Ulrich Eberl – Akıllı Makineler (2019)

Robotlar ve akıllı bilgisayarlar insanlık için bir nimet mi yoksa işlerimiz, mahremiyetimiz ve güvenliğimiz için bir tehdit mi?

Dünyada çok sayıda laboratuvar ve şirkette araştırmalar yapan fütürist Ulrich Eberl, teknolojik gelişmelerin bizi nereye götürdüğü konusunda çarpıcı saptamalar yapıyor.

Kendi arabalarını süren, yemek ve servis yapmayı öğrenen, resim ve beste yapan, hatta bütün bunları bazen çoğumuzdan daha iyi yapan makineler, kimileri için çağımızın en olağanüstü ve işe yarar icadıyken, kimileri içinse insanlığın sonunu getirecek büyük bir felakettir.

Eberl’in bütün bu seçenekleri ele alıp delilleriyle tartışan kitabı, çoktan başlamış olan yapay zekânın öncesi, öncesi, bugünkü hali ve gelecekte alacağı biçimler hakkında iyi bir başvuru kaynağı.

Akıllı makineler çağının beraberinde neler getireceğine, bunun iyi mi yoksa kötü mü olacağını daha yakından bakmak isteyenlere.

  • Künye: Ulrich Eberl – Akıllı Makineler: Yapay Zekâ Hayatımızı Nasıl Değiştiriyor, çeviren: Levent Tayla, Paloma Yayınevi, bilim, 356 sayfa, 2019
Reklamlar

Şenay Özdemir Gümüş – Osmanlı Sularında Balık Avcılığı (2019)

Osmanlı’da balık avcılarına sayyad-ı mahi denirdi.

Sayyad-ı mahilerin yaygın biçimde kullandıkları av araç-gereçleri, özellikle kıyı sularındaki balıkların avlarında kullanılan dalyan ve ığrıp ağı ile daha açıklardaki kayıklardan bırakılan ağlar ve oltalardı.

Peki, genel olarak Osmanlı’da balık avcılığı nasıl yapılırdı?

Şenay Özdemir Gümüş, bu konuda arşivlik bir eserle karşımızda.

Gümüş burada,

  • Osmanlı’da İstanbul Boğazı, Tuna Nehri ve Azak gibi balıkçılık merkezlerini,
  • Hem buralarda hem de deniz, göl veya nehirlerde Osmanlı balık avcılarının nasıl çalıştığını,
  • Balık avcılarının kullandıkları araçlara göre dalyancı veya ığrıpcı olarak adlandırılmalarını,
  • Osmanlı’da av alanlarının nasıl belirlenip oluşturulduğunu,
  • Suların kıyı hattındaki av alanları olarak dalyan ve volilerin, Osmanlı Devleti’nde miri, mülk ve vakıf statüsüne tabii olmasının nedenlerini,
  • Av alanları statülerinin Osmanlı Devleti’nin ticari amaçlı balık avından tahsil ettiği verginin miktarı üzerinde ne gibi etkileri olduğunu,
  • Dalyan ve volilerin, balık avı vergisini içeren mali ünitelerin sınırlarının belirlenmesinde nasıl rol oynadığını,
  • Sattıkları ürüne göre farklılaşan taze balıkçı esnafı ile tuzlu balıkçı esnafının balık satışını,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Gümüş’ün çalışması, bir yönüyle de Osmanlı sularındaki balıkçılık faaliyetlerinin, av araç-gereçlerinin avlanma hakkı ve vergilendirme üzerindeki etkileri çerçevesinde inceliyor.

Kitap, dalyan ve volilere tanınan tasarruf hakkı kapsamında Osmanlı Devleti’nin sularında balık avlama hakkını nasıl düzenlediğini ve bu sularda yabancıların avlanma hakkı, suların sınır oluşturduğu bölgelerde balık avıyla ilgili uygulamalar, balık avından alınan verginin miktarı ve tahsilini de ele alıyor.

  • Künye: Şenay Özdemir Gümüş – Osmanlı Sularında Balık Avcılığı, Kitap Yayınevi, tarih, 151 sayfa, 2019

Uğur Küçükkaplan – Türkiye’nin Pop Müziği (2016)

Türkiye pop müziğinin serencamını detaylıca araştıran, güzide bir kaynak.

Uğur Küçükkaplan’ın çalışması, Türkiye’deki pop müziğe ilişkin ilk müzikolojik araştırmadır.

Popüler Batı müziğinin Tanzimat’tan itibaren Türkiye’deki yansımalarından popun 1970’lerin sonlarında arabeskle etkileşim içerisine girmesine kadar pek çok konu, burada.

Önde gelen pop müzik icracıları, bestecileri, söz yazarları, aranjörler ve çeşitli akımlarından gelen kişilerle yapılmış söyleşiler barındırması ise, kitabın bir başka artısı.

Attilâ Özdemiroğlu, Cihan Sezer, Erhan Bayrak, Garo Mafyan, Nino Varon . Osman İşmen ve

Turhan Yükseler, burada söyleşi yapılan isimlerden.

Kitabın ilk bölümünde, popüler Batı müziğinin Tanzimat’tan itibaren Türkiye’deki yansımaları ele alınıyor ve buradan hareketle pop müziğin ilk örneklerinden bahsediliyor.

Daha sonra 1960’larda ortaya çıkan Türkçe sözlü hafif Batı müziği (aranjman) ve Anadolu-pop akımlarına değiniliyor, bu aşamada pop müziğin gelişimini yön verecek düzeyde etkileyen isimler ve öne çıkan çalışmaları üzerinde duruluyor.

İkinci bölümde, 1970’lerin sonlarında arabeskle etkileşim içerisine girerek dönüşüme uğrayan pop müziğin yeni kimliği ele alınıyor ve bu etkileşimle birlikte müzikal yapısının nasıl dönüştüğü somut örnekler üzerinden inceleniyor.

Üçüncü bölümde, Türkiye’deki pop müziğin gelişim sürecini ve müzikal özelliklerini yansıttığı düşünülen şarkıların bütününe ait notalar yer alıyor.

Dördüncü ve son bölümde ise, Türkiye’de popüler müziğin gelişimine önemli katkılar sağlamış, farklı kuşaklardan müzisyenlerle yapılmış kapsamlı söyleşiler yer alıyor.

Kitabın yoğunlaştığı yıllar 1970’lerin ortaları ile 2000 arasındaki yaklaşık yirmi beş yıllık süreç olsa da, pop müziğin nasıl bir zemin üzerine oturduğunu daha iyi kavramak amacıyla 1950’lerden 1970’lere kadarki dönemde yaşanan önemli gelişmeler üzerinde de duruluyor.

  • Künye: Uğur Küçükkaplan – Türkiye’nin Pop Müziği, Ayrıntı Yayınları, müzik, 516 sayfa, 2016

Hawa Djabali – Siyah Yaseminler (2016)

Cezayir, Fransa, “terör” ve her biri farklı dünyalardan gelen dört kadını anlatan bir roman…

‘2001 yılında, Paris’te büyük bir mağazada bir bombanın bulunmasıyla başlayan ‘Siyah Yaseminler’, aşktan siyasal şiddete, cinsellikten sömürgeciliğe ve sömürgeciliğe karşı direnişe kadar pek çok ilgi çekici temaya uzanıyor.

  • Künye: Hawa Djabali – Siyah Yaseminler, çeviren: Pınar Ercan, Güldünya Yayınları, roman, 268 sayfa, 2019

Özkan Eroğlu – Resmi Anlamak (2016)

Bir resmi nasıl okumalıyız?

Resim tarihinde iz bırakmış pek çok yapıtla zenginleşen, teorik arka planıyla öne çıkan bir rehber.

Özkan Eroğlu, çok ve tek tanrı merkezli sanattan modern sanatta resmin konumuna, Etrüsk duvar resimlerinden Yunan vazolarına, Bruegel’den Rembrandt’a, konuyu kronolojik bir tarzda ele alıyor, resim sanatının görkemli yolculuğunun bilançosunu çıkarıyor.

  • Künye: Özkan Eroğlu – Resmi Anlamak, Tekhne Yayınları

Patrick Doorly – Sanatta Hakikat (2019)

Sanat bir değer yansıtır.

İnsan yapımı bir eser, biz o eserin niteliğini fark edip algılayabildiğimiz ölçüde sanat eserine dönüşür.

Kötü bir sanat eseri, tıpkı kötü beceri ifadesi gibi bir oksimorondur, birbiriyle çelişen terimlerin bir arada kullanılmasıdır.

Sanatta değeri yansıtan ise, ne olursa olsun güzellik, mükemmellik ve niteliktir.

İşte Patrick Doorly de, Güzel ve İyi için çaba sarf ederek kültürümüzü oluşturmuş ve yeniden şekillendirmiş sayısız sanatçının izini sürüyor ve sanatta güzellik, mükemmellik ve niteliğin ne olduğu üzerine düşünüyor.

Bugün sanatın ne anlama geldiği konusunda şaşkınlık içinde olduğumuzu söyleyen Doorly, bunun en önemli sebebinin de, nitelik kavramını ayırt edici özelliği üzerinden değerlendirmememiz olduğunu belirtiyor.

Kitap da bu noktadan başlıyor ve sonrasında da, sanatla ilgili düşüncelerimizi böylesi düğümler haline getirmiş iplikleri birer birer çözmeye koyuluyor.

Sanatı gizem, estetik, deha, erdem, yüce, romantizm, transandantal sanat, nitelik metafiziği, sanatın kanonları, anti-sanat ve sanatta hakikat kavramlarıyla irdeleyen Doorly,

  • Sanat ve zanaat,
  • Sanatın aydınlanma kategorileri,
  • Sanatta hayal gücü,
  • Filozofların sanat hakkındaki görüşleri,
  • Pirsig’in estetik eleştirisi,
  • Gombrich’in Platon eleştirisi,
  • Hegel ve sanat,
  • Plotinus’un sanat üzerine görüşleri,
  • Sanatta metafizik,
  • Nitelik hakkında sanat tarihçilerinin görüşleri,
  • Mükemmelliğin kanonları,
  • Ve bunun gibi konuları ele alıyor.

Doorly bu konuları tartışırken, aynı zamanda sanat tarihinde iz bırakmış Shakespeare, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Rembrandt, Goya, Shakespeare ve Marcel Duchamp’ın gibi isimlerin eserleri üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Patrick Doorly – Sanatta Hakikat: Niteliğin Dönüşü, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, sanat, 512 sayfa, 2019

Kolektif – Direnişin Mikropolitikası (2019)

Kapitalizm onurumuzu ayaklar altına alır, bizi her adımda aşağılar.

Peki, hem toplum olarak hem de bireysel anlamda ne gibi direniş imkânları ve pratikleri yaratabiliriz?

Bu güzel derleme, mikropolitikaya ilişkin güncel tartışmaları bir araya getirerek bu soruya ufuk açıcı yanıtlar vermesiyle büyük önem arz ediyor.

Özellikle mikropolitikanın her türlü iktidar karşısında faillerin özgürleşmesini, toplumsal ve politik olanın yeniden üretiminde mikropolitikanın nasıl bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymasıyla dikkat çeken derleme, faillik, direniş, toplumsallık ve siyasete dair sorulara farklı bakış açılarından yanıt arıyor.

Baskıcı oluşumların bu kadar egemen olduğu çağımızda, yeni bireysel ve kolektif mücadele biçimlerini nasıl yaratabileceğimiz üzerine derinleşmek isteyenlere tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Kolektif – Direnişin Mikropolitikası, editör: Mustafa Demirtaş, Pinhan Yayıncılık, siyaset, 280 sayfa, 2019