Serge Guilbaut – New York Modern Sanat Düşüncesini Nasıl Çaldı (2009)

Sanat tarihçisi Serge Guilbaut, ‘New York Modern Sanat Düşüncesini Nasıl Çaldı’da, Amerikan avangardının egemen üslubu olan soyut dışavurumculuğun tarihçesini ve önemini araştırıyor.

Guilbaut, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sanat dünyasının, Batı’nın kültür merkezini birkaç yıllık bir sürede Paris’ten New York’a kaydırmayı başaran bir Amerikan avangardının doğuşuna ve gelişimine tanık olduğunu söylüyor.

Guilbaut kitabında, soyut dışavurumculuğun savaştan sonra kazandığı başarıyı, Amerikan hükümetinin savaştan önce ve sonra sanata karşı nasıl bir tavır takındığını, bu dönemde solcu sanatçılar ile eleştirmenlerin geçirdiği ideolojik dönüşümü ve Soğuk Savaş sürecinin bütün bunlara yansımalarını anlatıyor.

  • Künye: Serge Guilbaut – New York Modern Sanat Düşüncesini Nasıl Çaldı, çeviren: Elif Gökteke, Sel Yayıncılık, sanat, 296 sayfa
Reklamlar

Fidel Castro – Che’li Anılar (2009)

Kuşkusuz, bir insan ve bir devrimci olarak Che Guevara hakkında yazmak söz konusu olduğunda, bunu, Latin Amerika’nın çehresini birlikte değiştirdikleri Fidel Castro’dan daha iyi yapacak başka bir isim düşünülemez.

Bu kitap, kendisiyle 1987 yılında yapılan bir röportajda, “Che’yi hâlâ rüyamda görüyorum” diyen Castro’nun, büyük bir tarihi ortaklık yaptığı Ernesto ‘Che’ Guevara de la Serna’ya dair anılarından oluşuyor.

Castro’nun Che’yle ilgili anıları, konuşmaları, röportajları ve yazılarından oluşan kitap, hem kendisiyle Che Guevara arasındaki bağı hem de Küba’nın ilginç siyasal deneyimini anlamak açısından önemli ayrıntılar barındırıyor.

  • Künye: Fidel Castro – Che’li Anılar, çeviren: Mehmet Harmancı ve Murat Uyurkulak, Agora Kitaplığı, anı, 213 sayfa

David Graeber – Borç (2015)

Paranın keşfine dair şu ana kadarki tezler, bu aracın takas sistemine çare olarak yaratıldığı yönünde.

Fakat antropolog David Graeber’e göre, paranın icadından çok önce, insanlar gelişkin bir kredi sistemine sahipti, kredi sınıflı toplumun yükselişiyle ortaya çıktı ve o günden başlayarak borç ve borç affı politik tartışmaların ana konusunu oluşturdu.

Kitap, bunun gibi, paraya dair algımızı sorgulamamıza vesile olacak ilginç tezlerle öne çıkıyor.

  • Künye: David Graeber – Borç, çeviren: Muammer Pehlivan, Everest Yayınları

Kolektif – Marx’ın Para Kuramı (2018)

Karl Marx’ın para kuramı, üzerinden çokça zaman geçmesine rağmen halen tartışılmaya devam edilecek kadar önemli.

Bu kitapta bir araya getirilen on dört makale de, çoğunlukla Marx’ın en büyük başarılarından biri olarak övülen para kuramına dair güncel değerlendirmeler sunuyor.

Kitabın yazarları, bu kuramın güçlü ve zayıf yanlarını kapsamlı bir şekilde değerlendirdikleri gibi, kuramın klasik veya neoklasik iktisatçıların kuramlarına karşı neden bu denli başarılı olabildiğini de tartışıyor.

Kitapta yer alan kimi konular şöyle:

  • Marx’ın kuramında paranın meta doğası,
  • Tarihsel bakış açısından Marx’ın para kuramı,
  • Marx’ın kredi para kuramlarına getirdiği itirazlar,
  • Marx’ın para kuramının uzantıları ve yeniden inşaları,
  • Marx’ın para kuramı ve dönüşüm sorunu,
  • Marx’ın dünya parası kuramı…

Künye: Kolektif – Marx’ın Para Kuramı: Modern Değerlendirmeler, editör: Fred Moseley, çeviren: Aydın Ördek, Heretik Yayıncılık, 370 sayfa, iktisat, 2018

 

Michel Foucault – Ölüm ve Labirent (2018)

1877-1933 arasında yaşamış Raymond Roussel,  çağdaş Fransız yazınının en büyük öncüleri arasında yer alır.

Roussel o denli etkili olmuştur ki, gerçeküstücüler onun özgün imgelem yeteneğini göklere çıkarmışlardır.

Bunun yanı sıra “Yeni Roman” akımının önde gelen iki ismi olan Alain Robbe-Grillet ve Michel Butor da, Roussel’in dehasına hayran kalmıştır.

Böylesi bir etkilenme, Michel Foucault için de geçerli ki, elimizdeki bu çalışmasının tümünü Roussel’e ayırmıştır.

Foucault, şimdi ikinci baskısı yapılan bu kitabında, dilin doğası ile dış dünya arasındaki etkileşimi ya da kendisinin kavramsallaştırmasıyla “kelimeler” ve “şeyler” arasındaki ilişkiyi, Roussel’in yapıtları bağlamında irdeliyor.

Foucault, edebiyatı bir estetik dışavurum biçimi olarak değil, daha çok bir deneyim alanı olarak tasavvur ediyor ve buradan yola çıkarak Roussel’in yapıtları üzerinden dilin doğasına dair kapsamlı bir sorgulama yürütüyor.

Foucault, dilin bizler için bir labirent inşa ettiğini, bu labirentten çıkmanın da ancak ölümle mümkün olduğunu savunuyor.

Foucault, Roussel’in de, hem yapıtları hem de intiharıyla, kendisinin bu tezini ispat ettiğini düşünüyor.

  • Künye: Michel Foucault – Ölüm ve Labirent, çeviren: Savaş Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, felsefe, 158 sayfa, 2018

Burak Onaran – Padişahı Devirmek (2018)

Burak Onaran’ın bu önemli çalışması, payitaht İstanbul’da, padişahı devirmek üzere isyan planları yaparken 1859 ve 1867 yıllarında ortaya çıkarılmış olan, Kuleli ve Meslek (Meslek Cemiyeti) isimleriyle bilinen isyanları yeni bir bakışla değerlendiriyor.

Bu isyanlar önemliydi, zira 17. yüzyılın başından beri yeniçerilerin 1826 yılındaki ilgasını takip eden dönemde hükümdarın iktidardan düşürülmesi veya öldürülmesi hedefine yönelik ilk girişimlerdi.

Kitap bu yönüyle, yeniçerilerin artık sahnede olmadığı dönemde Osmanlı padişahını devirmeyi hedefleyen yeni tür isyanlar ve isyancılar üzerine bir inceleme olarak okunmalı.

Daha önce yapılmış, bu isyanlara dair çalışmalar, daha çok isyanın elebaşlarına odaklanmakla sınırlı kalmışlardı.

Onaran’ın çalışması ise, bu iki siyasi isyanın tarihini yeniden yazdığı gibi, isyanların özgün yapılarını, işleyişlerini ve stratejilerini mercek altına alıyor ve mensuplarının siyasi taleplerine, motivasyonlarına ve sosyal profillerine ışık tutuyor.

Her iki isyanın özgün yönlerini 1850’li ve 1860’lı yıllardaki toplumsal ve siyasi dönüşümler bağlamında sorgulayan kitabın, özellikle Osmanlı’da siyasi alanın söz konusu dönemde geçirdiği değişimlerin daha iyi anlaşılmasına büyük katkı sağlayacağını söyleyebiliriz.

Künye: Burak Onaran – Padişahı Devirmek: Osmanlı Islahat Çağında Düzen ve Muhalefet, çeviren: Saadet Özen, İletişim Yayınları, tarih, 430 sayfa, 2018

İrem Güler – Kafa (2015)

Toplumun beklentileri, bizim gelecek hayallerimiz ve gündelik hayatın hayal kırıklıkları kolumuzu kanadımızı kırıyor.

İrem Güler’in bu romanında karşımıza çıkardığı ve toplumsal dayatmalardan bunalmış Duygu’nun ise, trajikomik bir biçimde kafası sürekli olarak büyümektedir.

Ancak dışarıdan bakıldığında garip görünen bu durum, Duygu’nun aile, üniversite, kadın olmak, evlilik, para, hastalık gibi konulara daha alaycı yaklaşmasına vesile olmaktadır.

  • Künye: İrem Güler – Kafa, Okuyanus Yayınları