Michel Foucault – Hakikat Cesareti (2018)

Foucault’nun ölümünden kısa bir süre önce Collège de France’ta verdiği son dersi olan ‘Hakikat Cesareti’, bir yönüyle düşünürün felsefi vasiyetnamesi olarak da okunabilir.

Foucault burada, daha önce üzerinde tartıştığı parrêsia kavramını, bu kez kavramın soybilimi ve politik kökenleri bağlamında Antik Yunan’da ve Orta Çağ’da doğruyu söyleme biçimlerine uzanan kapsamlı bir sorgulamaya doğru genişletiyor.

Foucault’nun bu derslerde tartıştığı kimi konular şöyle:

  • Parrêsia’nın yapısal özellikleri,
  • Antik Çağ kültüründe doğru söyleme biçimleri,
  • Sokrates’te doğru söylemenin dört türü,
  • Orta Çağ vaazında doğru söyleme,
  • Modern dönemde doğrulamanın dört kipinin yeniden şekillenmesi,
  • Demokratik bir parrêsia’nın otokratik bir parrêsia’ya dönüşümü,
  • Kendilik kaygısının etik kurulumu olarak Sokrates’in ölüm döngüsü,
  • Ruhun hastalığı olarak yanlış fikir,
  • Çocukların eğitimi sorunu,
  • Sokratesçi parrêsia’nın nesnesi olarak bios,
  • Hakikatin sahnesi olarak yaşam,
  • Modern sanatın Platon karşıtlığı ve Aristoteles karşıtlığı,
  • Doğru yaşam sorunu,
  • Felsefi sahtekârlık,
  • Yaşam donanımı olarak kinik öğretimi…

Foucault’nun bu son dersleri, yalnızca Yunan ve Orta Çağ düşüncesinin ölüm karşısındaki tutumunu irdelemiyor, aynı zamanda “felsefi yaşam”ın ne olabileceği hakkında okurunu derinlemesine düşünmeye de davet ediyor.

  • Künye: Michel Foucault – Hakikat Cesareti, çeviren: Adem Yavuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 332 sayfa, 2018
Reklamlar

Ronald Giphart ve Mark Van Vugt – Uyumsuzluk (2018)

İnsanoğlu medeniyeti, modern hayatı ve aklın sınırlarını zorlayan bir teknolojiyi geliştirmesine rağmen, neden en kritik anlarda halen ilkel beynine başvurabiliyor?

Bilim insanları, bu uyumsuzluğun başlıca nedeninin, biyolojik evrimimiz ile kültürel evrimimiz arasındaki uçurum olduğunu düşünüyor.

Zira kültürel evrim biyolojik evrimden çok daha hızlıdır ve insan da kendini bu hıza uyarlarken kimi zaman tökezler.

Ronald Giphart ve Mark Van Vugt da, biyolojimiz ve kültürümüz arasındaki bu çatışmanın, bu büyük çelişkinin izini sürüyor.

Yazarlar, 12 bin yıllık insanlık tarihinde, insan topluluklarının avcı-toplayıcı olarak başladıkları yaşam serüvenini günümüzün dijital devrimine kadar izliyor.

Kitap, bu büyük gelişmenin ardında, beynimizin nasıl geliştiği, şartlara ne şekilde uyum gösterdiği ve özellikle bugün aşk ve iş hayatı, çocuk sahibi olma, çocuk yetiştirme ve yönetilme gibi alanlarda yaşadığımız uyumsuzluğun belli başlı nedenlerini gözler önüne sermesiyle önemli.

Yazarlar bununla da yetinmeyerek, yeni şartlara uyum gösterebilmemiz için nasıl düşünmemiz ve olaylara nasıl bakmamız gerektiği konusunda kimi ipuçları da sunuyor.

  • Künye: Ronald Giphart ve Mark Van Vugt – Uyumsuzluk: Taş Devri Beynimiz Bizi Her Gün Nasıl Yanıltıyor ve Bu Konuda Ne Yapabiliriz?, çeviren: Mustafa Özen, Paloma Yayınevi, psikoloji, 392 sayfa, 2018

Ahmet Çiğdem – Aydınlanma Düşüncesi (2018)

Ahmet Çiğdem’den, Aydınlanma düşüncesinin gelişimini farklı ülkeleri birbirleriyle karşılaştırarak irdeleyen güzel bir çalışma.

Bugünden bakıldığında Aydınlanma, birçoğumuza özünde tek bir kafadan çıkmış, 0yekpare bir bütünmüş gibi görünüyor.

Oysa Aydınlanma düşüncesi, farklı ülkelerde farklı deneyimler yaşayarak ortaya çıktı ve bbu farklılıkları temel alarak gelişti.

İşte Ahmet Çiğdem de, ayrı dillere sahip, ayrı felsefi geleneklerden gelenlerin Aydınlanma düşüncesine nasıl katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.

Bu bağlamda Fransız, Alman, İngiliz, İskoç Aydınlanma tecrübelerini irdeleyen Çiğdem, böylece Aydınlanma felsefesinin ayrıntılı bir gelişimini ortaya koyuyor.

  • Künye: Ahmet Çiğdem – Aydınlanma Düşüncesi, Dedalus Kitap, felsefe, 141 sayfa, 2018

Bertrand Russell – Mantıksal Atomculuk Felsefesi (2015)

Günümüzün “memetik” zihin felsefesiyle önemli benzerlikler taşıyan Russellcı mantıksal atomculuk teorisinin iddiası, deneyimlediğimiz her şeyin mantıksal atomlara çözümlenebileceğidir.

Bertrand Russell bu ufuk açıcı çalışmasında, mantıksal atomların fiziksel atomlardan çok tikeller, nitelikler ve ilişkiler olduğunu söylüyor.

  • Künye: Bertrand Russell – Mantıksal Atomculuk Felsefesi, çeviren: Dilek Arlı Çil, Kurtul Gülenç, Önder Kulak ve Cenk Özdağ, Alfa Yayınları

Şükran Kuyucak Esen – Ömer Kavur: Sinemamızda Bir ‘Auteur’ (2015)

Derinliği, sinema duygusu ve ustalığıyla öne çıkan Ömer Kavur sinemasının gelişimi, belli başlı duraklarıyla ele alınıyor.

Kavur’u tamı tamına bir Auteur yapan, filmlerini birer sanat eseri kılan unsurları irdeleyen Şükran Kuyucak Esen, aynı zamanda Kavur sinemasını zaman, mekân, insan, tema, dil ve yapısal özellikleri bağlamında ele alıyor.

  • Künye: Şükran Kuyucak Esen – Ömer Kavur: Sinemamızda Bir ‘Auteur’, Agora Kitaplığı

Kolektif – Devrimciler Ölmez (2015)

Henüz 23 yaşındayken, Mahir Çayanlarla birlikte Kızıldere’de katledilen Sinan Kâzım Özüdoğru’yu anma kitabı.

Kitaba katkıda bulunan Özüdoğru’nun arkadaşları, devrimci yoldaşları ve onu tanıyanlar, şiir, edebiyat, tiyatroyla ilgilenen; gençleri eğiten, gecekondularda çalışan bu örnek devrimcinin yaşamından önemli kesitler sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Devrimciler Ölmez: Sinan Kâzım Özüdoğru Kitabı, derleyen: Füsun Özbilgen, Ayrıntı Yayınları

Georgi Gospodinov – Doğal Roman (2018)

Bizde kısa süre önce ‘Hüznün Fiziği’ adlı muhteşem romanı yayınlanan Bulgar edebiyatçı Georgi Gospodinov, şimdi ilk romanı olan ‘Doğal Roman’ın yeni basımı ile yeniden karşımızda.

Gospodinov burada, kitabın adından da anlaşılabileceği gibi, “yüksek edebiyatın” “asil” ve “yüksek” konularından ziyade tuvaletlerden bitkilerin üreme biçimlerine ve oradan gündelik hayatın sıradan ayrıntılarına, tümüyle doğal olan konuların üzerinden ilerliyor.

Roman, anlatıcısı olan adamın eşinden ayrılmasıyla başlar.

Kahramanımız bu süreçte yaşadığı şoku atlatmak için hayat üzerine düşünmeye başlar.

Fakat bir süre sonra anlatı, asıl amacından sapmaya başlayarak tuvaletin tarihi, sinekler, arılar ve bir deli bahçıvanın hikâyesine doğru yol almaya başlar ve böylece çağdaş Bulgaristan’a dair keyifle okunacak bir anlatıya dönüşür.

Gospodinov’un “Sineğin bakışını anımsatan çokyönlü bir roman. Ve onun gibi, ayrıntılarla, sıradan gözün görmediği küçücük şeylerle dolu bir roman.” ve “Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap.” şeklinde tanımladığı bu muzip romanı, iç içe geçmiş kurmaca katmanlarıyla dikkat çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İsimler, isimlendirilmiş olanı kendileri yaratır. Sadece alegorilerle konuşmalıyız.”

“Tuvalet gözetlenmeyen tek umumi yerdir. Hükümetin mevcut olmadığı tek gerçek ütopya, herkes eşit ve içeriye girme amacını gerçekleştirme kılıfı altında istediği her şeyi yapabiliyor. Cezasız kalacağın kesin. Bu duyguyu sadece tabutta veya tuvalette hissedebilirsin.”

Künye: Georgi Gospodinov – Doğal Roman, çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, roman, 152 sayfa, 2018