünlerinin iyi bir örneği olarak Kızılderililer’in dededen toruna aktarılan halkbilim ürünlerinden oluşuyor. Ve bilindiği gibi folklor ürünleri, öz olarak aynıdır. Kitaptaki metinlerin, çok uzak bir kültüre ait olmalarına rağmen, bazen Yunan mitolojisi ve bazen de Uzakdoğu ve Asya folkloruyla taşıdığı benzerlikler dikkat çekici. Ayrıca Kızılderililerin doğaya duydukları saygı, paylaşımcı özellikleri ve canlılara verdikleri değer, elimizdeki metinlerde açık seçik görülüyor.

Ranajit Guha – Dünya Tarihinin Sınırında Tarih (2006)

  • DÜNYA-TARİHİNİN SINIRINDA TARİH, Ranajit Guha, çeviren: Erkal Ünal, Metis Yayınları, tarih, 139 sayfa

Ranajit Guha’nın ‘Dünya-Tarihinin Sınırında Tarih’ isimli bu kitabı, Avrupamerkezci tarih felsefesi yaklaşımını eleştirerek, tarihyazımını yeniden etkilemiş ve yakın zamanların klasikleri arasına girmiş bir çalışma. Hintli tarihçi Guha, bilindiği gibi, sömürgecilik sonrası tarihyazımını besleyen en önemli akımlardan biri denebilecek Madun Araştırmaları’nın (Subaltern Studies) kurucu isimlerinden. Madun Araştırmaları, Batı tarihçiliğinin bazı halkları yok saydığını ve olabildiğince emperyalist özellikler taşıdığını deşifre eden önemli akımlardan biri. Bu akımın öncüsü Guha’nın açtığı yolun bu anlamdaki önemi, kendisinin eserini daha da değerli kılıyor diyebiliriz.

Francesco Alberoni – Dostluk (2006)

  • DOSTLUK, Francesco Alberoni, çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu, Literatür Yayıncılık, anlatı, 167 sayfa

Francesco Alberoni’nin ‘Dostluk’u, dostluğu “sevginin etik bir biçimi” olarak tanımlıyor ve bu tanımdan hareket ederek, efsanevi kahramanların dostluklarından Antik Yunan ve Roma filozoflarının dostlukla ilgili görüşlerine ve nihayet çağımız yazar ve araştırmacılarının dostluk ilişkilerine kadar uzanan geniş bir zaman dilimini gözden geçiriyor. Grimm Kardeşler, Marx ile Engels, Cézanne ve Émile Zola, Alberoni’nin bu tarihi çerçevesinde okuyucunun karşısına çıkacak bazı örnekler. “Dostluğu diğer sevgi biçimlerinden farklı kılan yön nedir? “, “Kardeşler veya aile arasında dostluk olabilir mi? ” ve “Aşk ile dostluk nasıl ayırt edilir? “, yazarın yanıtını aradığı bazı sorular.

Stefan Zweig – Marie Antoinette (2006)

  • MARIE ANTOINETTE, Stefan Zweig, çeviren: Tevfik Turan, Can Yayınları, biyografi, 525 sayfa

Stefan Zweig iyi bir edebiyatçı olduğu kadar, iyi bir biyografi yazarı da. Kuşkusuz ‘Marie Antoinette’ de, onun biyografi yazarlığının en iyi örneklerinden. Bilindiği gibi kendisinin ‘Yıldızların Parladığı Anlar’ ve ‘Fouchê’ isimli kitapları, deneme ve biyografinin en iyi bireşimi olarak dünya yazın tarihindeki yerini çoktan aldı. Zweig, alt başlığı ‘Vasat Bir Karakterin Portresi’ olan bu kitabında, uçarılığı, savurganlığı ve roform düşmanlığıyla halkın gözünde soylu tipinin simgesi olan, Fransız Devrimi’nden sonra yaşamının geri kalan bölümünü Paris hapishanelerinde geirmiş ve 1793’te Devrim Mahkemesi’nce yargılanarak giyotinle idam edilmiş, Fransa Kralı XVI. Louis’nin karısı Marie Antoinette’in biyografisini veriyor.

Atilla Atalay – Kişi Başına Bir Yalnız (2006)

  • KİŞİ BAŞINA BİR YALNIZ, Atilla Atalay, İletişim Yayınları, mizah, 269 sayfa

Atilla Atalay, ‘Kişi Başına Bir Yalnız’da, mizahla melankoliyi birleştirmeyi deniyor. Türkiye kültürü düşünüldüğünde, yalnızlık genel olarak ayıpsanan bir durum. Atalay’ın bu kitabıysa, yalnızlığın istisnai bir durum olmadığını, aslında her insanın kendi yalnızlık “potansiyeli”ne sahip olduğunu vurguluyor. Bunu en iyi ifade eden de kitabın başlığı olsa gerek. Fakat kitabın sadece yalnızlığa odaklanan bir eser olmadığını söylemek lazım. Çünkü kitapta, birebir bu konuya kafa yormayan, çok çeşitli konulara geçiş yapan mizahi denemeler de karşımıza çıkıyor. Burada medyadan botoksa, özel güvenlikten bilgi yarışmalarına, Şoray kanunlarından delikanlı raconlarına çok sayıda konu bulunuyor.

Orhan Duru – Kazı (2006)

  • KAZI, Orhan Duru, Dünya Kitapları, öykü, 104 sayfa

Türkiye edebiyat tarihinde önemli bir isim olan Orhan Duru’nun ‘Kazı’ isimli bu öykü kitabında, yazarın on üç öyküsü bulunuyor. Kitabı iki bölüme ayırabiliriz. Duru, kitaba adını veren ve aynı zamanda en oylumlu öyküsü olan ‘Kazı’da, melankolik bir ruh haliyle kendi geçmişinin izini sürüyor. Yazar, geniş aralıklı zamansal yolculuklarla, çocukluğuna ve yetişkinliğine geçişler yapıyor. Yazarın bu iki dönem arasında kurmaya çalıştığı bağ, öykünün isminin de çok iyi ifade ettiği, kahramanın kendini sorguladığı, anlamaya çalıştığı bir “kazı” çalışmasına dönüşecektir. Duru, kitabının geriye kalan on iki öyküsünde de, gündelik hayatın arka planında kalmış ayrıntılara odaklanarak, ağırlıklı olarak modern hayatı sorguluyor.